Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
BİR KİTAP, SADDAM ve TÜRKİYE… (Muhittin ARAR)

“İsa’nın Hain Çocukları, Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri”

Nihayet başta bizzat Amerikan’ın ürettiği ve onca kanlı katil günlerinde Hıristiyan Batı’nı her türlü desteklediği Saddam, yine aynı kanlı kasapların verdiği bir kararla idam edildi. Türk-İslam âleminin yine bir ikilem içerisinde kaldığı; katilin gittiğine mi sevinirsin, bunu yaptıranlar daha çirkin hesapla sahnededir; su katılmamış insanlık düşmanlarının umum İslam’a ve örtülü olarak Türklüğe bir gözdağı vermesidir algılamasıyla üzülür müsün?



Anlaşılsın diye soruyorum:Yani, şimdi Türk’e kasap kesilmiş Ermeni veya Kıbrıs Türkü’nün boğazındaki Yunan Türkiye üzerinden tepelenmek istense toprakları çiğnenen bir ülke olarak buna tamam diyebilir misiniz? Bir başka tartışmadır, bitmeyecek: Bir Mart Tezkeresi Meclis’teki “Kürtçü-bölücü”lerin işi midir veya onlara eklenen “ucuz Ulusalcı”ların? Yoksa Tanrının bir lütfu gereği, yanlışların eliyle Milli haysiyetimiz kurtulmuş olmasın?

Konu değişik cepheleriyle tartışılır da şu kadarını belirteyim:Cihana kahramanlık dersi vermiş bir İlimizin,Gazi çocukları köylülerimiz dahi Havaalanı çevresindeki tarlalarını Sam Amcalara, İngiliz, Yahudi kasaplarına kiraya vermedi mi külliyen dört günde. “Kira bedeli yüksek veriliyormuş. Çekip giderlermiş…” Bu Tanrının yeryüzündeki demir yumruğu, kadife yüreği millete bu zilleti nasıl reva görenler çıkacaktır?

Bugün olduğu gibi, çağ başlarında bugün ırak denilen, bizden ıraklaştırılan toprakları petrol ve hakimiyet uğruna kana boyayan burada uşaklar üreten bu İngilizler değil miydi?Eğer Taşnak artıklarına, Mavri Miro’lara ders verilecekse ben vermeliyim, hesabını ben kesmeliyim…Yine, Saddam, hukuka, hakka dayanan bir güce teslim edilecekse, bu, bu toprağın çocuklarının aklı ve vicdanıyla olmalıydı?
Asıl üzerinde durulacak ve düşünülecek acı gerçeği hatırlatmak istiyorum: Saddam, milletleşmeye, milli birliğe, insanlığa önem vermediği gibi bu değerlerin düşmanı kesilmiştir onca iktidarında. Şiileri, kurmançları, Türk kardeşlerimizi dışlayan ve imha eden bir zihniyetle baskın aileler, kişiler, aşiretler türetmiş, insanlık birbirine kırdırılmıştır. Saddam olayından, Irak’tan çıkarılacak dersler vardır.

Şimdi, bizlerin düşünmesi gereken dert şudur: Bir yanda bal üstünde kaymak yiyen köksüzler, bir yanda kaybedeceği bir şey kalmamış milyonlar.Bu milyonlar neredeyse ülke insanının yarısı… Bir dış güç veya içeriden bizi çökertmek isteyen her türlü fitne için tam bir açık alan yaratılmıştır. Uzatmamak için yazmak istediğimiz hususa dönelim: Yazımızda bir kitaptan dahası önemli bir tehdit olan bir konudan söz edeceğiz: Misyonerlik.Yazarının başlığıyla “İsa’nın Hain Çocukları”ndan…(İlgi yayınevi, 2006, İstanbul)

Çok gerilere düşmek mümkün ise de 12 Eylül darbesiyle pilanlandığı ortaya çıkmış Türkiye’nin kuşatılmışlığı 28 Şubat’la sürdürülmüş, ülke insanı Afrikalılaştırılmanın ortamında yakalanmıştır. Öztürk, misyoner faaliyetlerinin asıl amacını “Misyoner faaliyetleri; Türkiye’nin üniter yapısı sarsılarak federasyonlaştırılmak istenen, moral değerleri yok edilmek istenen Türkiye, siyasi, kültürel olarak misyonerlerin kuşatması altındadır. Misyoner faaliyetleri, dini hüviyetli faaliyetler değildir. Yurdumuzda çalışmalarına devam ettiren siyasi misyonerler değişik hüviyetlerde etnik ve dini ayrımcılığı körükleterek milli bütünlüğümüzü hedef almaktadır.” (s:17) ifadeleriyle anlatırken, bir başka tehlikeyi de işaretler;  bu çalışmaların şimdi tüm Türk dünyasına; Orta asya, Kafkasya , Balkanlar ve Ortadoğu’ya bir yaylım ateşi gibi kaydırılmış olması… 

