Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
FLORESAN DEĞİL GÜN IŞIĞI (M.Naci BOSTANCI)

Son zamanlarda ülke siyasetine vaziyet etmek amacıyla kurulan parti sayısı kırkı aştı. Ayrıca bir kısmı da oluşum halinde. Daha kurulanların ne olduğu, ne yapacakları belli olmadan arkalarından “yeni” partilerin sökün etmesi aklın ölçütlerine göre ilginç bir durum. İster istemez insan, yeniliğin “taze”lik gibi zamana ilişkin bir kayıt; farklılık iddiasının ise sahadaki mukayeseden yoksun “kendinden menkul” bir iddia olabileceğini düşünüyor.



Bir ülkede parti sayısının çok kısa zamanda böylesine yükselmesi, en yalın ifadeyle işlerin yolunda gitmediğini gösterir. İnsanlar hallerinden şikayetçidirler ve mevcut imkanlarla bir çıkış yolu görmekte zorlanmaktadırlar. Esasen adları, sembolleri farklı partiler birbiri ardına halkın karşısına çıkıp kurtuluş vaadinde bulunurlarken, söylemlerinin en merkezi ifadelerinden birisinin “yeni oluşum” olması da bu ruh haline tekabül eder. İçerikten dahi neredeyse önce gelen bu “yeni” sözü, öncekilerden radikal bir şekilde farklı olunduğu izlenimi üzerinden seçmenle bağ kurmaya yöneliktir; “oluşum” ise, halka açıklık, katılım göndermesiyle “Gelin birlikte yapalım.” mesajını iletir. Hatta yine seçmendeki aynı ruh hali dolayısıyla “eski” siyasi partiler bile kendilerini yeniden “bir yeni oluşum” biçiminde örgütlemek, çekidüzen vermek, yeni sözler etmek, öne yeni yüzler çıkartmak lüzumunu hissetmektedirler.

Esasen “yeni” olmanın neredeyse başlı başına bir kifayet unsuru haline geldiği bu tuhaf politik hava, baskın karakteriyle kimi “temel sorunları” gözlerden ırak etme tehlikesi taşımaktadır. Bunlar üzerinde durulmaz, tartışılmaz ise, gerçek sorunların yerine ikame edilmiş hayalileri üzerinden hiç kimseye hayrı olmayacak simülatif çözümlerden öteye gidilemeyecektir.

Bugün bunca partinin kurulmuş ve kuruluyor olmasının ardındaki sorun alanlarını şu şekilde sıralayabiliriz: Modernleşme ve dışa açılmanın getirdiği toplumsal parçalanmaya mukabil olarak, yeni ortak değerlerin üretimi yolunda yeteri ölçüde entelektüel ve politik performans gösterilememiştir. Aksine siyasi partiler toplumsal parçalanmanın fay hatlarını takip eden politikalarla var olmaya çalışmışlar, böylelikle sınırları derinleştiren bir performans ortaya koymuşlardır. Doksanlı yıllarda yapılmış olan seçim sonuçlarına bakıldığında, aldığı oylar itibarıyla Türkiye’ye dengeli bir şekilde dağılmış parti olmadığı görülür. Tıpkı Anadolu beylikleri gibi her biri belli bir bölgede güç sahibi durumundadırlar.

Türkiye’de siyasi partilerden önce doğrudan siyaset güçsüzdür. Siyaset marifetiyle sorunların çözüleceğine dair beklentiler zayıftır. Devletin küçültülmesi, hükümetin küçültülmesi, teknokratlar hükümeti kurulması gibi kimi temenni ve iddiaların arkasında, başka birçok nedenin yanı sıra siyasete ilişkin bu güçsüzlük değerlendirmesi de vardır. Siyasete ve siyasetçiye karşı güvensizlik yaygındır. Otomobilin şoför koltuğuna oturanın kişilik değişimine uğradığı kanaatine benzer şekilde, siyasete atılanın da kim olursa olsun değişeceğine, olumsuz bir kimliğe bürüneceğine inanılmaktadır.

Siyasi partiler bu toplumsal ve politik ortamda küçülmekte, kendi içlerine kapanmakta, dışa açık nesnel bir dil yerine mistik ve kışkırtıcı bir cemaat içi dil üzerinden kendi varoluşlarını garanti altına almaya çalışmaktadırlar. Bu dilin dışa yönelik biçimi ötekini olumsuzlamaya dayalı negatif bir dildir; yaratıcı, üretici, sorunların çözümü bakımından işlevsel olabilecek muhakeme edilebilir bir dil değildir. Böylelikle siyasetten ve ekonomiden kopmuş bir dille oluşturulan müktesebat, sorunların hallinde kafi gelmemekte, toplumsal kaynakların clientel kullanımı beceriksizliğin yerine ikame edilmeye çalışılmaktadır.

