Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Dün-Bugün-Yarın Üzerine Konuşmalar- 1 (Muhittin ARAR)

Dün-Bugün-Yarın ve GELECEK DÜŞÜNCESİNE BİR ÖRNEK: FİLİSTİN SORUNU

Urumçi’de, Gazze’de, Karabağ’da, Gümülcine’de yaşananlar Kıbrıs’ta, Batı Tırakya’da olup bitenler karşısında kapıldığımız dehşet kaç yüzyıllar içerisinde yaşananlardan çok ayrı, çok farklı değil; emperyalizma ezberlemiş sinir uçlarımıza dokunmayı, toplumsal genetiğimizle istedikleri gibi oynayabiliyorlar. Küçük sevindirmeleri de ihmal etmeden kısa aralıklarla üzerimize gökleri devirebiliyorlar. Denilebilir biz bu kadar zayıf mıyız?...



Diyelim ki, “Öfkemizin, sevincimizin kotlarını öğrenmişler”.  Yeniden hatırla-yanlar -içeriğini öğrenme yeteneği olanlar- sınırlı kalsa da- “29 Kırizi”ni, “yakın zamana kadar Osmanlı borçlarını ödediğimizi...” 2002 felaketi, küresel ekonomik buhran. “IMF”ye borçlanma tenezzülümüz yoktur” açıklamalarının altının fos çıkacağı karamsarlığı...  Çünkü 600 milyar dolardan daha fazla iç ve dış borca batmış/batırlımış  bir ülke durumundayız.  İstikbalimizi yeniden gözden geçirme zorunluluğunu hissediyoruz...  Öyle ya, -güya- dünya, ani  ekonomik buhrana sürükleniyor; bizim  işçimiz, işsizimiz açlıkla karşı karşıya. Çorba kuyrukları.

Kahraman belediyeler  övünebiliyor: “Bir yılda yüz bin aileye kuru gıda yardımında bulunduk!...” Yeşil kart kuyruğu! -Seçim geçim zamanına denk düşse de- batmış ekonomide yarınlarını kaybetmiş kitlelere yüz’er lira dağıtılması. Ayrı bir rezilliktir: ”Gerekirse Valilerimiz bizzat omzuyla taşıyacaktır; odunu, kömürü, dolabı, kasayı fakir fukara garip gurabaya!...” emri fermanı. Bu tavır  ”halkçılık mıdır?”  Bunu/bunları  anlayacak kim kaldı? Kalmasa da çözüm var mı çözüm? Bunca karanlık, acziyet..  Aşılarına çoktan başlanmış. Birer laboratuvar üretmesi olduğu yönünde kuvvetli şüpheler oluşan  kitlesel bulaşıcı hastalıklar. . -Eşeğin kulağına karpuz kabuğu kaçırmak olsa da- yarın “sinek gıribi...”  İnsanlığa yapılan vahşete karşı duracak büyük akıllar, derin yürekler gözükmüyor. Bu, “siyaset-sömürü- biyolojik bombalar”  karşısında teslimiz. İlim, bilim adamları  kesilenler suspus. “12 Kötü adamların karesi küpü”, bir başka havada. Hele, “aydın” kesilenler, bu uluslararası  -bir tarafı “farmason saldırı” karşısında- aptallaşmış; tüm kuruluşlarda, olaylarda... Gizli bir el uzanıyor yerin altına göğün üstüne.  Aklımız şuurumuz allak bullak.... Tedbirimiz kısa devre, çoğu kere öfkeye yenik veya yeniden ters tarafa esebiliyoruz. 
 
Serinkanlı davranmaya, kendimiz olmaya gayretimiz eksik.  En köklü geçmişimiz : Medeniyet, kültür, tarih ve coğrafya ummanımız, özgüvenle  her karanlığı eritecek, her alçaklığı yok edecek yetenekte iken...

Bu genelleme   bir başka acının aslı astarı, bir geleceğin dillendirilmesidir. Biraz ayrıntı, biraz gerilere düşerek, biraz gelecek kurgusu  halinde birlikte.

“Filistin’i konuşacağız...”