Bunlar, Hıristiyan Batı’nın Türkiye  ve Türklüğün yaşadığı alanlara yönelttiği, yüklendiği operasyonlardır. Öztürk,  bir 358 sayfada anlattığı faciayı anlatırken büyük fikir ve dava adamı  Cemil Meriç’e göndermeler yapar. Meriç, oryantalistleri, sömürgeciliğin ileri  koluna, öncü koluna benzetmişti. Bugün, bu keşif kolunun yerini NGO’lar almıştır, sivil toplum kuruluşları…(s:17) Gerçekten de işgal edilmişiz görüntüsü, karamsar bir gelecekle karşı karşıyayız gibi: “Misyoner faaliyetleri, örgütlü bir ele geçirme, kişiliksizleştirme, kimliksizleştirme, vatansızlaştırma ve dönüştürme operasyonudur.(s:18) Dilimize sokulan, demokrasi için ortak çalışma, atölyeler, ortak projeler gibi kelimelerle, AB’li gibi düşünerek milli reflekslerimizi yok etmekte, milli direncimiz kırılmaktadır.”

TÜRK, TÜRKLÜK YASAK…

12 Eylül’cülerin daha doğrusu ABD, İsrail ve diğer küresel güçlerin yaptığı ezmelerin arkasından dayattığı yasalar mahiyeti itibariyle pek anlaşılmamıştır. Şimdilerde karaya vuruyor. Bir örnekle:Ali Güngör ve  bir avuç vatan çocuğunun kurduğu Türk Kardeşlik Merkezi bu adla kurulmak için, yasa gereği İçişleri Bakanlığı, Mahkeme yolları…uzun bir mücadeleden sonra Türk kelimesini kullanmayı kazandılar. Ama ermeni, yahudi, gay için böyle bir tedbiri yoktur ne devletin ne yasaların…Yarın neler getirilir, Türk ve Türklük nasıl algılatılır, dayatılır…. bu husumete de hazır olmalıyız. “Türkiye’de, misyoner örgütleri, dernekler ve vakıflar kurulurken isminin başında Türk bulunan dernekler kapatılmaktadır”(.s:19)

12 EYLÜL, 28 ŞUBAT ve…

Özellikle 12 Eylül ve akabinde devam ettirilen çürütme ve kuşatma hareketlerinin bir sonucu olarak Türklük suçlanmış, İslam gözden düşürülmüş, İslam adına da hep sevimsiz tipler öne çıkarılmışken, “Batı kültürü karşısında secde ettirilen Türk gençliği, medeniyet simgesi haline getirilen Haçı göğüslerinde taşımaktadır.”(s:s:21) Türk, kendi kültürü ve imanında saklanan, gizlenen, suçlu bir ruh haline düçar edilirken bakın ki Tanrısal bir yanı olmayan, eski Yunan’dan kalma Hıristiyanlık ne durumdadır?

Matta İncili’nde, tüm insanlığın Hıristiyanlaştırılması emri  vardır. Sözde inançlarının gereği.Bu düpedüz saldırganlıktır. Bu yolla ülkeler işgale uğratılmış, kargaşa yaratılmıştır. 1815 yılında Mısır’a gönderilen İngiliz Churc of Missonery, Societ’e bağlı bir papazdır. Öztürk bir belgeyi kullanır kitabında. Prof.dr.Zeki Arslantürk’ün ortaya çıkardığı bir belge.Ünlü Misyoner Zwerner, Kudüs’te misyonerlere şöyle seslenmektedir: ”Hrıstiyan hükümetlerin sizlerden isteği Müslüman ülkelerdeki nesilleri dinini öğrenmesine mani olmak, onları dininden soğutmaktır ve sizler bu çalışmalarınızda İslam ülkelerindeki emperyalist hareketin öncüleri olacaksınız.(…)Bu süreçte kuşaklar, ciddi konulara ilgi göstermeyen ancak amaçsız ve kendi çıkarlarını gözeten ve isteklerine kavuşmak için her şeyi yapar hale getirmektir…”(s:26-27)

DİYALOG İHANETİ

Son yılların bir sarası diyologa bu dikkatle bakmak gerekir.Aile ocağından bildiğimiz Halfeti, Birecik ve Gaziantep çevresinde büyük dedelerinin, atalarının   sevgi ve hürmetle anıldığı Fakı Baba’ların ocağından, otağından… değerli bir ilim adamımız Yumni Sezen’in çalışması bir soluk, nefes olmuştur. Öztürk’ün de zevkle  yararlandığı bu kaynak, “Dinlerarası Diyalog İhaneti”dir; Dini-Psikolojik-Sosyolojik Tahlil (2.baskı Kelam yayınları, 2006,İst.) Ortada bunca kan ve gözyaşı yaratanları “anlamamak” nasıl bir iştir, akıl tesirsiz kalıyor?!.Sezen’in, kitabının baş sayfalarına aldığı birkaç ibretlik kahraman ve onların sözleri yan yana getirilerek “güncel yaşananları” anlamak kolaylaşır. Said Nursi diyor ki: “Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hıristiyan,  ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükâfatı vardır.” (Kastamonu Lahikası, 451)

