Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Türk’ün/Türklüğün Yeni Turanı (Muhittin ARAR)

Konuşmalar -2-

Deha ve vasat insan... Küçük kültürler deha üretebilir mi? Akıl... Aklı işletmek, akıl tutulması, akıl karışıklığı kavramaları hem ferdin hem topyekun milletin karşılaştığı bir durum mudur? Aydını, girişimcisi, yöneticisi bu karmaşayı yaşarsa nelerle karşılaşırız? Şimdi, yeryüzü insanlığı ve umum Türk dünyasının içinde bulunduğu durum bu mudur?



Şüphesiz yeryüzü insanının düştüğü  buhran, tam bir akıl karışıklığıdır.  Birinci derecede hem günlük hayattaki kaygıların, mutsuzluğun giderilmesi, mutluluğa dönüşmesi  aydınlık kafalarla, temiz yüreklerle olur.   Tersine bir durum, “kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle duyan/inanan” kadroların yokluğu bu karmaşayı arttırır. Bizdeki durum da budur.

Hayıflanıp dururuz, bizdeki buhranın kaynağı nedir, diye. Karaya vuran sebeplere bakıyoruz karşımıza çıkan en tehlikeli ve elem verici tarafı  akıl karışıklığıdır. Anlaşılması için örneklemekte yarar var: Son ayların yaşanılan sarsıcı gelişmelerinden bir “Hırant Dink Olayı” var. Ondan evvel çok uzun süreçte benzeri olaylar... Bir başka örneği hatırlatalım: Adına, ”İkinci Kırım vakası” denilen “1 Mart tezkeresi...”

Her kafadan bir ses çıktığı doğrudur. Küçük hesaplarla oh çeken, hayıflanan, kendini ve toplumu yanıltanlar gırla gidiyor, gidecekte... Bu hususlara geçeceğim. Asıl amacımız bu noktalar üzerinde durmak olmadığı halde. Osmanlı Türk Devletinin umum Ortadoğu’dan tasfiye edilişi sürecine dikkat etmek gerekir, Afrika’dan, Kafkas yurtlarından...

Akıl karışıklığı...

Kimilerinin sözüm ona milliyetçi bakışla olsun, küresel güçlerin araçları gibi bakanların veya uluslararası sermayenin para ve mal hareketinin veya ülkeler, milletler üzerinde oynadığı oyunların bir parçası gibi kendini görenlerin, hemen birbirine aykırı görüşleri savunanların bir Irak’ın Kuzeyi’ne, Körfez işgaline bakışında hayıflanmaları var: “1 Mart Tezkeresi geçmeliydi.” -Veya-“1 Mart Tezkeresi niçin geçmedi?” İçinde bulunduğumuz sıkışmanın, özellikle ABD ve müttefikleri olan İngiliz ve umum AB’nin saldırısında oyunun dışında bırakılışımızın bir ödetmesi olarak bakılabiliyor. Burada kim yanıldı -veya- kimler ihanet etti, gibi sorularla karşılaşıyoruz. Bu, gibi sorular yine belirtelim daha uzun yıllar gündemimizi işgal edecektir.

Afgan işgaline bir not düştük yukarıda. Olsun diyenler çıkacaktır...

Deniliyor, “Efendim, Türk Ordusunun Mehmetçiğin Irak’a girişinde tezkerenin reddini temin eden ufuksuz CHP’lilerle – ki sırf muhalefet olsun diye, veya ucuz “ulusalcılık yapmışlardır”- özellikle AKP içerisine yuvalanmış Barzani yanlılarının yaptıklarıdır. Yine, “eğer, İşgal güçleri olan İngiliz ve ABD gurkalarıyla Türk askeri de birlikte girseydi güneyimizdeki bu ateş depremi yaşanır mıydı!?...”Yine, ” O topraklardaki kardeşlerimiz Türkmenler, münhasıran Kerkük Türkü şimdi bu perişanlığa düşer, ilerisini söyleyelim bir katliamla tehditi yaşar mıydı?” Güya,“Kerkük petrollerinden payımızı alırdık. Belki de petrol boru hattının güzergâhı İsrail’e yönlendirilecek. İleride olası bir krizde petrol de temin edemeyebiliriz, filan...”