Kalite gibi kalitesizlik de bulaşıcıdır. İyi futbol oynayan bir takım kötü oynayan ile karşılaştığında kendi oyun tarzından uzaklaşır, tanınmaz hale gelir. Türkiye siyasetinin performans kriterlerinin süreç içinde negatifleşmesi bir kısırdöngü yaratmış, güçsüz partiler döngüyü kıracak kudretten yoksunlukları dolayısıyla (iyimser yorum elbette) rayiç değerlere bile bile boyun eğmiş, böylelikle elbirliği ile herkes için güçsüzlüğün önü daha da açılmıştır. Tam da burada Türkiye siyasetinin ilginç bir özelliğinin altını çizmek gerekiyor. Mevcut siyasetler zikredilen sorunları çözme, taşları yerli yerine oturtma kudretinden, iradesinden, örgütlenmesinden, kadrosundan yoksun olmakla birlikte, ötekilerin böyle bir performans göstermesini önleyecek ölçüde de alanlarındaki hakimiyetlerine halel getirmeyecek donanıma sahiptirler. Böylelikle olumsuzluğun “dehşet dengesi” denilebilecek bir durum ortaya çıkmıştır.

Siyasetin güçsüzlüğü, partilerin yetersizliği, seçim sürecinden geçerek temsiliyet hakkı kazanmamış başka aktörlerin alana girmesine zemin hazırlamıştır. Bürokrasi, iş dünyası, medya siyasetin usûlleriyle ülke sorunlarına vaziyet etme doğrultusunda yapılanmalara sahip olmuşlardır ve zilliyetten doğan bu “hak”larını kolay kolay geri vermeye yanaşacak gibi de görünmemektedirler.

Bu temel sorunlar şüphesiz daha açılabilir ve bunlara eklemeler yapılabilir. Yeni oluşumların kendilerini sınamalarına da vesile olacak asıl konuları ıskalayarak, kolaycı bir politik matematikle iddia sahibi oldukları toplumsal kesimin halihazırdaki sahibini sarsmaya, onu gözden düşürerek yerini almaya yönelik bir strateji uygulamaları her bakımdan anlamsız olacaktır. Orijinalinin kötü bir kopyası olmaktan öteye geçmeyecek olan böyle bir girişimin mümkün zaferi, “beyliğin” topraklarında birkaç köyden müteşekkil bir mülk sahibi olmaktan ibarettir.

Öte yandan modern dünyadaki siyasetin bir temel çelişkisi yeni oluşumların da önünde durmaktadır. Siyaset kendi somut maddi zemininden imajların hayali evrenine doğru bir kayma göstermektedir. Böylelikle imaj, kitle iletişim araçları üzerinden kendisini gerçeğin dublikasyonu olarak takdim etme gücü kazanmıştır. Bu hal, siyasetin ancak imajlar üzerine inşa edilebileceği, son tahlilde bunun her bakımdan kafi geleceği şeklinde bir mantaliteye ve bunun yedeklediği (iktidar olunması halinde işe yaramaz) bir birikime yol açmaktadır. Karizmatik kişilerin öne çıkartılması ya da karizma inşası, her derde deva veciz sözler bulunması, esinleyici, baştan çıkartıcı repliklerin dolaşıma sokulması gibi “makyaja” dayalı faaliyetler zamanla her şey haline gelmekte, bunun arkasında fikirden ve işlevden yoksun, kerameti kendinden menkul bir değerlilik duygusuyla yoğrulmuş siyaset aktörleri oluşmaktadır. Fikri önermeler dolayısıyla sağlanan başarı o önermelerin yerine getirilmesine dair bir borç doğurur. İmajlar ile elde edilen başarı ise, iktidarın elde tutulması ve sürdürülmesi için yegane performans alanı olarak yine imajlara dayalı bir faaliyeti zorunlu kılar. Oysa sorunlar imajlarla çözülmez, olsa olsa mumu yatsıya kadar yanacak sahte bir atmosfer kurulabilir.
 
Önümüzdeki dönemde yeni siyasi oluşumlar ne yapabilir, diye düşünüldüğünde, bunun teorik ihtimallerle tüketilemeyeceği, asıl belirleyicinin sahadaki performansları olacağı hesaba katılmalı. Siyasetin turnusol kağıdı; büroların, iş merkezlerinin floresan ışığı, dar bir çevrenin kendi kendine oluşturduğu kurtuluş mitosları değil, doğrudan gün ışığı ve hayattır. “Kıymetinin bilinmesi ya da kıymetini bildirmek” gibi her halükarda kıymete atıf yapan ikilemin dışına çıkılmalı, siyasette “kıymet” denilen “şey”in de, romantik bir ifadeyle söyleyecek olursak, halkın gözlerinden okunabileceği unutulmamalı. Ancak sözün tam da burasında hemen bir dipnot bildirmekte fayda var: “Yeni oluşum” yolunda mesafe almak, tüm politik ve entelektüel birikimleri ifade etme iddiasındaki artık saçma bir söylenmeye dönüşen yeni ve oluşum ile kendi var oluşunu zımnen bir dolgu maddesi gibi takdim eden “siyasetteki boşluğu doldurma” sözlerinden yakayı kurtarmaktan başlıyor gibi görünüyor.

M.Naci BOSTANCI



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)