M.Fetullah Gülen diyor ki: “ABD’nin egemenliğinin zayıflamasından kaygı duyulmalıdır.” (Nevval Sevindi ve İsmail Ünal’ın Amerika’da yaptıkları mülâkattan) Düşünebiliyor musunuz misyonerlik nereye kadar sızmıştır? Tüm yurtta, Gaziantep’te Şahin bey’leri şehit eden, Afyon’un’da, Erzurum’unda.. Ayşe’nin, Elif’in göğsünden tespih yapanların ölülerine şehit diyeceksiniz öyle mi? Misyonerlik, Hıristiyanlık ve derken ardından dinler arası diyalog zavallılıkları…

“İncil’in misyonerlik emri, aynı zamanda bir hoşgörü yasağıdır, zira Hıristiyan olmayan bir kişi yalnızca vaftiz olmak için vardır.”(s:30) Diyalogçulara karşı, ilim haysiyetiyle bir araya gelen inanmış insanların yaptığı toplantı-konuşmalardaki tespitler bir bakalım: “Misyonerlik; doğal, kendiliğinden bir tebliğ değildir. Batı’dan kopup gelen askeri, ekonomik, kültürel işgal kuvvetlerinin ileri karakoludur.” (s:31)

“Misyonerlerin amacı sadece ulaşabildikleri kişileri Hrıstiyan yapmak değildir. Asıl amaç, hedef ülkelerdeki kitlelerin dini ve milli değerlerine yabancılaştırılması, coğrafyaların vatansızlaşması, sivil itaatsizliğin yaygınlaştırılması ve ülkedeki etnik-kültürel parçaların çoğaltılması, kısaca toplumun dönüştürülmesidir.”(Mustafa Erkal) “Dinler arası diyalog adı ile sürdürülen toplantılar bir örgütlü misyonerlik faaliyeti olup monologa dönüşmüştür. (s:31-32)

Etnik farklılıklar, dini azınlıklar yaşanan ekonomik ve değişik problemler hakkında istihbarat çalışması yapan misyonerler, bunu din ile perdelemeye çalışmaktadır.”(s:33) Öztürk’ün, “İsa’nın Hain Çocukları”’nda tespit ettiği  olay-fikirler Sezen’in kitabında belirttiği esaslarla yan yana getirilince daha güzel anlaşılıyor.  Yine Sezen’e dönelim: “Tebliğ ve davetle, misyonerlik arasındaki farkı belirtmemiz iyi olur. Fark, samimiyet ve metodun ahlakiyatında toplanmıştır. Açıklık, samimiyet ve doğruluğa karşılık aldatma, kandırma, hileli yollara sapma, şartları istismar etme, sosyal kargaşa (anarşi) yaratma, asla peşini bırakmama, yerine göre baskı, arkasına siyasi, askeri, iktisadi güçleri alma ve onlardan istifade etme yegane farkı oluşturmaktadır.(s:18)

“Hıristiyanlar için Hz.İsa peygamber değildir, tanrılığın üçte bir kutbudur.Bazen doğrudan Tanrı’dır.İnsan-Tanrıcılık demek olan hümanizmi bunlar üretmişlerdir.”(s:21) Hıristiyan dünya muhatap alırken, ”karşı tarafı Müslümanlık değil, Müslüman fertler olarak görmekte, sadece fert olarak Müslümanları muhatap almakta, İslam’ın bir kurtuluş yolu olduğundan hiç bahsetmemektedir.(s:23)

Tehlikeden, işgalden kurtulmak, saldırıdan uzaklaşmak veya güya ABD’nin, AB’nin şemsiyesi altına girmek adına da olsa, ülkemizi devletimizi Brüksel aracılığıyla “adam etmek(!)” niyetiyle de olsa  diyalog, ittifak dinle, kültürle ilgili olamaz. “İttifak üçüncü bir şeye karşı genellikle de siyasi alanda yapılan bir işbirliğidir.”(s:23) Gelinen noktada yürütülen  1962-1965 hareketi ise diyalog kavramını kılıf olarak kullanmaktır. Yaşanan acı, açık gerçek; herkese iddialarını yutturmak, iddialarının aksini onlar eliyle yaptırmak hin güçlerin bir taktiği olarak yaşanmıştır. Anlaşılan bir ifadedir sanıyorum kullandığımız.