Peki, bu noktada durumu sorgulayalım: Tezkere öncesidir. İşgal güçleri İskenderun’dan Habur’a kadar devam eden en uzun kara topraklarımız boyunca 70 bin gurkasını konuşlandırmaya kalkışmış, pek çok bina ve toprağı kiralamaya başlamıştır. Başarılsaydı, gurkaların sayısı bir kaç yüz bini geçecekti. Belli ki buralarda kalıcı olmayı hesaplamışlardı. Tırabzon Limanı, Gölcük ve Sabiha Gökçen havaalanlarının ne ilgisi vardı kullanmaları için?..

Girseler, kırık çizgilerle bir Hatay-Rize hattında kalıcı olmaya çalışacaklar ve “Turuva atı hikâyesi”nde olduğu gibi, bizler, ülkemizi elimizle işgal ettirmiş olmayacak mıydık? Kışkırtmalar şimdi de sürüyor ama, bir hesaplı-kitaplı  kalkışmayı üstlendiklerinde ne yapacaktık? Bu dehşetin parayla pulla telafisi düşünülebilir mi? Ne yazık, ki görünüşte dolar-petrol görüşmeleri, tartışmaları yaşanmıştır.

Toprağı ve özgürlüğü paraya tahvil görüntüsü...

Bunun üzerinden iç siyaset yapan/ yapacak zavallılar iyi düşünmelidir. “Tanrı milletimiz esirgemiştir”; o kadar!.. Tam bu noktada sorgulanması gereken asıl konu şudur: Mustafa Kemal, Başbuğ ve akla gelebilecek tarihin kahramanları ne yapardı bu durum karşısında? Şüpheniz olmasın, ABD ve diğer işgal güçlerine açıkça duyurarak Mehmetçiğin başında girerdi Türkmeneli topraklarına. Dahası bu vadide tek Türk/Türkmen olmasa dahi. Birincisi bu topraklar Anadolu’nun doğal uzantısıdır. Bizler Türkêli’nde devlet kurmamışken Bağdat dahil o topraklarda devlettik. Kaldı ki,1918’den beri o topraklar bizi bekler. İster “süper” dedikleri işgal güçleri bizlerle karşı karşıya gelmeye cesaret etsin, ister Bağdat’ı şekillendirmekten ibarettir;”hesabımız uyar” numarası çeksinler Mehmetçik ve komutanları, siyasi iktidarın her türlü varlığı ile çoktan, nöbete durmuş olurdu. Bunlar Çanakkale nutukları çekmekle  olmaz!... Sorun: güvenilmez ve özgüveni olamayan taşeron firmaların elinde kalmaktır. Bunda çaresiz ve çözümsüz görünmektir. Aklını “benzin’e mazot’a”, “dolar’a simit’e” ayırmışlarla devlet olma şansı olmadığı gibi maskara olmaktan öteye de geçilmez, her türlü baskıyı, aşağılanmayı veya dile çalınan balı(!) yerisin…

Yine, Birinci Körfez kırizinde topraklarımızdaki üsler ABD tarafından kullanılmadı mı?  İşgal güçleri tarafından kullanıldığını dünya âlem biliyor... Saddam’ın bir çılgınlığıyla başlayan/ daha doğrusu başlatılan gelişmeler karşısında en çok kayba uğrayan ülke biz olmadık mı? Türk ekonomisi kontrolden çıktı neredeyse. PKK belası yeniden hortlatıldı. Mehmetçikle vuruşanlara Çekiç Güç’ün her türlü desteği verdiği bilinmeyen hususlar değildir. ABD ve işgal güçleri yine; Alman’ı, Fıransız’ı bunları yapmıştır hem topraklarımızda. Başka ülkelerde bunları eğiterek, silah ve mühimmat vererek, basın yayın araçlarıyla her türlü yıkıcı, sinir bozucu eylemleri destekleyerek saldırmış/saldırtmıştır...

