Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
TARİHLE OYNAMAK... (Dr. Mehmed Niyazi Özdemir)

Bütün milletlerin gelecekleri mazilerinde saklıdır. Tarih, milletlerin imkan ve karakterlerini sakladıkları bir hazine odası gibidir... Bir milletin tarihi o milletin hafızasıdır. Sağlıklı bir hafızaya sahip olan milletler sağlıklı olmaya namzettir. Şüphesiz bir milletin bünyesinde türlü zayıflıklar ve arızalar olabilir. Bu nakisalardan kurtulmak için tarih tek başına yeterli de olmayabilir. İyileşmek ve güçlenmek için başka unsurlara da ihtiyaç duyulur. Fakat milletlerin sağlıklı bir yapıya kavuşmaları için en önemli etken, nirengi noktası milli hafızadır. Bu bakımdan milletlerle insanlar arasında benzerlik vardır. Hafızası gerçeklere istinad etmeyen milletler, psikiyatrinin sahasına giren insanları andırırlar.



Hafızası realiteyi ihtiva etmeyen bir kişi hastadır; yapmadığı şeyleri yaptığını, yaptığı şeyleri yapmadığını zannedebilir. Mazisinin aslı astarı olmayan olaylarla dolu olduğuna inanabilir. Ömründe tavuk dahi kesmediği halde, kendisini pek çok kişinin katili zannederek polisten köşe bucak gizlenebilir. Aynen bunun gibi yanlış toplumsal hafıza da milli felaketlere sebep olabilir.

Resmi tarih zaman ırmağında akan milletler için bazen zaruret haline gelebilir. Milletlerin muhataralı dönemleri olur. Böyle durumlarda yönetimi ellerinde bulunduranlar paniğe meydan vermemek için bazı konuları gizlemeyi zaruret addedebilirler. Fakat bu kesintinin uzun sürmesi, tarih algılamasının ve dolayısıyla tarihin ray değiştirmesi sonucunu doğurabileceğinden ciddi devlet adamları tedbirler alırlar. Milleti ürkütmeden, yumuşak bir tarzda gerçeklerin araştırılmasına ve bilinmesine imkan tanırlar.

Gece baskını şeklinde yaptıkları darbelerle işbaşına gelen diktatörler resmi tarihi istismar etmişlerdir. Onların idareye el koymalarını, hatta diktatörlüklerini haklı göstermek için resmi tarihin sayfalarında öyle hayali olaylar yer alır ki, okuyanın sadece dudaklarında bir tebessüm kalır. Üzücü olan şudur ki; o dönemleri yaşamamış olan körpe dimağlar yazılanların ve anlatılanların tesirinde kalabilirler. Bu diktatörlerin en büyük didişmeleri kendilerinden öncekilerledir.

Onları milletin kaderine tasallut etmiş kişiler olarak gösterirlerken, kendilerine methiyeler yazdırırlar. Kendilerinden önceki devirler ebedi bir karanlığa itilerek onlarla başlayan bir milat ortaya çıkar. Bu da milleti hafızasından koparır. Millet günün birinde gözlerini bir felaketin içinde açar, eksiklerini hisseder, ama neler olduğunu bir türlü teşhis edemez; çünkü idraki silinmiş yahut yanlış yönlendirilmiştir. Böyle olduğunda yeteneklerinin çoğunu kaybetmiş bir sosyal şahsiyet olarak milletler camiasında varlığını da sürdüremez. Zaman, insanlık medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunmayan milletin toprağını çoraklaştırır; onu bir girdaba sürükler. Böyle milletler için tarihin mezarlığına giden süreç başlamıştır.

Milli hafızanın karşılaştığı en ciddi tehlike zannederim ideolojik tarihtir. Guizot'a göre Fransa'yı gün ışığına çıkaran burjuvadır; dolayısıyla Fransa'nın kaderine hükmetmek sadece onun hakkıdır. Marksistler de tarih yapıcıları olarak emekçileri putlaştırırlar. Gerçek demokrasinin işçi diktatörlüğü olduğunu savunurlar. Bu tip anlayışlar milletin büyük bir çoğunluğunu yönetimden uzaklaştırır. Sadece demokrasiyi değil, toplum huzurunu da yok eder. Kişiliğini idrak eden fertler sürü misali güdülmeyi onursuzluk saymazlar mı?

Tarihi maddeciler ise tarihi ideolojik açıdan çok farklı yorumlarlar. Ona determinist bir karakter yüklerler. Komün hayatından gelen insanoğlu değişik cemiyetlerde belli aşamalardan geçmek zorundadır. Olayları da hep sınıf açısından ele alırlar. Aslında tarih ne determinist karakter taşır ne de sınıflar sosyal bünyenin değişmez vakıalarıdırlar.

Gerçekle hiç ilgisi olmayan tarih anlayışıyla Ruslar mazilerini ele alınca, işte o zaman Ekim ihtilalinden daha büyük devrim yaptılar. Kiliselerine, resmi binalarına hatta evlerine bakan, Rusların üslup sahibi olduklarını görürdü. Üsluplarıyla beraber büyük adam yetiştiren potansiyellerini de kaybettiler. Komünist ihtilalinden sonra ne bir Dostoyevski'leri ne de bir Gogol'ları doğdu. Daha bu telakkinin bütün acı sonuçları derlenmedi; zira sosyal olaylar meyvelerini geç verirler. Tarih bir yaz-boz tahtası değildir. Tarihle oynamanın bir millete ne büyük felaketler getireceğini insanlık, kaderin Rusların ve benzeri milletlerin önüne koyacağı hesapta görecektir. 

Dr. Mehmed Niyazi Özdemir



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)