HAYDİ KIZLAR…

Nataşa`sından, çocuk bakıcılığı adıyla Filipinlerden getirtilen kadın misyonerlerin yanı sıra yerli, yani idareciler Türk olan, bir çoğu da kamuoyunun yakından tanıdığı isimler olan misyoner teşkilatları kum gibi ortaya çıkmıştır, daha doğrusu açığa…  Bir kısmı,  çalışmalarını  daha ziyade Atatürkçülük kimliği oluşturarak gizliyor; bir bakıyorsunuz depremde yardım kuruluşu gibi yer alıyorlar, bir bakıyorsunuz “Haydi kızlar Okula” kampanyaları düzenliyorlar, bir bakıyorsunuz burs veriyorlar veya “tekerlekli sandalye dağıtıyorlar.” “Misyoner örgütlerin Karadeniz’de Pontus, Güneydoğu’da Yezidi, Keldani, Kürt, Doğu’da Ermeni ilgisi aslında  ne amaçla topraklarımızda olduklarını aslında net anlatmaktadır.”(Öztürk,s:36)

“Misyonerlerin çalışma taktikleri:

Hıristiyanlığı yaymakla görevli misyonerler bir doktor, bir öğretmen, bir asker veya hemşire veya barış gönüllüsü, bir üniversite hocası, bir NGO yetkilisi etiketi ile ama hep insani yardım kılıfı altında çalışmıştır.” (s:37) Bir yanda binlerce yüksek ücretli misyoner-casus-görevli eliyle,  doğrudan telkin, gazetelere verilen İncil mesajları veya Alo İncil hattı hizmetleri ortaya dökülmüştür. Başlangıçta,
Müslümanları Hıristiyan yapmak yerine, onları dinlerine karşı soğutmak, dinlerinden uzaklaştırmak  bunların asıl amaçlarıdır.

Misyonerlerin yeni hareket alanları:

“Üzerinde çalıştıkları ülkelerdeki geri kalmışlık konusunda araştırmalar yapmak, Batı dünyası ile gelişme yardımı projeleri gerçekleştirmek, sosyal ve etnik karışıklık olan ülkeler için Özgürleştirme ve devrim teolojileri gerçekleştirmek ve bu çerçevede dünyanın her tarafındaki çevreci derneklerle irtibat sağlayarak organizasyonlara iştirak, projeler geliştirme ve projelere finansman konularında faaliyette bulunmak, aile planlaması konusunda çalışmalar ve yardımlar sağlamak, barış dernekleri adı altında faaliyet yapmak, bulundukları ülkelerde özel hastaneler ve klinikler kurarak tıbbi hizmeti ön plana çıkarmak, Dünya Hıristiyanlık Eğitim Konseyi (WCCE) adı altında örgütlenerek, eğitim alanında yapılan çalışmaları kontrol etmek.” (s.41-42) 

Türk’ün boşalttığı bir dünyada, bunlar, insanlık adına düşünmeyi, planlamayı, kontrol etmeyi ve karar vermeyi bizlerin yerine üstlenmiş gibidir. “Tarihine, toprağına, diline, dinine, ailesine, milletine, vatanına yabancılaşan toplumlar üzerinde yaşadığı toprakların efendisi değil, kölesidir”.(s:46) Evanjelist Bush,11 Eylül’den sonra  İslam dünyasına karşı açtığı savaşta özgürlüğün kazanılacağını söylemektedir.Açıkça haçlı seferlerini başlattığını bir tercüme hatasına bağlayanlar aslında korkak ve soysuz güruhlardır. Misyoner şirketler ikili çalışıyor: Bir yandan Türksüz İslam, bir yandan dinsiz bir nesil…Bunlardan yaz okulları, gazetelere düşen çocuk istismarlarına karşın kapatılmış, kontrol dışı köylerde sürdürülüyor.Bu alanda kurulan vakıflar ve bunların hizmetini rahatlatacak yasa değişikliği… Urla Barbaros Çocuk Okulu, Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı bir kaçıdır.

İNANÇ TURİZMİ

Öte yandan sanki evlere döviz yağacak, bir  Misyoner Silahı daha var ortada :İnanç Turizmi. Türkiye’de son yıllarda bolca işittiğimiz ve Türkiye’ye turist getireceğine inanılan İnanç Turizmi adı altında  milli tarihimizin altı oyulmaktadır.(s:64) Binlerce yıldır bu topraklardayız oğuz çocukları olarak. Kumanlar, Kıpçaklar, başka öntürkler halinde… Türk kökenli olup olmadıkları tartışılan,”madem buralar şunlarındı diyorsunuz, onlar da tarihen Türk’tü” ucuzluğu karışık, “Anadolu’yu Truvalıların, Hattuşaşların, Etilerin, Lidyalıların, Frigyalıların vatanı ilan edenler, memleketimizin her toprağından aziz icat edenler, inanç turizmi adı altında Türkiye’yi bölücü, parçalayıcı faaliyetlerine devam ederken, milletimiz de turizm patlayacak yalanları ile uyutuluyor.”(s:61) Bu furyayı “değişim/ dönüşüm” adına başlatanlardan…Vaktin Cumhurbaşkanınca yazıldığı/yazdırıldığı söylenen bir kitapta yapılan iddia-ki İngilizce Fıransızca olarak yayınlanmış, ne hikmetse Türkçesi yayınlatılmamıştır.-“Bir Türk medeniyeti yoktur.Bizans bakiyesiyiz…sizdeniz”, diye.
Durmadan yabancıya toprak satışı, bu milletin yüz yılda başardığı kurumların elden çıkarılması ve iletişim kurumları ve bu arada televizyonların (yerli misyonerler yetmezmiş gibi) yabancılara satışı bir Mustafa Kemal bekletiyor; burası ya bizimdir, ya kimsenin…