Bu noktada dahi milli duruş sergilemekten aciz iktidarlar, en azından İncirlik’teki Amerikan üssünü kapatmamış, İsrail’le “silahların modernizasyonu” antlaşmasına son vermemiş, Pentagon-CIA-Mossad fitnesiyle istihbarat alışverişi, teknik yardım almak hatasına son vermemiştir. Bu tedbirlerin gerçekleştirilmesi özgürlük adına atılmış ilk adımlardan olacaktır... Hani bir koyup üç alıyorduk, alırdık... Yok öyle bir şey. En az bir buçuk asırdır İngiliz Osmanlı topraklarını kan gölüne niçin çevirmişse bugün de aynı gerekçelerle buradadır: Tarihin getirdiği Türk düşmanlığı!..

Kiliselerin, yani Vatikan ve her türlü din adıyla ortaya sürülen sürülerin ve güçlerin bin yıllık bir karşılık alışı, Türk’ü bu topraklardan söküp atma iddiaları.... Petrol, kömür başta olmak üzere her türlü yer altı ve yerüstü zenginliklere konmak. İnsanlığı sömürmek, insanlığı bir mal olarak görmek... Özal-Buşt ikilisinin kardeşliği  şimdi, ne anlama gelmiştir anlamıyor muyuz? Yine denebilir; “ O gün yine ordumuz girseydi...”

Karabağ...

Şimdi de başka bir vadiden düşünmenizi istirham edeceğim: Kafkaslara, dahası Turan-Türk topraklarına ikinci İsrail olarak konuşlandırılan Ermenistan’a bakınız. Asrın başından beri Türklüğe tehdit olarak yönlendirilmiş, onların eliyle akıl almaz vahşetleri yapmış bu insanlar. Arada Türk devlet yetkililerine yaptıkları hatırlanıyor. O kadar... Karabağ... Azarbaycan topraklarını işgal edişleri Rus’un, Fıransız’ın emri ve desteğiyle. Orada işledikleri insanlığa, Azarbaycanlı  Türk kardeşlerimize uyguladıkları  tüyler ürpertici katliam ve soykırımlar,  Karabağ’a ve Azarbaycan toprağının üçte birine el koyuşları...  En az bunlar kadar mühim olan Türkistan’la Türkeli, yani Türkiye’nin bağını koparma, kanlı bir kılıç gibi toprakları ikiye ayırma hepinizin derinden düşündüğü, üzüldüğü hadiselerdir. İşte bu noktada İngiliz’i, bir başka gücü çıksa karşımıza?...

“Evet denilebilir mi?” Mübarek Erzurum’u, Kars’ı çiğneyerek, yüz binlerce gurkası, lejyoneri ile,  -geçici de olsa-  “Topraklarınıza yerleşip geçeceğiz,  onlara haddini bildireceğiz. Ermenilerin, Azarbaycan topraklarını hakka hürriyete kavuşturacağız” deseler; “evet” mi diyeceksiniz? Evet, halinde benim kanım donar. Bakınız ibret bir açıklamayı yazıyorum şimdi , anlaşılması gerekir. 28 Nisan günü, Ankara Tandoğan’da düzenlenen bir mitingde –Mitinge ait notları bir başka yazımızda aktaracağız yine!-Irak Türkmen Cephesi’ (İTC)nce düzenlenen ,”Telafer’den Mendeli’ye Türkmenêli Türk’tür, Türk kalacaktır!” haykırışları arasında, Irak’ın kuzeyinde yaşanılan vahşete karşı “ayağa kalkma ve direniş” çağrısında,  yüz binlere haykıran Cephe temsilcisi Ahmet Muratlı Bey, olması gereken bir Türk tavrını açıklıyor: İngiliz işgâliyle başlayan Türk/ Türkmenlere karşı işlenen sistemli katliamları/soykırımları anlatmış ve bir tespitte bulunmuştur: “İngiliz’lerden sonra o topraklara bela edilen kukla yönetimler bizleri o topraklarda yok etmeye çalıştı. Türkmen liderler başta olmak üzere işkenceler, tutuklanmalar, toplu katliamlar birbirini izledi. Türkmen öncüler bin bir işkence ve eziyetten sonra Kerkük sokaklarında gezdirildi ve kimi kurşunlara dizilerek şehit edildi, kimi idam edildi.”

