Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Dün-Bugün-Yarın Üzerine Konuşmalar- 2 (Muhittin ARAR)

Dün-Bugün-Yarın ve GELECEK DÜŞÜNCESİNE BİR ÖRNEK: FİLİSTİN SORUNU

Yahudi devletine doğru...

I.Dünya savaşı sonrası, Filistin sömürgeleri   durumuna düşünce İngiltere 1917’de “İsrail devleti” kurulmasına da yeşil ışık yaktı. 1917’de “Balfur Deklerasyonu”nda İsrail devleti kurulması kararı Milletler Cemiyetine de onaylatıl-mış, ve ilk iş olarak Filistin’de bir “yahudi Ajansı” (Agence Julve) kurulmuştur. Petrol kıtasında  Arap kabilelerin gönlünü hoş tutmak için de bir Arap devleti kurma sözü verilecektir.



Yahudiler, çekilmede ayak direyen İngilizlere karşı suikastlarda, saldırılarda bulununca meydan onlara bırakılmış, ardından İsrail devletiyle komşu Arap ülkeleri arasında savaş çıkmış, İsrail’in bu ilk savaşı kazanmasıylada  Filistin Arap devleti gereği duyulmamıştır. Ne daha önceleri bir kavme yapılan sırf yahudi oldukları için, ne de Hitler faşizminin yaptığı vahşetleri hoşgörmek insanlık onuruna sığmaz, görmüyoruz da.

Bir var ki, geçmişin kanlı izlerinde bu kavmin izlerine rastlamak gözleri kör etmeyi gerektirmiyor. Hele tam bir asırdır Filistin’-de yaptıkları. Gazze’de, Beyrut’ta yaptıkları. Üstüne üstlük doğrudan veya hazırlayıcı ve yönlendirici olarak Irak’ta, “Ebu Gayrip”te yapılanları ayrıntı vererek yazmak gerçekten yürek işidir. Doğrusu ABD, İngiliz, İsrail... Bu dökülen kanların, çiğnenen insanlık şerefinin, namusunun hesabını er veya geç vermek durumundadır. Ömer el-Beşir’i katliam yaptığı, soykırım uyguladığı için tutuklama kararı çıkaranlar  haklı olabilir, ama aynı şey niçin İsrail, İngiliz ve ABD sorumluları için kör ve sağırdırlar. Hukuk, ekonomi, iletişim , hatta sağlık hep siyasi olagelmiştir Batı ve yahudi kavmi için.

İran, İslâmcılar BOP ve Filistin

Burada iki ayrı durumu tespitte yarar var: Birincisi: İran! Hele Humeyni’den beri; “Her gün Kerbela! Hergün Kudüs” naraları atan İran İslam’ı bir mezhepler sorunu, bir slogan halinde tutarak Filistin davasına zarar vermiştir, vermektedir. İsrail’in Arap-İslâm topraklarına girişi ve çoluk çocuk demeden doğrayışı. Bunlara gerekçe memuru adamlar.  Sanki Yahudiye bir şeyler yapacakmış;  yahudiye korku ve telaş vermiş te dünya ayağa kalkmış, BM’den, AB’ye diğer -sözüm ona- sünni Arap-İslam devletlerinin gizli-açık desteğini alan İsrail bombalıyor, yakıp yıkıyor;  herkes bir militan, teröristtir;  canının istediğini insanlık dışı yöntemlerle tutuklayabiliyor, sorgu sual yok...

İkincisi de; “Bizim İslamcılar(!) olsun, PKK çıkış noktasından itibaren ABD, AB faşizminin karşıosında, faşizmin düşmanı söylemlerle, eylemlerle bugüne gelmişken nasıl oldu da bir sihirli el sayesinde dönüştüler, kâbeleri Bürüksel oldu, Vaşington?!..”

Karşılıklı hatalar...

“BOP’a eşbaşkanlığı”na, Müttefik güçlerin Irak’a saldırıyı, “Haçlı intikamı” benzetmesine, kaç satırla Huntington’a  bir dizi söylenecekler var. Var, “bizler Filistin’e, Fas’a, Tunus’a, Keşmir davasına yanarız, çabalarız. Onlar Kıbrıs’ı hiç olmazsa tanıdı mı? Karabağ’da Ermeniler vahşet uygular-ken gıkları çıktı mı? Onların  müslümanlı-ğını yahudiler alsın. Bu kardeş dedikleri-mizin ne kaendi aralarında davaları dertleri vardır, ne Urumçi’de, Kabil’de, Kafkaslar’-da, Balkanlar’da yaşanan Müslüman olsun, Türk’e karşı yapılan işgal ve katliamları kulakları duydu mu?(Dahası bizdeki kopyaları Türk, Turan diyene faşist yakıştırmasını geciktirmedi ve bu konuda tanrısız-teröristlerle birlikte olmaktan çekinmedi.)