“Doğu Türkistan’da neler oluyor, olacak?” “Kıbrıs nedir ne değildir?” “Hele şu açılım?" kabadayılığı sökecek mi... Başlı başına bir konu olsa da Filistin’den, yeniden coğrafyanın bir parçasını, Anadolu ve öteki hem Türk yurtlarını, hem insanlık haritasını görmeğe çıkarmağa çalışacağız.  Bir örnektir Filistin!...

Sorun siyonizmdir...

Tarihin çok eski dönemlerinden günümüze “insanlığın bir Yahudi-Siyonizm sorunu” olagelmiştir. Bu, kader hükmü gibi “İsrail oğullarının insanlıkla sorunudur.” Bu aynen böyle. Sankisi fazla, fıtratlarını oluşturan inanç köklerine bakmak yeterlidir. Yahudi kavmi, Yaratan’a meydan okuyan(!) bir kavim görüntüsünden kurtulamamışlardır. Bu onların sorunu. İnsanlıkla, hak ve adaletle barışık olup olmamaları... Hikmeti, bu kavmin insanlık ve doğaya karşı tavırları gereği  Yaratan’a ait olmasa gerek. İman’da ikilem içinde kalmaları bir toplumsal aktarımdır. Netice olarak: “Onların tek yanlı davranışları, gizli açık siyonist olma hakları vardır, başka kavimlerin, milletlerin asla olamaz...” Bedel ödemişlerdir, hem de çok. Yurtlarından kovulmuş, değişik ülkelerde, değişik siyasal ve toplumsal yapılarda takibata uğramışlardır; anlaşılır bir durum.Yeni dünya düzeninde   “örümceğin ağı”dırlar. “Sovyet Menşevik İnkılâbı”nda, “İttihat Terakki baskını”nda, “Fıransız ihtilâli”nde kokuları hissedilir. İnsanlığı ürküterek her terörü yapar ve geçerli kılarlar: “Entebbe Baskını”, “Tahran’da tesislerin bombalanması”, hatta “Amerika’-daki İkiz kulelerin yok edilişi”, -kamuya açıklanmadı ama, “geçen yıl, Ankara’yı havaya uçuracak çapta bomba yüklü kamyonetin yakalanması”nda çok iyi kotarılmış olsa da  Yahudi vardır, İsrail vardır; -veya- çok ters akıntıların ürünü de olsalar başka başka terör, tedhiş, soygun ve çeteleşmelerde. .  İnsanlığın sömürülmesi adına hiçbir vahşet onlardan uzak değildir. Yine de “Anti-siyonizm; faşizmdir, hitlerizm, vahşettir, insanlık suçudur...” Elbette; “insanlığın yaşadığı bir yerde kişi ve topluluklar renk, dil, cinsiyet, bölge ayrımına tabi tutulamaz , sırf bu özelliğinden dolayı bir tatbikata uğrayamaz, felsefi pilanda olsa dahi...”

Buna bir ad verilecekse verilsin.Önce, Yahudi inancındaki, ahlakındaki bu “aşırılık”, bu hafifletici tarafı olmayan “ırkçılık” onlar tarafından insanlıktan özre dönmedikçe bu kavme insanlığın dikkat etmesi gerekmez mi? Bunun İslâm’la, Türklük’le ilgisi yok. Yetmez-miş, kaç asırdır yetiştirdikleri –sözüm ona- din adamı papaz kılığında yetiştirip Batı dünyası-nın ruh köküne musallat ettikleri “İki Din’i birleştirme!”  (Hıristiyanlık ve Museviliği) çabaları siyaseten sonuç vermiştir. Ortadoğu,  Afganistan ve Afrika birer örnek. Evangelist-lerin açığa çıkanları. Irak’ta, Filistin’de yapılanlar budur. Mısır’da, Dalfur’-da tezgahlanan, Anadolu’ya musallat edilmek istenen. Bakın şımarıklığa. Hırant Dink olayının arka pilanında kimler var bilmiyoruz. Gözleri faltaşı o canım Karadeniz’de, İsrail Büyükelçisi ne gezerki? Hamsileri ziyarete gitmiştir herhalde. Yoksa kökeni kömeci Türk “eşkenazi”lerle ilgili densizlik midir? Karadeniz’de bir ABD adıyla İsrail üssü mü? Uranyum yataklarını teslim alma mı? Nereye baksan yahudi bulaşığı. Üstelik, “Yahudilerin davası tüm Hıristiyan dünyasının da davası   ortak düşman İslâm. İslâm, yani terörizm...” alçaklığını her yerde üzerimize boca ederlerlerken....