Türk-Osmanlı bu toprakları İngiliz gurkalarına terk etmek zorunda kalmıştır. Lozan’da karşımıza dikilen başta İngilizlerdir. Musul Kerkük’ü bir zamana bırakmamızı sağlayanlar da onlar olmuştur, İngiliz ve ötekilerin sinsi oyunlarının bir parçası haline getirilen bugünkü çakalların üç göbek öteleri…

Irak Türk’ünün feryadı Şırnak’ı, Cizre’yi aşıp ta bize ulaşmamıştır, öteki Türk yurtlarında yaşananlar gibi…“59’da, 74’te, 80’de, 90’da bu katliam ve soykırımlar, sürgünler artarak devam ettirildi...” Türkmeneli ile aramıza döşenen mayınların lojistik desteği kuzeyi güneyi yok, tekniği parası, hesapları olan hemen herkestir. Başta İngilizler ve İsrail olmak üzere şimdi “sokağın kabadayısı” olarak kullanılan süper güçlerin, çok uluslu şirketlerin temsilcisi Amerika –İngiliz’in iki asırdır sürdürdüğü; Afganistan, İran, Ortadoğu, Hindistan ve bilinen cümle müstemleke kıldıkları yerlerde yaptıkları bin bir hüneri burada tecrübe etmek suretiyle- dün, Koca Amerikan kıtasında milyonlarca yerliyi katlettikleri gibi, vahşeti Türk’e çevirmişlerdir:   nlığı ile birbirine kırdırdılar. Bağdat kan akıyor; Telafer, Kerkük... “

Muratlı’dan , “Bizler aziz ve yüce bir milletin çocuklarıyız. İşin başka boyutu bizler için üç günlüktür, üç günümüzü alır. Bizler o topraklarda yaşayan herkese yardım etmek, ellerinden tutmak ve Türk’ün barışçı, adil kardeşlik anlayışıyla o topraklara sahip çıkmalıyız. Unutmayalım ki, o topraklara bizler çok önceden yerleşmiş, üzerinde beylikler, devletler kurmuşuz... O topraklar Anadolu’nun doğal uzantısıdır” benzeri açıklamalar, hatırlatma ve çağrılar...

Mitingde, o muhteşem heyecan anında, ayranımızın kabardığı demde bile dikkatle söylenen sözler, Türk’ün binlerce yıl sonrasına bir not düşmedir. Gençlik, millet, devlet, ordu... Özeti:  maşeri bir Türk birliğinin yola çıkmada gecikemeyeceği demde bir “Türk bakışı”nı yansıtması...

Her mücadele, savaş, özgürlük, ekonomik ve toplumsal gelişme tek gücün başardığı iş değildir. Şirketlerin arkasında işgal güçleri, ordular. Zafer ordularının arkasında aydını, yöneticileri. -Bir ara söz olarak kaydetmekte yarar var.- Niçin eğri büğrü konuşalım, “Çalınmış Hudutlar”ın iki yakasında olanlar, Mehmetçiğin, dahası Türk devletinin bu gecikmiş görevi üstlenmesini istediğini yaşadık. Konuyu devam eden satırlarda ayrıca ele alacağız... AB teraneleriyle düşürülen duruma bakın. Yok,”uyum”muş(!)  Tarihi öfke ve kinlerden kurtulma adınadır; iddia: Yanlışmış(!)   Tarih ve Edebiyat derslerinde, kitaplarda yakın uzak geçmişimizde yaşanılan vahim hadiseleri okutmak...