“Türk Milletini, Hıristiyan yapmaktan ziyade, Hıristiyan gibileştirmek isteyen; göze gözükmeyen kilisenin hakim olduğu medya dünyası veya TV’de boy gösteren  bazı tipler ekranlardan Türk Milletine evlenmenin gereksizliğini, evlenmeden çocuk yapmak arzularını utanmadan sıkılmadan ekranlardan ekranlardan aktarmaktadırlar. Evlilik kurumunu tu kaka ilan eden ama gayrı meşru çocuk yapmayı uygun görerek Türk aile yapısının temelini sarsarak yok etmek isteyen zihniyetin amacı bellidir.” (S:93) İktisaden tüketilmiş bir millet, toprağı, dili, kültürü pay mal edilmiş…Oyalansın diye, boşaltılmış kitlelerin;”…moda adı altında enjekte edilen, göbek açma ve bunun gibi moda denilen paçavra uygulamalarla genç kızlarımız, Türk Milletinin kültüründen koparılmak istenmektedir.”(s:93) “Türkiye’de İslamcı bir iktidar döneminde İstanbul Beyoğlu’da Gay ve Lezbiyenler film festivali düzenlemiş, İstanbul  Valiliği buna izin vermiştir”.(s.93)

TELEVİZYON, SİNEMA…

Öztürk, İsa’nın hain çocukları’nı yakalamış gibidir: “Pop Star, Biz evleniyoruz, Annem olur musun, Gelinim olur musun, televole.. hayatın magazinleştirildiği programlar 24 saat evlerimize girmektedir. Çocuklarımıza yabancı kültür televizyon üzerinden aşılanmaktadır. Yabancı çocuk yayınlarının hedefi hedef ülke çocuklarını milli kültürlerinden koparmak ve dolayısıyla ailelerinden koparmaktır.Ülkemizde de hasılat rekorları kıran Herry Potter filminde, alenen büyücülük, sihir, acımasızlık aşılanmakta onun Türk televizyonlarında diziye dönüştürülen hali olan Sihirli Annem, Tatlı Cadı, Selena, En İyi Arkadaşım ve benzeri diziler aynı konuyu işleyerek çocukların beyinlerini yıkamaktadır. Çocuklarımız, Amerikan kültürünü evlerimize taşıyan çizgi filmlerle kendi değerlerinden koparılmakta, He Man, Süper Man, Ninja kaplumbağalar, Pakohontas, Captan Amerika, Beverly Hills’lerle asimile edilmektedir.” (s:94)

BİR OLAY…

77’li günlerdi.Erzurum’da yaşanan ibretlik bir olay her gün Amerika’dan İslam’ı idare ettiği söylenen kişinin ortadaki gazetecileri tarafından iri başlıklarla veriliyor:  ”Faşistler Müslümanlara saldırıyor..” filan. Köyden, gecekondulardan topladıkları inanmış kimseleri,vatansever diye bilinen kimseler aslında ite kurda tapıyor cümlesinin ardından saldırıya geçirtince Arvasi Bey, Hergün’deki köşesinden, ”Beni yazmaya zorlamayın” diye meydan okuyunca, karanlık başlıklar bıçak gibi kesilmişti;  bizler, Arvasi bey’e uğrayıp ne olduğunu sorduğumuzda İngilizce, Fıransızca belgeler çıkarıp,”Onları Londra ve Paris merkezli adresleri” deyince, bizler de bakmış, ”Hocam niçin yazmıyorsun?” dediğimizde,”Evladım,  yüz binlerce inanmış insanlar.Onları ürkütmeye çekiniyorum. Yoksa karanlık idarecileri adres adres bellidir…” demişti.