Kömeçlerine bakın: Bir var ki, bir başka insanoğlu gerçeği karşımızda, hem de insanlık geçmişi boyunca. Kısaca kavimleşmelerine, geçmişlerindeki iyi kötü günlere bakalım.Yahudiler, M.Ö.2000 yılla-rında Kenan Ülkesi’ne geldiler. Aşağı yukarı bir bin yıl sonrasına doğrudur. En parlak zamanları Süleymen dönemine ait. İkiye bölündüler Juda ve İsrail. Kuran’ın verdiği haberler de vardır; Tanrı inancına, vahdaniyata isyan ruhgenlerine sinmiş; kendilerine gönderilen pek çok peygamberi katletmişlerdir. Onlar Musa’ya da saygılı olmadılar. Öğretilerine iftiralar kattılar.Yaptıkları altından buzağıya tapındılar  Tanrının çağrısına karşı koyma, sırf kargaşa olsun adına...

İsmet Paşa’nın locaya katılmasının sonuçları mıdır bilmiyoruz. Başta İngiliz,Yahudi kandırmacası deyin, -İnönü Devrinin kimyası olarak- bizim; “Ne Arab’ın yüzü, ne Şam’ın şekeri(!)”Ta o günden –güya-“ modernleşme ve batılılaşmanın tek yolu budur”, denilerek dünyayı İngiliz’in, Fıransız’ın gözüyle görmek. Sürüp geldi zamanımıza kadar. Şanlı TRT’mizde, Basınımızda  Filistin’-de, Beyrut’ta yaşanan acılar ı, ”Solcu Müslümanlar, Sağcı Fanalcistler”  şeklinde duyurmadı mı? -Güya- “İslâm’dan”, “Doğu”-dan koparılışımıza çaredir.  Batı, Batılılaşma adınadır. Koparılışımız yeni dünya ile ilgili olmaktan çok, yakın geçmişimiz de hedeflen-miş.  Türklük, Turan zaten tehlikeli (!) Yakın Doğu’ya karşı  başka “kırık” ve “çöküşlerimiz” var ise onların da olmuştur, olacaktır. İp başkalarının elinde olduğuna göre.

Yakın geçmişimizde yaşadıklarımız: Osmanlının gövdesi param parça edilirken  düşünce olarak Mısır; merkezi,  yansımaları Arabistan, Yemen’de görülen İngiliz-Yahudi tezgâhı  ta bugünlerin habercisi olmamış mıdır?  Geleceği gerekçesi ile doğru okumalıyız. Her türlü dünya görüşü bir yana, üzerinde konuştuğumuz kısacası  bizim tarihi-miz, coğrafyamızdır; ”arka bahçe”,”orta duvar densizliğine düşmeden.. “Asya kampı”, “Orta-doğululaşmak” hikâyeleri geride dursun, bu, “adı Filistin”;  bu   inanç, tarih ve coğrafya temelinde, bu “kalbi vatan toprağı”nı –kısaca- çerçevelemek gerekirse:  

Filistin, bizim Akdeniz’in doğudan güneye devam eden parçası gibidir. Hem doğal hem kalbi vatan toprağımız sayılır. Yüreği Yavuz’un Mısır’a ulaşmasındaki ülkülerle beslenmemişler ve daha evveli Türk boylarının ta Mısır’a kadar... (Suriye Selçukluları da denen) Selçuklu olsun, Osmanlı Türk’ü ile üzülüp sevinmemişlerin anlayacağı durum değildir.

Kuzeyi Anadolu ile bütünleşen Filistin, doğuda Fırat Dicle’nin uzandığı topraklar, güneyde Arap yarımadası, batıda Süveyş kanalı, batıda Akdeniz’le çevrili, kuzeyden güneye iki büyük sıra dağla yarılan deniz seviyesinden yer yer 1200 metre yükseltileri de olan bizim Anadolu’daki çok farklı bir yeryüzü özelliğine sahip bir yerdir.  