Taktik beyanat...

“Para getirme” veya “ucuz  parti tanıtımı” adına  Kahraman Maraş, Gaziantep, Şanlıurfa direnişini çıkaracaksınız. Alçak Fıransız işgalcilerini örtbas etmek, unutturmak  için ne efsaneler uyduracaksınız?. Çanakkale’yi, oradaki ruhu söndüreceksiniz...

Mustafa Kemal’in bir duyguyla kullandığı -veya taktik bir açıklamadır sayınız- öldürülen düşman askerleri için;  ”Bu topraklarda ölenler artık bizim evlatlarımızdır; anneler üzülmeyiniz onlar kendi vatanlarında yatıyor” sözü, karşı tarafa, o anlık ucuz bir tesellisidir; özü itibariyle doğru anlaşılmamıştır, yanlıştır... Elbette ölüye husumet gibi patalojik bir şehveti teklif etmiyoruz, ancak yeniden yüksek sesle düşünmek gerekir:

Avustralya, Filipin uzağından veya Afrika’dan gelecek ve mübarek Anadolu topraklarını vahşice yakıp yıkacaksın, yüz binlerce körpe fidanı şehit edeceksin... Bizler, bu kan ekenlere çiçek verecek değildik her halde?... Bunlardan öldürülen, gebertilenler olacaktır. Köklerine kibrit suyu dökmek “bir Emr-i Hak iken!...” Güya Filipinli, Avustralyalı yerliler Çanakkale Savaşı ile milli bir kimlik kazanmışlardır.

Her yıl Anzak koyuna gelen on binler, İngiliz uşağı yetkililerin nutuklarıyla başlayan “Şafak ayini”nde mübarek toprakları yeniden çiğniyor, Osmanlı-Türk şehitlerimizin kemikleri üzerinde danslar, gösteriler yapıyor. İleride daha neler yapılacaktır göreceğiz.(Görmek istemeyiz elbette…) Ve, aklınız vicdanınız alır mı? Kan davası peşinde olmamak başka şeydir.  “Çanakkale Geçilmez” destanını yazanların toprağı  şimdilerde, artık, onların tören, şölen üssü mü olacaktır? Bu yetmemiş, -savaş tertibinde- yamyamların savaş kıtası, tam da koylarda gösteri yapılır,  Papaz dualarıyla, ”Şafak ayini”ne çıkılır, zafer marşları çalınır... Ne adınadır bu aşağılık anlayış?  Barış mı? Para mı? Ülke tanıtımı mı? Elin iti bir özür dilemiş midir, emperyalizma adına çakallık yaptığı, vahşetlerde bulundukları için?

Bin kere yazıklar olsun, bu aymazlıklar şehitlerimiz adına lanetlenecek bir durumdur... Çünkü, İngiliz hayvanlaşmasına alet edilen ilkel kabilelerden getirilip Mehmetçiğe, sivil insanlara; kadını, kızı, çocuğu kan doğrayan, toprakları-mızı yakan güruhu bir de kırmızı güllerle mi karşılasaydık? Üzüntünüz bu mu? Öykünüp duranlar, onların sürtünmesinden  zevk alabilirler, ama milletimiz asla!... Bu sözler, millet için, milletimiz için: “Hesabın kitabın, ülkün davan varsa  yaparsın her türlü hazırlığını, elin itinin defterini dürersin, hesabını görürsün.” El kerametiyle bir iş yapılamayacağını da anlamalıyız. 

Allahın izniyle bunlar olacak. Milletler sorunlarını halleder er veya geç. Milli ülküler, sorunlar millet denilen hadise yaşadıkça bir bir gerçekleşir... (Devam edecek)

Muhittin ARAR



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)