Senelerce Bekaa’da olsun, Bağdat’ta, Şam’da “çocuk katillerini” beslemediler mi? El-Fetih olsun, diğer Arap Kurtuluş örgüt-leri ie içimize salınan Dev-Genç’ten, Ermeni Asala’ya kadar işbirliği içinde değiller miydi? Adına Arap, inancına İslâm denilen bir çok petrol zengini ülkenin feodalları, şeyhleri paralarını İsviçre’de, Londra’da yahudi bankalarına yatırmamış mıdır?” İtirazları duymamak olanaksız. İşte tam bu sorularla geleceğimiz çalınabilir, geçmiş ve günümüzün oyuncularına, oyuncaklarına haklılık payı çıkarmış olabiliriz. Öyle ise...:

Siyon güçlerini, İsrail oğulları yani yahudilerin Osmanlı bakıyesi bu topraklarda yeniden kümelenmesini, nihayet devletleştiril-mesini(!) çok kısa geçtikten sonra Yahudi ve yandaşı güçlerin Filistin yağmalamasını vermeğe çalışacağız. Bir bakıma yakın geçmiş-te yaşadıklarının bir benzerini başka kültürlere, başka milletlere uygulamaları aşağılık duygularının telafisi olarak ta kabul edilebilir. Bizimkilere bakın, film çevirir gibi yapılan numaraları saymazsak dünkü yanlışın-dan dönen yok. “Hoş” ve “boş” kimseler, eğer bilerek yapıp etmiyorlarsa- ki onun adı başkadır- : “Efendim, paranın dini imanı olmaz, kırmızısı yeşili olmaz” diyenler bilmezler mi/bilmeliler,  “ekonomi ile siyaset iç-içedir!...” Koca Osmanlı evvela maliyesinin çökmesi, yabancıların ticarette üstünlük kazanması sonucu sürekli borçlanarak zengin-liğini sonra da varlığını  kaybetmedi mi?  “Alıp sırtlarında mı götürüyorlar Alanya’yı?,  Antalya’yı” çıkışları. Akıl çeldiriciler, şöyle bir bakmazlar mı buralarda neler oluyor?  Elektirik direklerini söküp götürecekleri de yoktur elbette.  Çoğaltabiliriz bu yaklaşımın örneklerini. Olanlar olmuyor mu?...

Yahudinin Arz-ı Mevût adımları

Bugün ülkemizde, hele Adana, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa’dan Mardin köylerine kadar; işyeri, ev apartman, atıl haldeki tarlalar, dağ taş ne varsa tapular hergün el değiştiriyor; arazi, ev bark sahibi olanlara şimdilik çıkın denilmiyor, geleceğimiz güne kadar...

Irak’ta yaşananlar Filistin’de dökülen kanlar bir amaç uğruna. Büyük çapta gerekçesi  bellidir: Kandil dağlarında –pek çok devletin eli olsa da- Yahudi, dağların diplerine kadar sığınak, barınak yaptırmış, her türlü iletişim yapılandırmasını tamam-lamıştır aletlerinin emrine vererek. “Sahibine güç yetiremeyenler eşeğine saldırırmış.” Açıklansın bilgiler, belgeler. Yüz yıldır bu kandırmacalar, kanatmalar hangi güçlerin eseridir. Bizlere diz çöktürmenin ardından Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bir şerit tamamlanacaktır.

Mossad elemanlarının kontrollü kargaşası sürüp gidecektir, doğudan yeniden Türkiş hakanları(!) gelene kadar mı diyelim?! Mayınlanmış araziler, ardından Ceylanpınar Çiftliği ve daha nice münbit toprakları birleştirerek hem Tel-Aviv’le birleşmiş bir “Büyük İsrail” doğuracak, hem Fırat Dicle sularından petrol, toprak.. ne varsa adım adım yahudinin emrine verilecektir. Kıripto yahudileri içeride tam nöbettedir. Ermeni sorunu, kendinle yüzleşme, ekonomik kırizler, açılım saçılım... Dönme devşirme Yahudi-Ermeni yoksa  üreteceklerdir, milletsiz kalmış yığınlardan(!)  Gülmeyin,”eşkıya dünyaya hükümran olurmuş” ara zamanlarda da olsa. Hesap kitap bu değil mi?