Şimdi kahir ekseriyeti oğuz çocuğu Kürtler üzerinde, Müslümanlar üzerinde oynananlara karşılık tek çare vardır:ilim adamlarını seferber etmek ve aydınlanma… hakkaniyetli bölüşüm, kendi kültürünü yaşama ve yaşatma… Onlar hiçbir zaman boş durmayacaktır: ”…Kürdoloji enstitüleri kurulmuş ve Kürtler Osmanlıdan koparılmak istenmiştir..O günkü koşullarda Kürtlerden umduğunu bulamayan misyoner örgütleri yüzünü Ermeniler ve Süryanilere üzerine yoğunlaştırmıştır. Fakat o günlerde  Kürtlerden umduğunu bulamayan misyonerler bugün Kürtler üzerine yeniden yoğunlaşmış, Kürtlerin aslında Hıristiyan olduğunu ama Türklerin onları zorla Müslümanlaştırdığını iddia ederek  Türk Milletinden koparmak istemektedirler. Kürtlerin aslında karanlık dehlizlerde kaybolmuş Med’lerden olduğunu…. (s:107-108)Veya, kaybolmuş bir boy olarak Yahudi oldukları… Petro-dolarlarla üretilen Talabani, Barzani ile Saddam aynı iple ileri geri çekilmiştir/çekiliyor;  “su katılmamış soysuz sopsuz Müslüman” geçinenlerle, 28 Şubatçılar….Sormak gerekir: Papa’ya ihtiramda bulunan Sabancı’sı, Koç’u bir inancın gereğini mi yapmıştır, bir kimseye saygı mıdır? Olur mu? Yaşanan bu? İnanmak nasıl bir duygu derinliktir? Din ruhbilimcilerini konuşturmak gerekir.…

DİYARBAKIR…

“Diyarbakır’da Lalapaşa mahallesinde Meryem Ana kilisesinin karşısına bir Protestan Kilisesi inşaatı başlamıştır. Bu inşaatın ruhsatını, Sur Belediyesi konut adı altında, Mimarlar odası da misafirhane olarak onaylamıştır.(…)Türkçe ve Kürtçe İncil ve broşür dağıtılmıştır. Bütün bunlar dinler arası diyalog şeklinde yürütülmektedir.” diyen Öztürk, başka bir alçaklığa da işaret etmektedir: 22 Şubat 2004’te bu Protestan kilisesinde yapılan bir ibadete katılan Amerikalı istihbaratçının İncil ayetlerini kullanarak Güneydoğu’daki  işsizliğin, cinayetlerin devlet zulmünün çözümünün çözümü olarak Hıristiyanlığı göstermesi….(s:117)
İçeride Türk Milletine laiklik, Atatürkçülük, çağdaşlık adına direnenleri tüm alanları kapatması, sessiz bir yetmiş milyonun tüm araçlarını kaybetmesi muhtemel bir gelecek hazırlıyor.

SÜRYANİ, KELDANİ SOYKIRIMI…

Bir yandan olsun; “Batı’nın desteğini alarak Süryani soykırımı seslendirmeğe başlayan Süryanilerin Avrupa’daki uzantıları, Türk, Arap, Farsların Asuri ve Süryani halklarına karşı sözde katliamlar yaptığını iddia etmekte ve bunu kabul etmesi için de AB üzerinden Türkiye’ye baskı uygulamaya çalışmaktalar.” (s:131) Her soruya verilen bir karşılık vardır, her durumun karşı duruşu… Bunlar, top yekun taarruza geçmişken, ne yazık ki tarihi gerçekleri dile getirmede haysiyetli birkaç sorumlu, birkaç bilim adamı yalnız bırakılmıştır. Daha birkaç yıl önce fason baskıları her tarafa dağıtılan güya “kürt romancı” yaftasıyla alana sürülen İsveç-Yahudi parasıyla “yetme” ve Yahudi servislerinden aldıklarını “roman” diye aktaran birisi-ki TV’lerde arzı endam ettirilmiştir.-, roman olarak yazmış olsa da bir kitabında,1600’lü yıllarda biz Türkler “Mardin’den Musul, Hakkari’ye kadar…yüz binlerce keldani, süryani katletmişiz”, iddiasını okuyunca  anlı şanlı bir Üniversitemizin, yine vatanı kimseye bırakmayan Tarih Bölüm Başkanı ve Hocalarına uğrayıp, ”Sizde ne var? Gerçek nedir?” soruma verilen karşılıkları:”Bizde bir şey yok” olunca bin kere hayıflanmış, -yararsız ama -onlara kızmıştım.Beride insanlık, din, kültür adına, köpeksiz köye rastlayanlar…

AKSİYON…

Öztürk’ün kitabına aldığı, bir Aksiyon; sözgelimi: “İnsanlık O’nu bekliyor başlığı ile kapağında İSA Mesih resmiyle kamuoyu önünde arzı endam eden Aksiyon dergisinin ilginç araştırma konuları devam ediyor.”(s:140) Ki, aynı derginin hezeyan rahatlatması Müslümanları. “Hıristiyan olmuş Türkler, yani dönüştürülmüş Türkler meselesinde öyle endişeye mahal yok. İşin özü din değiştirmeden ziyade aslına dönüş.”(s:140) 

