Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Dualarımız Niçin Kabul Görmüyor? (Selim Çoraklı)

Umreden dönen bir arkadaşımızı ziyarette İslâm dünyasının, yani ümmetin içinde bulunduğu zor durumu ve kurtuluşunun nasıl olabileceğini konuşurken geçen yıl hacca beş milyona yakın insanın gittiğini ve burada ümmetin içinde bulunduğu kan, gözyaşı ve çile ortamından kurtuluşu için samimî bir şekilde dua ettiklerini söyledi.



Bende, yarı şaka yarı ciddî olarak “demek ki dualarınız kabul olmamış. Baksanıza ümmet olarak yine perişanız, yine kan ve gözyaşı içinde yüzüyoruz!” dedim. Evet, yarı şaka yarı ciddî kabul etsek de, etmesek de gerçek bu. Dua ediyoruz ve neticesini alamıyoruz.

Dua mü’min için her zaman ve zeminde kuşanabileceği en büyük silah. Çünkü Rabbimiz Kerim kitabında “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” buyuruyor. Yine, “İsteyin vereyim” buyurarak samimî bir şekilde Kudret-i Sonsuz’dan istenenlerin verileceğini bildiriyor.

Ancak bir gerçek var ki, bugün hepimizin yüreği yanmasına, ciğeri parçalanmasına ve bu hususta belki de yüz binlerce, milyonlarca el kalkmasına rağmen isteklerimiz bir türlü gerçekleşmiyor. Yani daha açık ifade ile görünürde dualarımızın neticesini burada alamıyoruz. Bu durum ister istemez kafalarımızda birçok sorunun oluşmasına sebep oluyor.

Kafamıza takılan soruların başında da şunlar geliyor: “Dua ediyoruz, ümmeti kurtulması için Rabbimize yalvarıyoruz, Filistin’de, Kudüs’te, Çeçenistan’da, Eritre’de, Moro’da, Irak’ta. Afganistan’da, esir Türk illerinde, dünyanın değişik coğrafyalarında ve bâhusus ülkemizde yıllardır süren başörtüsü zulmünün bir an önce bitmesi için dil döküyoruz, ama netice ortada. Ümmet her yerde eziliyor, akan kanlar hep Müslümanların. Onuru, izzeti çiğnenen hep inananlar oluyor. Rabbimiz ‘isteyin vereyim’ diyor, ama biz istememize rağmen dualarımız niçin kabul edilmiyor acaba?”

Evet, her gün beş vakit namazda milyonlarca insan içinde bulunduğumuz zillet durumunun gitmesi için dua ediyor. Her yıl hacca ve umreye giden milyonlarca hacı, ümmetin kurtuluşu için Rabbine yalvarıyor. Ülkemizde ideolojik bağnazların gemi azıya alması sebebiyle otuz senedir süren başörtüsü yasakçılığının kalkması için ellerimizi açıp, istiyoruz. Hülâsa herkes ümmetin kurtuluşunu istiyor.

Hâşâ, Allah (cc) vaadinde hûlfetmez. Vaat edince yerine getirir ve şartlarını yerine getirerek istemesini bilenlere vaat ettiklerini hep vermiştir. Bu gerçek göz önüne alındığında istediklerimizin yerine getirilmemesi konusunda arızanın bizlerde, yani ellerini açıp dua edenlerde olduğu açıktır. O halde gelin önce kendimizi yeniden bir sığaya çekelim ve arızalarımızın neler olduğunu tespit ederek gidermeye çalışalım. Neler mi arızalarımız:

Başta “hakikî bir kul muyuz?”, buna bakalım. Bütün fiillerimizde Allah (cc)’ın rızasını gözetliyor muyuz? Yaptığımız işlerle Rabbimizi kızdıracak tavırlar sergiliyor muyuz? Allah (cc)’ın kulları olduğunuzu söylediğiniz halde O’nun dediklerine uygun bir hayat yaşıyor muyuz?

Bize hayat düsturları olarak gönderilen Kur’an’a ne kadar vakıfız. Rabbimizin bizden Kur’an vasıtasıyla ne istediğini hakkıyla biliyor muyuz? Allah’ın Kur’an’da emrettiklerini yaşıyor muyuz?

Ümmetinden olmakla gurur duyduğumuz Efendimiz (sav)’i ne kadar tanıyoruz? Mensubu olduğumuz cemaatin lideri veya bağlı olduğumuz şeyh kadar biliyor muyuz? Efendimizi (sav), Necip Fazıl’ın değimi ile, “Aklım, fikrim var deme. Hepsini öldür. Sana çöl gelen O (sav) göl diyorsa göldür” noktasında görebiliyor muyuz? O’nun ahlâkı hayatımıza hâkim mi?

Allah (cc)’ın nazarında sivrisineğin kanadı  kadar değerli olmadığını bildiğimiz/inandığımız dünyaya ne kadar kıymet veriyoruz? Fani bir dünyaya ne kadar bağlıyız?

Haramlarla aramız nasıl? Allah (cc)’ın bize bildirdiği şekilde kul hakkına riayet ediyor muyuz? Emrimiz altında çalışanlara yediğimizden yediriyor, giydiğimizden giydiriyor, bindiğimizden bindirebiliyor muyuz? Bize emanet olarak verilen kadın ve çocuklarımıza hakkıyla sahip çıkabiliyor muyuz?

Evet, haramlarla iç içe olmamız da çok önemli bir faktör dualarımızın kabul edilmemesinde. İster ferdi, isterse de içtimaî hayatımızın neresine bakarsak bakalım, haramın her yanımızı sardığı bir gerçek. Bu hakikat sahabeden Ebu Vakkas’ın oğlu Sa’d’ın Peygamberimiz (sav)’e gelerek; “Ya Resulûllah ben Allah’a dua ediyorum. Fakat kabul olunmuyor?” şeklinde sorduğu soruya aldığı: “Ey Sa’d, Haramdan sakın. Zira midesine bir lokma haram girmiş birisinin duası kırk gün kabul olunmaz” şeklindeki cevapta bütün gerçekliğiyle gözler önüne serilmektedir.

Evet, herkes kendini bir yoklasın bakalım, bu Efendimizin (sav) söylediği hususla ne kadar alâkadar?

Hayatımızın hemen her anında yukarıdaki gibi soruları çoğaltmamız mümkün. Bu sorulara müspet cevap vermemiz durumunda, hikmeti gereği Rabbimiz’in müdahale ettiği kısımlar müstesna, dualarımızın kabul edileceğini bize bizzat Kur’an söylüyor. Tâbii ki, Tevbe 24’de olduğu gibi edilmeyişin sırlarını da:

“Onlara de ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulû’nden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.”
 Evet, ayet çok açık. Allah (cc) fasıklar güruhunu hidayete erdirmez. Acaba bu ayet bizleri ne kadar ilgilendiriyor? Dualarımızın kabul edilmeyişinin altında bu tehdit var mı?

Kafamızı iki elimizin arasına alıp düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri olarak bunu görüyorum. Bilmem ki sizde benimle birlikte bu fikrimi benimser  ve aşağıdaki duaya amin der misiniz?

Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düþer de bir kusur iþlersek, bizi onunla hesaba çekme.

Ey Rabbimiz! Bizden evvelkilere yüklediðin gibi bize de aðýr vazifeler ve musibetler verme.

Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceðimiz þeyi de yükleme. Günahlarýmýzý affet. Bizi baðýþla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardýmcýmýz Sensin. Kâfirler güruhuna karþý Sen bize yardým et. (Bakara Sûresi,286.)

Selim Çoraklı



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)