Arap dünyasında kıpırdanma

Cemal Abdülnasır’ların başarmağa çalıştığı hareket;. Mısır ve çevresinin sömürge güçlerinden arındırılması ülküsü. 1954’te, Mısır, Süveyş kanalını kendi denetimi altına almak girişimi İsrail’e tehdit olarak algılanmış,  Başta ABD , bu girişime bölgede “Sovyetler Birliği etkinlikleri artacaktır”   endişesiyle karşı çıkmıştır. Doğrunun bilinç altında yine İsrail vardır, yahudi vardır.Yine de, Nasır, bölgeden İngiliz ve Fıransız kuvvetl-erinin uzaklaşmasını başarmış, bu kazanım  Arap milliyetçiliğinin zaferi şeklinde algılanmıştır.

73’te, yani  Nasır’ın ölümünden 3 yıl sonra Cezayir zirvesi yapılmış, bu zirvede büyük güçler karşı karşıya gelmiştir. Hegomanya oyunu. Sovyetler Mısır ve Suriye’yi ABD ise İsrail’i desteklemiştir.   Suriye’nin  İsrail’e saldırısı bazı iddiaalara göre kendi içlerindeki bozgunculuk sonucu aleyhlerine dönmüş, Kudüs’e girilmesine karşın geri çekilmek durumunda kalınmıştır... Kıbrıs’ta çok kötü günler başalatılmıştır. Ölümüne yakın Türk kardeşliği feryadı, imdadı bassa da o günler, güya “kurtuluş savaşı veren halklar birbirinin kardeşidir; Arafat,  Müslüman Türk kanı akıtan Makaryos’ları kucaklıyor; Yakın doğu’da başka bir oyun oynanmak üzeredir. 

Gomel-Zigna...

Golan tepeleri İsrail işgaline girer girmez bizde patlayan “Zeytinyağı Sıkandalı”nı, yani Gomel-Zigna olayını bir hatırlayalım. Golan’da işlerin bitirildiği tarihlerde Kıbrıs’ta entrikalar baş-göstermiş. Tipiktir denizin iki yakasında sabateistler işbaşında. İki yakanın basını İsrail’i unutturmuş; vatan kurtarma derdine düşürmüştür bizleri. Bilir misiniz  “Golan’dan göçettirilecek köylülerden pek çoğu Osmanlı bakiyesi ve Türk asıllıdır...” Bu arada  “Camp David” görüşmeleri yapılmış, İsrail, biraz da Arap dünyasını parçalamak, Mısır’daki Sovyet nüfuzunu ABD, İngiliz lehine değiştirmek üzere  978’de Sina Yarımadası Mısır’a bırakılmıştır.(1978) .

BM’nin görevi...

Etkisiz eleman veya elinde “veto” gücü olanların, çok uluslu güçlerin oyuncağı BM, 1967 yılı aldığı 242 sayılı Karar  ve sürekli benzeri kâğıt üzerindeki oyunlar akan kanı, hergün kaybedilen toprakları geri getirmeyecektir. Bu topraklarda ayrıca; -İsrail Devletinin kurulması -Arap ülkelerinin İsrail’i tanıması gibi 70 cıvarında karar verilmiştir, ama hiçbir anlamı olmamış, zaten yerine getirilmek üzere bakılmamıştır “oyalamaları”na...

1954’te Nasır’ın Süveyş kanalını alması ile Mısır ve diğer Arap ülkelerinde “nasyonal arapçılığın” güya - ırkçı temele dayanan-milliyetçiliğin alevlendirildiğini  görüyoruz. Mişel Eflak’ın Baasçılığı... Bundan bir on yıl sonra Filistin’de FKÖ’nün kuruluşu.1967,  “6 Gün Savaşları”  olmuş bitmiştir. İsrail, Sina yarımadasını ve Suriye’ye ait Golan tepelerini ve Ürdün’ün bir bölümüyle Doğu Kudüs’ü işgâl etti.