Türkiye’de AB’yi Türkiye’ye pazarlayan sözüm ona aydın, entelektüel dinliler, dinsizler(ateistler) artık çeteleşmiştir şimdilik. Bunlar AB tarafından korunmakta ve dokunulmazlığa sahiptirler,Türkiye devletinin her türlü kurumu hareketsiz bırakılmış.Yasalar buna uygun hale getirilmiş.yürütme yetkilileri ona göre belirlenmiştir.Bir yandan hezeyan çıldırma seviyesini aşmıştır. Müslümanlıkla gavurluk nasıl edilir, bunun yeni  şaheserleri ortaya çıkmıştır. “Vatikan destekli İncil ayetleriyle dolu Kuran mealleri çıkarılmakta, dinler arası diyalogcuların Papa’sı Hz.Muhammed’e kin kusmaktadır.”(s:147) Birbirini izleyen atışlardır: “24 Mayıs 2004 tarihinde Türkiye Başbakanı ve Dış İşleri Bakanı, kiliselerin açılması yönündeki baskıları kast ederek ”AB’ye bahane bırakmak istemiyoruz” diyerek uyum yasalarıyla ilgili çalışmalara hız vermişlerdir.”(s:147)

“İsa’nın Hain Çocukları”’nda bir çok kaynağa yer verilmiş, AB’nin… AB destekli vakıf ve diğer kuruluşlardan Alman Kiliselerine kadar ortak hedefler belirlenmiş, yanına çektikleri dinli(!), dinsiz muhatapları bir ezbere tabi tutulmuştur. Hedef bellidir: Türklük ve gerçekten İslamiyet… “Ermeni soykırımı tanınmalıdır.” “Dini azınlıklara kolektif haklar verilmelidir.” “İnanan Müslümanlara baskı yapılmamalıdır..” “Alevi azınlık yaratılmalıdır. ” Yerine göre Şabra Şatilla katliamını gerçekleştirenler, mübarek topraklarda ne insan ne Kerbela, Küfe bırakanlarla,   dün Yahudi yakma yerleri, fırınları kuranlar nasıl da bir araya gelmiş; yetmemiş, “Atatürk’ü Hitler’le karşılaştırmaktadırlar.  Aynı çirkin ve alçakça benzetme Alman İnsan Hakları savunucularında ve Alman medyasında görülmektedir” ayrı bir alçaklık olarak. (Öztürk, s:153)

MİLLİ EĞİTİM’E SIZMALAR…

Eğitim, kültür ve ekonomik çökertmeleri yapan Misyonerler artık  Milli Eğitime de sızmıştır. Bilgisayar destekli eğitim yapıyoruz.Dünya devi şu firmadan şunları aldık, AB fonlarını kullanıyoruz böbürlenmesini yapan ekibin   hazırlattığı kitaplarda..Örnek olarak: ”4.sınıf Sosyal Bilgiler kitabında Hıristiyanlık propagandası yapılmaktadır. Sosyal Bilgiler kitabında Paskalya yortusu dini bayramlar arasında sayılmaktadır.”(s:155)

Sömürgecilik ve özellikle  kültür sömürgeciliğinin hedefi, ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş ülkelerin kontrolü altında ve bağımlı milletler yaratmaktır, yani uydu ve sürüler… Afrika’da, Uzak Asya ülkelerinde yaptıkları gibi… Gariptir, aydını, iman ehli ses çıkarmaz olmuştur: “Kendi yaşadığı ülkelerde gençliğin düştüğü çöküntüden İsa’nın mesajıyla kurtulamayanlar, bu tip ahlaki ve sosyal çöküntüyle tanışmayan toplumları kimliksizleştirerek, dönüştürerek kurtarmak  istemektedirler.”(s:170)

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, BULUŞMASI…

Öztürk’ün üzerinde durduğu bir başka konu da, son günlerde Birleşmiş Milletler ve bizdeki temsilcilerin gösterisine şahit olduğumuz bir başka –Medeniyetler arası diyalog- bir yana medeniyetler çatışması. Bugün Irak denilen bizim topraklarımızda en dehşet tabloları üretilen Haçlı çatışması… “ABD’li Yahudi Samuel Hungtinton 1996 yılında yazdığı Medeniyetler Çatışması isimli kitapta,”Toplumlar artık siyasal ideolojileriyle değil kültürleriyle hesaplaşmak durumundadır” demekte, yani artık çatışmalar ideolojiler arasında değil kültürler arasındadır tezini savunmaktadır.”(s:171) 

Bunca ölümler, çığlıklar ülke ve kitlesel olarak insan ölümleri bir uyanışı, tedbir noktasında karşı bir hareketi doğurmamış, ölü toprağı serpilmiş gibi etkili yetkililere hoşluklarından vazgeçmiyorlar: “Bugün Türk siyasi hayatında din hortumcuları tarafından kullanılan Medeniyetler buluşması veya ılıman İslamcıların cilaladığı diyalog çalışmaları Türk milletini küresel dünyaya entegre çalışmalarının  başka başka elbise giydirilmiş halleridir.” (s:172) Ne onurlu onursuz densizliği, ne mozaiklik, ne de başka bir şey. Bu millet binlerce yıldır müthiş bir alaşım, bir ve bütündür; kültürde, soyda, sopta, ülküde, hedefte… haçlı ağzıyla,”Çok kültürlülük ve mozaikten söz edenler Türk varlığına sıra gelince ırkçılıktan ve faşizmden söz etmektedirler.”(s:176)

