Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Zekâyı Efendileştirmek (İhsan Kurt)

Okumak efendileşmek… Efendileşmek; kişinin hakkı, hukuku bilmesi… Önce kişinin kendine güveni ve saygısı… Cemil Meriç “Bu Ülke” de Proust’tan aktarıyor: Zekânın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız. Demek ki zekâ tek başına yetmiyor. Var olan zekânın eğitilmesi gerekiyor. Eğitilmesi, yani efendileştirilmesi…



Şimdi tam olarak hatırlayamıyorum ama gençlik dönemlerimde  “aşk gözlerde başlar/ gözler aşkın aynasıdır” diye bir şarkı vardı galiba. Oysa okumak da gözlerde başlar. Sonra işin içine diğer duyular ve anlamlandırma etkinliğinin gerçekleşmesinde “zekâ” girer. Kabalıkların yontulmasında zekânın keskinleşmesine ihtiyaç vardır. Okumak zekânın keskinleşmesidir.

Önce buyrulur “…okuyunuz! “ En yüce emrin ilkini yerine getirmektir efendileşmek… Saygının, muhabbetin deruni anlamlarını dolu dolu kavrayarak muhabetullaha koşabilmeye yönelmek… Diploma veren okumaktan önce zekâyı efendileştiren okumayı seçebilme yeteneğini kazandıran bir okuma…

Fotoğrafta karanlık odanın mucidi olan Türk İslam âlimi Heysem’e göre,  dış dünyadan gelen algılar bizim düşünme yeteneğimizden kaynaklanan ve bilinçli olarak yapılmış bir sonuç çıkarma eylemini içerir.   Algı; duyular yoluyla alınanların zihinde sınıflama, sıralama ve anlam kazandırılmasıdır. Yani burada “düşünme yeteneği” tek başına yetmiyor, bu yeteneği harekete geçirecek olan zekânın beslenmesine ihtiyaç vardır.

O halde okumak; gözle algılananların zihinde anlam kazandırılması olarak da yorumlanabilir. Zihinde “anlam kazandırma” işinde zekâ bu görevi üstlenir. Bu görevi yaparken aynı zamanda zekânın kendisi de bu durumdan doğrudan etkilenerek varlığına çeki-düzen verir. Yani efendileşir, eğitilir. Zekâyı efendileştiremeyen okuma faaliyeti ne olursa olsun eksiklikleriyle, zaaflarıyla tartışılır. Belki de bu şekildeki okumalara karşı da çıkılabilir.  Ya da zekâyı efendileştiremeyen okuma faaliyetinde sağlıklı bir algılama hatasından da bahsedilebilir…

Okumak beynin sporu, düşüncenin, yani düşüncelerin yönlendirdiği davranışlarda olumlu şekilde, efendileşmek yolunda zengin bir faaliyettir. Bu faaliyet önce önem ve değer vermeyi gerektirir. Önce düşüncelere, fikirlere, duygulara ve bunların dolaştığı en ince alanlara değer vermek. Aslında bir takım sıkıntılar gerektirse de zekânın efendileşmesine değer vermekle başlar kendine ve başkalarına değer vermek… Dikkat ister, hassasiyet ister, anlamlandırma ve muhakeme ister, kısaca okumada kişi top yekûn bir katılımıyla zekâ kabalıklarından ve karanlıklarından arınmaya başlar. Tabir yerinde ise zekânın kabukları soyulup öze inilmeye başlanır.

Çöp biriktirilen evlerin ya da çöple yaşayanların çağımızda sık sık haberlere taşındığına çoğumuz şahit oluyoruz. Çünkü bu tür yaşama tarzlarını seçmek insanlara tuhaf geliyor. Oysa zekâların okumadan kaçarak çöplenmesine, kabalaşmasına, hantallaşmasına, saldırganlaşmasına çok fazla aldırıldığı görülmüyor. Çünkü saldırganlıkta, Sadisizim de, mazoşizm de akılsızlık değil zekânın kokuşmuşluğu söz konusu edilebilir.

Okumak sadece zekâyı efendileştirmek değil aynı zamanda özellikle ileri yaşlarda musallat olan “bunama”yı da kovmak demektir. Yani zekânın efendi olarak kalmasını sağlamak… Çünkü bilim adamlarının ifade ettikleri gibiOkumayla, beyin kan akımı, beyin elektrik aktivitesi ve metabolizmasında büyük artışlar görülüyor”. Bu durum ise beyinin korunması demektir. 

Zekâ bir lütufsa ki öyledir. Verilen bu lütfü değerlendirmemektir kabalaşmak. Okumak, zekâya var olan bütün gücünü kullanmayı iade etmektir. Verilen bu lütfü değerlendirerek şükretmektir.

İyi hatırlıyorum çocukken dedemin dualarında “Ya Rabbi aklıma mukayyet ol!” dediğini duyar, o zamanlar bunun ne anlama geldiğini pek kavrayamazdım. Şimdi anlıyorum ki okumak, “Yaratan’ın adı ile” okumak, zekânın en önemli ve önde gelen disiplinlerinden biridir.

İnsan sürekli ihtiyaç içindedir. Kendini kendine yeterli görme, nefsini mabut edinme de ilkele dönme anlayışıdır. İlkele… Yani cahiliyete… Okumak, devamlı öğrenmeye ihtiyacı olduğunun şuurunda olmak… Devamlı azmaya ve sapmaya karşı gelmek… Ya da azgınlık ve sapkınlıklardan korunmak… Okuyor görünüp de azgınlaşanlar okumanın efendileştirmesine ulaşamayanlardır.

Efendileşen zekâ sahipleridir kullukta yükselenler. “Peygamber Efendimiz” önce “Yaratan’ın adı ile” okuması emrolunduğundan asıl ve asli mesajı bütün insanlara vermiş olmaktadır. Yaşamak ve yaşatmak, umutlandırmak, sevdirmek için okunur ve okutulur, süründürmek ya da öldürmek için değil.

İhsan Kurt



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)