Bu topraklar insanlığın ilk yerleşim ve biçimlenme yerlerinden birisi olarak büyük ve değişik savaşımlara şahit olmuş, İstiklâl Harbi kahramanlarımızın kendilerini ortaya koyma alanıdır. Yemen’den dönmeyenlerin, dönüp Türkeli’nde vatan kuranların yeri olmuş, o günden bugüne daha çok işgal ve saldırının; yahudi, hıristiyan ve onlarla işbirlikçilik yapanların bazen içten parçaladığı, bazen Anadolu’ya salınacak köpeklerin eğitim alanı durumuna düşürülmüş. Şimdilerde de vahşi hayvanların bile yapmayacağı bir saldırı, vahşet, gözyaşı, ümitsizlik karanlığına itilmiştir...

Araplar, Selçuklular, Haçlılar, Eyyubiler, Memluklar ve biz Türk-Osmanlılarca ele geçirilmiştir.   Filistin toprakları. Kiminde vatan tutmak için kiminde genetiğinin icabı entrikaları hem kendi aralarında hem bu topraklara devlet sunanlar için...

Yahudiler, Filistin’den çıkarıldıklarında bugünkü Suriye, doğuda Musul çevresi Hakkari’ye kadar dağıldılar, Keldani güçleri onlara kucak açtı.Kırsal kesimde hayvancılıkla uğraşanlarının yanı sıra tüccar bir zihniyete sahiptiler. Pek çok zaman ekonomileri iyiydi.  Eğitimin pek anlaşılmadığı çağda bir çokları daha iyi durumdaydı. Filistin’den kovulduk-ların--da kendilerini bağrına basan, korunduk-larını bir kenara bırakıp Keldani sarayında fitne, kargaşa çıkardılar. Doğal olarak çok sert karşılık gördüler. Bir çokları öldürüldü, sürüldü...

Aynı şeyler Med’lerin ülkesi bugünkü İran’da yaşanacaktır.-İslâm’ı kabul etmele-rine karşın, bugün Farsların ahlakında Pers ve Med etkisi yok mu?- Musul çevresinden sürülen Yahudilere Med’ler kucak açacaktır. Komunizmin ilk uygulaması Kabat ve Mazdek tarafından uygulanacaktır. Mazdekiz-min kurucuları bunlar olacaktır. Kaba belirtirsek . “Kadın, mal mülk ortaktır; toplumun ortak malı...” (Oğuz-Türkmen çocukları kurmançları, bu sapık Med’lere  bağlamak isteyenler olmuştur; Minorsky’den günümüz bölücülerine kadar.Yeri geldi not düştük.) VIII. yy’da doğudan gelen “Türkişler” hem bu insanlığa aykırı sistemi yok edecek, hem bu rezilliğin köklerini dağıtacaktır. Yahudi kavmi başka yerlere dağılacaktır: Hazar’ın daha yukarılarına, Rusya ve daha Batı’ya...

Bilim ve ırkçılık...

İsrail oğulları ve özellikle Filistin ve çevresinin yaşadığı olaylar koca bir geçmişi alabilir, insanlık tarihinin başlangıcı değillerse de bir üç, dört bin yıl gerilere gitmek gerekir. Ortaçağ’da İspanya ve başka yerlerde yaptıkları, ardından uğradıkları durum, yakın çağda Rusya’da menşevik, bolşevik hareketinin akıldanelerinin önemli bir kısmı yahudi. En kanlı çatışma ve vahşet öğretilerinin arkasında bu kavimden bir çokları vardır. İç Avrupa’da yine ekonomiyi “yahudi ahlakı”nca ele geçirmeleri ve kaç asır evvel bu topraklarda kurulan akademilerde biyoloji, toplum-bilim ve siyaset öğretilerindeki bir kısım hak hukuk tanımaz kuralların kürsü başlarında yine aynı kavimden, soydan etkili isimler göreceğiz: Firoyd, Darvin, Marks ve bir çokları. Yüzyıllarca canlılar üzerinde felsefe yapan başta Viyana, Berlin olmak üzere akademilerde zayıf ırkların elenmesi, yok edilmesi yani üstün ırklar üzerine tezler yürütenlerin en azından azımsanmayacak etkide olanları yine bu kavim mensupları değil mi? Şaşırtıcı olmaktan ziyade, insanlığa kan ve gözyaşı eken bu insanlık dışı ırkçı, elemeci anlayış neticede kendilerinin başına bir Hitleri, Mussoli’yi getirse de hem felsefelerini oluşturan metinler, hem tabiata ve insanlığa yaklaşımları değişmeyecektir.