ÇEVRE, ÜÇÜNCÜ YOL…

Müjdat Öztürk, İsa’nın Hain Çocukları’nda konunun değişik boyutlarını  ele almağa devam etmiş. “Çevreci Alman Misyonerler” İsrail’in özellikle İslam Ülkeleri ve Ortadoğu’da yaptığı katliam mezeli misyonerlikleri, ”Yahudi Bakandan Misyonerlere Çağrı: Turizm bakanı Benjamin Elon, Hıristiyan Batı dünyasının misyoner örgütlerine ilginç bir çağrıda bulunarak, tüm imkânlarını seferber etmelerini ve dünyadaki Müslümanları Hıristiyanlaştırma çağrısında bulunmaktadır.”(s:193-194)

Katiller ve sömürgeciler başı Bush, ve onun tarikatı(!) Evangelizmi -tarihçesi ve felsefesiyle-, Moon’cuları, Politik arenada ister ulusalcı, ister apaçık Yahudici, Ermenici geçinsin..Moon’cuları, entegre adıyla eritme ve köleleştirmeden  ele aldığı konunun pek çok değişik boyutlarını bir kitapta bir araya getirmeğe gayret etmiştir .Bunlar artık Haçlı’nın, çok Uluslu şirketlerin ve başta İsrail-ABD’nin her şeyi halindedir. “Uluslar arası Din Hürriyeti Komitesi Din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve bu hürriyetin baskı altına alınmasına karşı çıkma görevi Amerikan değerlerini içerir ve B.Devletler için önemli ve gerekli bir dış politika hedefidir. Birleşik devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir dünya lideri olarak değişik dinsel nüfusa sahip bir ülke olduğundan dinlerin haklarını da savunur”. s:237

Korkuya kapılmadan, öz güveni yitirmeden, gayretle ve aşkla bu yüce Milleti ve gerçekten mazlum ve masum  insanlığı sevmek adına bilmek, çalışmak, ayağa kalkmak gereği apaçık ortadadır. Müjdat Öztürk’ler daha da araştıracak, bu millet adına; öz fikir-düşüncelerin yaşaması yaşatılması adına gayret edeceklerdir…  Bu gayretleri kutlamak gerekir. Kendisini ve muhataplarını bilecek bir millet… güzelliklerini ve yaşanırlığını hissettirecek bir kültür olarak Türk Milleti’ni, öz kültürümüzü de ortaya koyarak… Yeniden Çıkış Yolu veya Üçüncü Yol’da hem Anadolu, hem Türk dünyası bir büyük hareketi, yeniden Türk asrını bunları bilerek hazırlayacaktır.

Muhittin ARAR


“İsa’nın Hain Çocukları” davasını, araştırmacı yazar Müjdat ÖZTÜRK kazandı.

Misyonerlik Faaliyetleri hakkında yazdığı İsa’nın Hain Çocukları-Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri isimli kitaptan dolayı hakkında tazminat davası açılan Müjdat Öztürk’ün davası sonuçlandı.

Araştırmacı yazar Müjdat Öztürk : Hak yerini buldu.

İstanbul 2.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görülen tazminat davasında Ankara Protestan Kilisesi ve Pastörü İhsan Özbek Hristiyan inancına sahip vatandaşları suçlu gösterdiğini, küçük düşürdüğünü, sonradan Hristiyan olan vatandaşların ve İhsan Yinal Özbek’in kişilik haklarına saldırı olduğunu iddia etmiş Müjdat Öztürk ve İlgi Kültür Sanat yayınevi hakkında 20 milyar tazminat davası açmıştı.

Dava sırasında misyoner örgütlerin toplumda milli refleksi köreltmek istediklerini ve kendisini yıldırmak istediklerini söyleyen Müjdat Öztürk çalışmasında Hristiyanlık dini ve mensuplarının değil misyoner örgütlerinin Türkiye aleyhindeki faaliyetlerine dikkat çekmeyi amaçladığını belirtmişti.

Müjdat Öztürk’ün avukatı Özgür Gün cevap dilekçesinde davaya konu kitapta hiçbir kişi ve kuruma kötüleyici ve aşağılayıcı yazı bulunmadığını sadece misyonerlerin Türkiye’deki faaliyetlerini kamuoyuyla paylaştığını kitapta 100’e yakın bilim adamı ve bir o kadar da derginin görüşlerine yer verildiğini belirtmiş ve dava mahkeme tarafından reddedilmiştir.

Mahkeme karar metninde dava konusu kitabın bir bütün olarak değerlendirildiğinde demokratik hukuk devletinde ifade özgürlüğü bağlamında Türkiye’deki misyonerlik faaliyeti ile davacı İhsan Özbek’in eleştirildiği, misyonerlik faaliyetleri ile ilgili kişisel düşüncelerin açıklanması şeklinde olduğu ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığını davacının doğrudan hedef alınmadığını belirterek davayı reddetmiştir.

 



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)