Camp Davit görüşmelerinde(1978), Mısır ve İsrail anlaşmaya zorlandı, daha doğrusu Mısır. Sina yarımadasının Batı yakası Mısır’a verilecek. Gazze de  bir  Filistin devleti kurulması için ayrıldı.  1982’de İsrail Lübnan’ı işgal etmiş, girip çıktığı tarla halinde. Ardından günümüze kadar canı istediği zaman imha olsun, gözdağı... çökertmeyi çevre ülkelere ve milletlere vermek işgal, kan ve gözyaşı eğitimi şeklindedir. .
13 Temmuz 1984’te Aden antlaşması ile, Filistindeki örgütler arasında birlik sağlandı. FKÖ’nün tek meşru örgüt olduğu benimsendi. Filistin Ulasal Konseyi Kasım 1988’de işgal altındaki Batı Şeria’da ve Gazze şeridinde bağımsız Filistin devletini ilan etti.

Evet, 13 Eylül 1993’te FKÖ ile İsrail arasında imzalanan “İlkeler Anlaşması” ardından “Ortadoğu Barış Süreci” 1994 Mayıs’ında Kahire’de yapılan anlaşma ile Gazze ve Batı Şeria’yı Filistin Özerk İdaresine bırakmayı kabul etse de ,bugün Batı Şeriâ’da (adı yalnızca) “Filistin Özerk İdaresi”nin üflenince sönecek fanusu vardır, o kadar...

Arafat’ın bir kedinin fareyi kıstırması gibi kuşatılması,ardından zehirletilmesi,yani öldürülmesi... Nihayet son yıkımlarla –“Son yıkımlar” hergün tazelenebilir.- “Filistin Özerk Yönetimi İdaresi” altındaki bu bölgede güven sorunuyla birlikte açlık, susuzluk, barınaksızlık dayanma gücünün üstündedir. Ciddi bir işsizlik, altyapı, konut, gıda ve sağlıklı içme suyu bozulmuş, yetmiyor, İsrail denizden kuşattığı yetmiyormuş, elde kalan topraklara bir uçtan bir uca tel örgülerle çevrili “utanç duvarı” yükseltiyor...

Bir biyografik eser...

(Lise yıllarında okuduğum bir kitabta yazılanları hatırlıyorum da ne ibret: Hitler Almanya’ya hakim olmuştur. Zengin ve etkili yahudilerden başlamak üzere bu kavmi temerküz kamplarına toplamaya başlatmıştır. Davet edilenler geri dönmeyecekleri kanaatindedir. Bu arada gazeteci kılıklı bir İtalyan yahudisi Berlin’dedir. Yahudi zenginler bu gazeteciye ricada bulunurlar: Gece kalında altın, para, fotoğraf, tapu... kıymetli nelerimiz varsa götürelim ormanların içerisinde kazacağımız çukurlara gömelim. Eğer, olaylar Hitler ve Almanya’nın aleyhine gelişirse iddia eder, bunları alırsın. Bir de sana götürebilirsen bir kaç çocuk teslim edelim. Bir yolunu bulursan İtalya’ya kaçır. Gereksinim duyacağın her şey verilecektir. Denilenler yapılmış, Gazeteci’ye 13 çocuk teslim edilmiş ve kaçırılması sağlanmış, II.Dünya savaşı bittiğinde bu gazeteci iddialarını ortaya koymuş ve Milletler cemiyeti yetkilileri gelip Berlin ormanlarda kazılar yaptırmıştır. Peki, bu 13 çocuk ne olmuştur? Kaçı İtalya TV’lerinin sahibi, bir kaçı Fransa’da. Tuhaf değil mi: Kaç yüz bin yahudinin öldürüldüğü Almanya’nın başına arka arkaya bu çocuklarda ikisi başbakan olmuştur. Wiliy Brant bunu itiraf etmiş, kendisinden önceki için ise, “Ben yahudiyim, O ise yarım yahudidir.”
Şimdi, bizde 28 Şubat’ı tezgâhlayanların bir kısmının kimliğine, kültürüne bakın. Çevik Bir’le ilgili iddialar. Bir başka cephesi, ABD’den alamadığımız askeri teknolojiyi İsrail’den temin ve “soykırım şantajcılığını önleme”de AB ülkeleri ve ABD’deki “yahudi lobilerinden yardım.” Verilen onca para ve ardından İsrail ile yapılan antlaşmalar. Ne değişti? Görüldü ki Kuzey Irak’ta olsun içeride   onlar var. Kontrollü bir saldırganlık. Yeri geldi mi “uyutulan”, yeri geldi mi “azdırılan.” Görüldü ki bizimle olan ilişkisinde her gün başka bir kanamayı yaşıyoruz. Bu mihraklar yeri geldi mi Kemal Derviş’leri ekonominin ve siyasetin içine oturtabiliyor.Yine  görüldü ki, her gün daha değişik bir çökertmenin içerisinde kalmışız. Çaresi var:Onlara karşı çok tedbirli olmak... )

Mülteci kamplarına dönüşme...