Yahudi öğretisi, ahlakı...

Yüzyılın başlarında Rusya’da yaşanan hareketler, ardından iki dünya savaşı ve İsrail oğulları.Bir önemli not ta Ortadoks inancına göre: İsa’nın öldürülmesi, yahudi bir havarinin ihbarı ile olmuştur...
Tüm insanlık için duydukları derin kin, insanlığı bir metadan daha aşağı görmeleri, inanmaları onların sorunudur. Öğütlemelerine bakın:

”Gördüğümüz gerçekler ise, bizlerin başına gelmiyorsa umursamayız. Ama, bir gün o gördüklerimizi bizler de yaşayabiliriz. Çünkü; “o gün Rab Abramla ahd edip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar senin zürriyetine verdim.” (Tevrat, Tekvin bölümü 18.Ayet (13.sayfa) “Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavimlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın. Rabbin, sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin. ”(Tevrat, tesniye bölümü, Ayet 10-17 sayfa 197) “...onları kasaplık koyunlar gibi,ayır ve öldürme günü için onları hazırla”(Tevrat, Yeremya bölümü, ayet 3.s:736) “Onların her şeylerini tamamen yok et., ve onları esirgeme; erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.”(Tevrat, Isamuel bl. Ayet 3.s:286)

Talmud’dan: “Yalnız Yahudi olanın insan gözüyle bakılır.yahudilerden gerisi sadece birer hayvandır. Yahudi olmayan bir insana ancak onu dost görünmek ve çatışmalardan kaçınmmak için selam verilir...”

Sanırsın her satırı  insanları, hayvanları diri diri parçalayan, içorganlarını kanlarıyla yiyen, çiğneyen sapık satanistleri, daha değişik batıni hiziplerinin yaptıklarının resmidir. Dönüp kızgınlaşabilirler, niye görür bilirsiniz diye. Yahudiler için getirilen benzetme: Hem saldırır başkasına , hem “Yetişin beni dövü-yorlar, öldürüyorlar...” çığlığını atarak. Aynaya kızılmaz; Yahudi kendine baksın!...

Kadim İsrail... 

Kısa geçmişe bakınız: XIX. yüzyıla yaklaşıldığında Batı’da cerayan eden Yahudi aleyhtarlığı pek çok alana yayılmak-tadır. Bu anti-siyonizmin ortaya çıktığı yerlerden birisi de Rusya ve hakimiyetindeki yerlerdir. 1881’de, bir kısım yahudinin öldürülmesine tanık oluyoruz. 1882’de Leon Pinsher,Yahudilere  Rusya’dan ayrılmayı teşvik edecektir. Harkov Üniversitesi öğrencilerini  Filistin’de zirai koloni kurmaya teşvik etmiştir.  başta Varşova ve Odesa’da   bu hareketi para ile destekleyen cemiyetler kurduracaktır. (Şanlı Şehrimize “Odesa” diyenler, bu aziz Türk beldesini “isot”la,” puşi” ile gündeme taşıyanlar, hangi adların veya özelliklerin peşinde olduklarını bilirler mi?) 1884’te Katariçe’de bir Konferans tertiplenmiştir. Bu çabalarının sonucu 1870-1896 arasında Filistin toprakları üzerinde 17 zirai koloni kurulacaktır. Bir çöl parçası denilerek ele geçirilen veya Filistinlinin akılsızlığı cabası elden çıkarılan yurdu, Abdulhamit’in yer yer Memalik-i Şahane’den  ilân etse de  tertibi engelleyememiştir. Yerel yöneticilerden işbirlikçi-ler türemiştir. İstanbul’u uyaran görevliler olmuşsa da bunlardan bazıları kızağa çekilmiştir, yani, Padişah’a karşın cezalandırılmıştır. Bugün, “Mayınlı araziler”le ilgili endişelerini dile getiren Kilis Valisi’ne el çektirilmesi günümüz-deki benzeri bir gelişme midir; vicdana, akla havale edelim...

