Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
ÖZÜM ÖZÜMLE DANIŞIRAM (Dr. Rıdvan ÖZTÜRK)

 

Türk dünyasında ayrılığı ve birliği en iyi yansıtan sözlerden biri Azerbaycan başkanın söylediği “İki devletli tek bir millet” sözüdür. Aslında çok devletli tek bir millet demek daha doğrusudur. Ama sözün ayrılık tarafına değil, birlik tarafına yönelik bir hatıra üzerinde durmak istiyorum.



Demir perdenin aralanmaya başlandığı günlerde Türk Cumhuriyetlerinden Türkiye’ye değişik heyetler, siyasetçiler, yazarlar ve şairler gelmekteydi. Onlarca yılın özlemi ile sahiplendiğimiz, gönül hanemizin en dip köşelerini kendilerine açtığımız, aman incinmesinler diye üzerinde titrediğimiz günlerde, Konyamıza da gelenler eksik olmuyordu. Gelen her heyet için mihmandarlar görevlendirilir, şehri en ince ayrıntısına kadar tanıtmak için gayret sarf edilirdi.

Konya’ya gelen heyetlerden biri de içinde Azerbaycan’ın ünlü şairlerinden Bahtiyar Vahapzade’nin de bulunduğu dört kişilik bir misafir grubu idi. Gün boyu gezdirmeyi üstlendiğimiz bu grubun zihninde iyi bir Konya imajı bırakmak için beldemizin tarihî ve turistik yerlerini bir bir gezdirmeye başladık. Alâeddin Tepesi, İnce Minare Medresesi, Karatay Medresesi, Akyokuş ve Meram mesire yerleri bir bir dolaştırıyor haklarında bilgi veriyorduk. Konya’nın ne denli köklü bir kültürel mirasa sahip olduğunu, ne kadar tarih ile iç içe olduğunu, Türk medeniyeti açısından özellikle Selçuklu dönemi itibariyle Ortaasya kültürümüzle ne kadar bağlantılı olduğunu eserlerden hareketle gelen misafirlerin hayalinde canlandırıp, hafızalarında kalıcı bir resim oluşsun istiyorduk.

Grup hâlinde gezdiğimiz yerlerde yavaş yavaş Bahtiyar Vahapzade geride kaldıyor, binalara fazla itibar etmiyordu. Vahapzade, geziye nezaketen katılmış gibi görünüyordu. Acaba bir şeye mi kırıldı, bir kusurumuz mu oldu diye düşünmeye başlamıştık. Kendisi ile daha fazla ilgilenmeye çalıştık. Ama bir türlü can u gönülden bir iştiraki olmuyordu. Yolumuz Koyunoğlu Müzesine geldiğinde şair, dışarıda gölgede oturmak istediğini bildirdi ve içeri girmedi. Diğer misafirleri ilgililere havale ederek Vahapzade ile sohbete başladık. Sözün uzayan yerinde şair bizim bir kabalığımızın veya kabahatimizin olmadığını vurgulayarak “Ben binaları, taş duvarları değil, insanları yaşayanları daha çok merak ederim, benim ilgimi onlar daha çok çeker.” diyerek sözü insana, insanın insanla, insanın kendisi ile olan ilişkisine getirdi. Diğer üç kişinin müzeyi gezip gelişine kadar süren bu tatlı sohbette şair ruhunu derinden etkileyen bir hatırasını da aktarmıştı.

Bahtiyar Vahapzade çocukken akşamları yatmadan önce babası her gece yorganını başının üzerine çeker kendi kendine konuşurmuş. Bir gün babasına kiminle konuştuğunu sorduğunda babası, “Özüm özümle danışıram (Kendi kendimle konuşuyorum)” demiş. Baba hiç insan kendi kendisi ile konuşur mu dediği zaman ise babası, “Asıl olan insanın özünün özü ile danışmasıdır” demiş. Bu söz şairin ruhunun derinliklerine işlemiş, o günden sonra her günün akşamında günün muhasebesini yapar olmuş. “Ben bugün ne yaptım? Yaptığım iş doğru mu, yanlış mı? Yanlış yaptı isem bunu nasıl telafi edebilirim? vesaire vesaire.” Onun bir şiirinden aldığımız şu mısralar, bu etkilenmenin yansımalarını taşıyor olmalı:

“Ey könlümün öz sesi
Men sanardım özümü dünyenin mügeddesi
Sene rast gelmeseydim.
Senin duygularının o tül ganadlarında
Uçub yükselmeseydim…
Ezab odundan keçen uca duygularından
Hemişe ders götürdüm.
Temizlik aynasında men öz lekemi gördüm.
Men yahşıca tanıdım dostu da düşmeni de.
Sen öz temizliyinle temizledin meni de.

Hoşbehtem ki könlümün
Çılgın duygularıyla
Yaşadıram seni men.
Başgasını yaşatmag
Daha gözel olurmuş yaşamagın özünden”

Ey tasavvufun, gönül erbaplarının seçkin mekânı şehrimin sakinleri, onlarca yıl dinden diyanetten uzak yaşamış, dinsizliğin öğretileri zihnine kazınmaya çalışılmış Azerbaycan’nın şair evladını nefis muhasebesine iten bu İslamî aile öğretisini kaçımız sahiplenebildik, kaçımız çocuklarımıza kalıcı bir davranış kalıbı olarak verebildik? Temizlik aynasında kendi lekesini görüp kaçımız ondan arınıp temizlenebildik, kaçımız başkasını yaşatmayı daha güzel görebildik yaşamanın kendisinden?... Bu öğreti, bir iki kuşak geriye gittiğimizde kültürümüzün mihenk taşlarından biri olarak, insanımızın olduğu her yerde, her mekânda nesilden nesle aktarılmakta idi.

“Ölmeden önce ölünüz” uyarısını hep hatırlamak, sorguya çekilmeden önce kendi sorgumuzu kendimiz yapmak, işte asıl olan bu değil mi? Taş duvarları, işlemeli mekânları değil, onları ayakta tutan manayı anlamak, yüze değil öze itibar etmek. Başkaları sormadan biz kendi kendimize sorular sormaya “özümüz özümüzle danışmaya” başlamak…

“Ömür başdan başa beşikden gebre
Heyatın sevinci, gemi deyil mi?
Ölüm bir ömürlük izdirabların
Ağrının, acının cemi deyil mi?”

Dr. Rıdvan ÖZTÜRK



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)