Üç büyük dince kutsal sayılan Filistin toprakları XIX. yüzyıl sonlarından itibaren  Yahudi göçü/yerleştirmeleri sonucu 1948den başlayarak bu toprak üzerinde yahudi devleti oluşturulması ilgili olduğu söylenebilir. Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya İsrail’in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda hemen tüm Filistin toprakları değişik ülkelerdeki mülteci kamplarına dönüşmüştür...

Arapların itirazına karşın İsrail devleti kurulması 1987’de Ortadoğuda etkinliğini arttıran Sovyetler Birliği, FKO Yaser Arafat liderliğinde birleşmesinde rol oynamıştır... 20 nisan 1987’de, Cezayir’de yapılan F. Ulusal Konseyi Arafat’ın, Ürdün Kıralı Hüseyin ile 1985’te İsrail karşısında barış girişimlerini ortaklaşa sürdürme kararını feshetmeleri üzerine örgütte yeniden birlik sağlanmıştır.

Yıl sonunda Amman’da toplanan Arap Birliği zirvesinde barışın önkoşulu olarak işgâl altındaki tüm  topraklardan çekilinmesi, özellikle Kudüs’ün kurtarılması vurgulandı. Filistiniler, bir kısım İslâm ülkelerinin de –gerçekte tahrikinden başka olmayan- : İsrail’in işgal ettiği topraklardan 1967 sınırlarına çekilmesi,1967 sınırlarına dönmesi ve 5 milyon Filistinli mültecilerin dönmesi kararını diretmiş, gerçekte çekilmesi gerekenin 1947 sınırlarına çekilmesini vurgulayarak...

İntifada (Uyanış)

Yaser Arafat’ın,”Benim küçük askerlerim” dediği küçük çocukların sapanla taş atmasıyla başlatılan, “İntifada”(Uyanış) ayaklanması hareketi (Aralık 19872)’ne mukabil İsrail yine ölçüsüz güç kullanacaktır çocuk kadın suçlu suçsuz demeden. İsrail ordusunun kullandığı dayak ve işkence yöntemleri Filistin halkı üzerinde deprasyona yol açacaktır. Gerçek bir soykırım. Bir zaman sonra tüm bunlar yaşanmamış, sanki İsrail kanından vazgeçmiş te,  Şimon Perez ve Mahmut Abbas, Türkiye’ye gelmiş, el sıkışmışlar, samimi pozlar vermiş, gülüşmüşlerdir...

Bu arada, Batı Şeria’da “Sanayi bölgesi” kurulmasına yönelik anlaşmalar imzalanmış, anlaşmanın orta ve uzun vadede Filistin’e sağlayacağı olanaklar çok güzel. Ağzına bir dilim yağ çal gitsin. Eh, biz de mütahhitlik yapacağız; onların acıları üstünden işçilerimiz işe kavuşacak, yandaş işverenler paraya pula. İçeriye müjdeler geçiktirilmeyecektir. Ne de olsa doğuluyuz bir tarafıyla.  Vadin ”yalanı bile güzeldi(!)”
Filistin, kâğıt üzerinde varlığı olmakla birlikte fiilen var olmayan bir devlet. Mahmut Abbas da bu olmayan devletin başkanı. Filistin’i temsil etmekten uzaktır... Üretilen kontrollü güçlerin birbirini temizlemesi olarak El-Fetih’i bitirmede içeriden görev yapacaktır. Bırakınız Mısır’ı, aile saltanatlarına fit olan tüm Arap-İslam ülkelerinde “İsrail’in yaşama hakkını tanıması” noktası çoktan aşılmış, İsrail, resmen olmasa da tanınmıştır.

Yahudi soykırımı, -güya- diz çöktürmesi...