Siyonizm ve Abdulhamit

Siyonizmin kurucularından, siyonizmin babası da sayılan bir adam:Teodor Herzl. (1860-1904) Budapeşteli bir yahudi.1895’te Yahudi Devleti (Judens-stand) adında bir kitap yayınlayacaktır.

Bir yerde son Osmanlı padişahı saysan da olur, ardından gelenler ne kadar işin sorumluluğunda ve uyanık? Herzl, Abdulhamit’le pek çok defa karşı karşıyadır Herlz; bazen Osmanlı borçlarının tasfiyesi ve yeni borç verilmesinde elçi, yardım-cıdır, kiminde tehdit edici. Bu alanda bir çok çalışma yapılmıştır. M.Kemal Öke’nin II.Abdul-hamit, Siyonizm, Filistin üzerine yazı ve kitapları, hele ünlü bir tarihçi olarak ta bilinen Wambriny’in mektup ve hatıraları...

Herzl’in yardımcısı Max Nordan (1849-1923) adlı bir doktordur. 1897’de bale’de 1. Siyonist Kongresini tertipledi ve “Filistin’de yahudiler için bir sığınak kurulması” düşüncesinde birleşildi. 1901 yılında  2 mali müessese:Yahudi Milli Fonu ve Yahudi Koloniyel Bankası kurulacak, varlıklı yahudiler ve onların gizli örgütlerine giren beynelmilel farmasonların katkılarıyla.

Bale’de 2.Siyonist Kongresi yapılacaktır: 1901-1902’de.  Abdulhamit’e doğrudan görüşmeler yapılacak bir yandan, bir yandan da .1903’te 4.Siyonist Kongresinde Bıritanya Koloniler Bakanlığı Uganda’da muhtar bir bölge teklifi getirdiğini  belirtti, ama kongre bunun üzerinde durmadı bile. Varsa yoksa “Arz-ı Mevût.”, yani vad’edilmiş topraklar...

Abdulhamit geleceği okumuştur. Zaten Osmanlı üzerinde yapılan tüm hesaplar ortada. Tırnaklarından yoksun bir devleti bekleyen muhtelif tehlikelere karşı alabileceği tedbirleri alıyor, bir yandan Filistin’de görev yapan valiler uyarılmıştır. Bununla birlikte günümüzde yaşanan kişiler ve durumlar benzeri, onlarla alış-verişte kimseler olmuştur:

Abdulhamit: “Eğer, Filistin’de Müslüman Arapların  huzurunu istiyordu. Yahudilerin yerleşmesi fikrinden vazgeçmeliyiz. Aksi takdirde yerleştikleri yerde çok kısa zamanda bütün kudreti ellerine geçireceklerdir” dikka-tinde olsa da çok şey Yahudilerin arzusuna doğru gelişiyor. İçte ermeni çeteleri, Siyonist çeteler işbirliği halindeki masonik oluşumlarla uğraşıyor-du. Osmanlının borçları karşılığı Filistin’de bir yer isteyen Teodor Herzl’e ifade edilenler ap-açık olsa da sonuçları daha başka olacaktır.:

“Bu yerler bana ait değildir, milletimize aittir. Bu yerlerin her karış toprağı için şehitler verilmiştir. 93 harbi’nde Ordu-yu Hümayun ‘un Filistin alayının askerleri bir teki dönmemek üzere şehit olmuşlardır. Ben canlı vücut üzerinde paylaştırma yapamam. Filistin’e ancak cesetlerimiz  üzerinden girebilirler. Böyle bir teklif yapan adam, bir adım daha atmasın ve memleketi terketsin...”

Kollarımız kırılmaya başlamıştır.