İsrail Başbakanının  Türkiye’yi ziyaretinin ertesi günü, “yahudilik hortlayacak”, yine bir bahane ile, Gazze’de taş taş üstünde bırakılmayacak. Ölüler enkaz altında kalacaktır. Bizler, “van münit” hikâyeleriyle iktidar belirleyeceğiz; ama, ne milletiz ya! Ne bizim ne onların kaderi, aldatılmışlığı çok değişmeyecektir.
Birleşmiş Milletler hikâyesi yine. Taşları bağlayıp köpekleri bağlamayı sürdürecektir, görevi bu(!) Türk dünyası, İslâm âlemi ve mazlum insanlık evvela çok büyük yürekler istiyor; insan, kültür ve gelecek sevgisi, derin bilgi ve doğru, kesin hareketler.. Filistin bunun bir parçasıdır.

“Apaçık soykırım, yok etme ve işgâl...”

Bu parça parça yok ediliş, yarın İsrail Devlet Başkanının arkasındaki haritanın tamamına yayılacak kudrette midir? Arz-ı Mevut’un sınırları Malatya’ya mı uzanır, Mezepotamya mı? Kahredici gerçek: Çakalın- tilkinin, aslanı -kurdu tehdidinde, saldırısında yatıyor...

Söze başlarken belirttik: Türk Milletini öfkelendirmede üstlerine yok. Öfkemizi, üzüntümüzü aleyhimize kullanmada mahirler. Hatta, bu, her literatürün ad vermede aciz kalacağı mahlûkat varlık ta, başka oyuncularla hem ayrı, hem birlikte olmak şansına sahip olabilir. Öfkelenmeden, varlık sebebini bir kavmin düşmanlığına hapsetmeyecek kadar geniş derin ve özgüvene sahip bir kumaştan geliyoruz. Doğru...
“Her zulmün bileğini kırmak görevimizi unutmadan. Karanlığın yerine aydınlığı, sevinci, adaleti, kalkınma ve paylaşmayı, sahiplenme ve sevgiyi işleyip geliştirerek. Görülecektir ki ne Filistin derdi, ne Karabağ acısı kalacaktır. Bir şekilde.”

Ya kendin olursun...

Örnek olsun: Doğu Türkistan veya Uygur Özerk bölgesinde Çin faşizminin sistemli olarak yürüttüğü eritme ve soykırıma karşı yürütülen savaşımda bir kadının, Rabia Kadir’in adı öne çıkarılmıştır. Güya, temizlik işçiliğinden Doğu Türkistan Özgürlük Hareketinin başına geçmiştir. Neredeyse bir asırdır liderini arayan Doğu Türkistanlılar, nihayet bu kahramana kavuşmuştur. “Ağlayan güzel” oraya demir atar, “Rabia Kadir’i...” ,”Dağıstan”ın, “Karabağ “ın Sesi. Terörist başlarının, Cemil Bayık’ların paraları Amerikan, İsviçre bankalarındadır.

Bir hürriyet lafıdır... Her köşenin bir radyosu, TV’si kurdurulmuştur Vaşington’da. Efendim bir “örtüşmedir” gidiyor; “menfaatimiz düşmanla örtüşüyor” ise miş....Yok; ”başka çare yoksa” imiş... Pentagon ve CIA’nin yönetiminde bir “özgürlük hareketi? “Ve, bu kareketin kahraman kadını (!). Olmaz elbette. “Ya kendin olursun varlığına yokluğuna, veya kandırmacalara, tuzaklara yem olursun...“ Türkistan, Kerkük, Karabağ, Azarbaycan toprakları, Kırım, Kafkas, Balkan’lar derin bir kavrayışla incelenip Türk aklı ve vicdanıyla bütünleşerek kimliğine kavuşabilir. Bu yazımız/ konuşmamız Filistin üzerine oldu.

Bilinenlerin yinelenmesi de olsa.

Dün Girit, Batı Trakya ve başka yurtlar... Hele Türkistan;Türk yurtları çok uzaktı(!) Onlardan sözetmek; hem “İslâmcı “geçinenlerin hem “Mao-Lenin çocukları”nın hışmına uğramak, yani faşistlikti. Bir noktaya gelmiş olmalarını kazanç saysak ta, bilgide, kurumlaşmada bir yarım yüzyıl kaybedilmiş, gelişmelere  devletçe ve milletçe  hazırlıksız yakalanmışız.

Türk Milleti! Türk Devleti! Maddi manevi güçlü ve etkin olacaksın daima. Unutmayalım: Dünya Türk’ün adaletine muhtaç daima, ama evvela özgüven, çalışma, bilgi ve uyanıklık...

Muhittin ARAR



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)