Osmanlı-Türk İmparatorluğunun kolları kırılmaya başlanmıştır artık. Çöküşten yıkılış ve parçalanışa doğru hem önemli hatalar yapılmış, hem pek çok kahraman çıkmıştır ortaya. Akdeniz elden çıkmaktadır.  İtalya, birliğini kurunca diğer Avrupa  devletleri gibi sömürge siyasetine uygun  hissedecektir kendini.  “Annibal benzeri.” . Kendi topraklarının karşısına düşen Trablusgarp ve Bingazi’yi sömürgelerine  katmak. Bu topraklar Osmanlınındır henüz. Bir başına saldırıdan çekindiği için destek ve istifade kuvvetlerini yanına çekmeye çalıştı ve başardı. Önce Avusturya ve Fransa’yı (1902) ardından  İngiltere’yi (1904) ve nihayet 1909’da Rusya’-yı yanına çekti. Antlaşmalara göre İtalya bu topraklarda serbest hareket edecekti.

Abdülhamit tedbirler aldı. Bu toprakları tahkim etti. Ve muktedir komutanlar gönderdi. Merkezi tedbirlerin yanında yerel unsurları  ve özellikle Sunisîleri eğittirdi; onlara silah ve mühimmat gönderdi. Enver Paşa (ve amcası), Ali İhsan sabis Paşa, Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy ve daha nicelerini...

Abdülhamit’in hâl’liyle 12 ocak 1910’da Rusya sefirliğinden Sadrazamlığa getirilen Hakkı Paşa’ya bakınız. Trablusgarp’taki Osmanlı tümenini Yemen’e sevkettirecektir. Trablusgarp Vali ve Müşirağasını görevden aldırılacak, İtalyanların imtiyaz (bahane) istekleri Rafet Paşa tarafından reddedilince işgal başlamış, ama bizim paşamız İtalyan bayan Rabillant’ın evinde biriç oynamakta-dır. 4 Ekim 1911’de Hamidiye tabyaları işgal edilmiş, aynı anda  12 Adalara çıkılmıştır...

Yerel unsurları eğitim örgütleyen Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul’un İtalyanlarla anlaşmasından sonra Anadolu’ya çekilecektir. Anlaşmaya göre Düyûn-ı Umumiye para vermeğe devam edecekti. 90.000 Osmanlı altını . Enver Paşa, Bingazi kahramanı olarak takdim edilecektir. Olaylar ne kadar birbirine benziyor.

Trablusgarp, Bingazi düşmüş, İngilizler, daha doğuya, güney doğuya sarkmak üzeredir. Yemen’de yaptıkları fithe hareketleri sürüp gidiyor, ileride uydu devletlerin başına getirilecek Şerif Hüseyin ve yandaşları onlarla birliktir daha içlere doğru.  Mısır ve Süveyş kanalına hakim oldular. (1914)  Aralık ayında Bahriye Nazırı ve 4. Ordu komutanı Cemal Paşa’nın 14 ocak 1915’te Süveyş kanalına yaptığı hareket (1.Kanal savaşı) başarısız olacak ve  ordu Gazze’ye geri çekilecektir, ardından da Anadolu içlerine kadar. Bu arada  Mekke Şerifi Hüseyin, İngilizlerin kışkırtmasıyla ayaklanmıştır,fırsat bu fırsat.  4.Ordudan geri kalanlar Hicaz’a gönderilmiştir, fazla yapılacak bir şey kalmasa da...

Gazze’nin kader başlangıcı

Gazze’nin kaderi o günden başlamıştır:1917 baharında İngilizler Gazze’ye saldırınca Yıldırım Orduları Irak cephesinden Filistin ve Suriye’ye kaydırılmış, aynı yıl 7.Ordu komutanlı-ğına atanan Mustafa Kemal Paşa, General Falkenhay ile anlaşamamış,  harbin yönetimini tenkit ederek komutanlıktan ayrılacaktır. 24 Temmuz 1917’de Biressur, Gazze savaşını kazandılar ve 9 Kasım da Kudüs işgal güçlerinin eline geçti..Düşüş o düşüştür.

General Liman von Sanders’in komutaya geçmesiyle Mustafa Kemal yeniden görevine dönmüştür. Şahin bey  de harbin içerisinde olup, ve bu satırların yazarının babası da daha ziyade tercümeden ve malzeme tedarikinden sorumlu görev yapan erler arasındadır. Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı çekip İngilizleri durdurmuşlardır. Mustafa Kemâl’in Yıldırım Orduları Başkomutan-lığına atanması ve sonrasında gelişen durumlar...

Muhittin ARAR



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)