Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
BAŞBAKAN KİMDEN KORKUYOR?(Selim Çoraklı)

-İnançlarımızı yaşamaya kim mani oluyor?-

Bir insanın inancıyla çelişkiye düşmesi kadar ruhî yapısını yaralayıcı başka bir hadise yoktur. Çünkü inanç insanı insan eden en önemli değerdir. Peki ülkemizde insanlar inançlarının gereğini serbest bir şekilde yerine getirebiliyor mu? Böyle bir soruya “Evet” demek mümkün görünmemektedir.



Maalesef, inancını içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla tam olarak yaşayamayanların mekânı haline gelen bir ülkede yaşamaya mahkûm olmuşuz. İnancım, tesettürü emrediyor, ama inanan kadınlarımız ülkemizin belli yerlerinde bu ibadetlerini yerine getiremiyor; getirmeye çalışanlar ise âdeta cezalandırılıyor.

İnancım namazı emrediyor, ama ben Askeri mekânlarda namazımı kılamıyorum. Kılma girişiminde bulunsam olmadık hakaretlere ve hareketlere maruz kalıyorum. İnancım İslâmî bir devlet yapısını ve İslâmî bir sosyal hayatı emrediyor; ama kanunlar sebebiyle bu isteğimi bile yerine getiremiyorum. Komünist istediği şekilde ideolojisinin propagandasını parti kurup yaparken, inanmış bir insan olarak ben inancımın gerektirdiklerini ifade bile edemiyorum. Bu tür çelişkileri, yasakları alabildiğine çoğaltabilirim.

İnancımın gereğini yerine getirememenin çelişkisini çocuklarımız da dahil kimseye akli, mantıki olarak izah edemiyoruz. Karşımıza ceberut bir devlet ve yasakçı bir jakoben anlayış çıkıyor. Lâikçilik ideolojisi adına benim inançlarıma yasaklar getiriyor. Hülâsa inanmış bir insan olarak her gün yer yerde değişik yasaklarla karşı karşıya kalabiliyorum.

Hâlbuki bu ülkede kendini inanmış olarak ifade eden bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, Bir Meclis başkanı ve hükümet var. Hatta sorduğumuzda bu yasakları koyanlar bile inanmış. Askerleri dersen “Allah Allah”  demekten ağızları yorulmuş. Demek ki bu ülkede inancımı yaşayabilmek için Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Meclis başkanının, Meclistekilerin tümünün, askerlerin vs. inanması yetmiyor. Peki herkes inanıyorsa o zaman bu yasakları kim koyuyor?

Son zamanların moda kavramı Demokratik açılım. Bir inanmış olarak samimî şekilde soruyorum: “İnananların inançlarını tam olarak yaşayabilmelerine ne zaman açılım yapacaksınız?” Bu sorunun muhatabı hükümet mi? Başbakan mı? Cumhurbaşkanı mı? Asker mi? Başbakan, icranın başında olmasına rağmen kendi hanımının haklarını bile koruyamayıp, üç yıldır sustuğunu ifade ediyor.

Yaşadıklarımı anlatsam Türkiye kaldırmaz”  diyor. Genelkurmay Başkanı GATA hâdisesinin yaşanmamış olmasını diliyor. Peki Allah(cc) aşkına Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı; kim olursa olsun, biri çıkıp söylesin: Bu hâdiselere kim sebep oluyor? Siz değilseniz kim? GATA bu ülkenin toprakları değil mi? GATA bu ülke insanlarının vergileriyle kurulmuş bir yer değil mi? İnancından dolayı bir bayanın (kim olursa olsun) hasta ziyareti için bir hastaneye girememesi ne anlama geliyor?
Bir ülkenin Başbakanı hanımına yapılan böyle bir hakarete karşı kimden korkarak üç yıl susuyor? Korktuğu asker ise, askerin vazifesi milleti korkutmak mı? Hani bu asker “Allah Allah” diye savaşa gidiyordu? “Allah Allah” diye savaşa giden bir ordu Allah’ın emri olan tesettüre niçin karşı çıkıyor? Bunlar yetkilerini nereden alıyor?

Bu nasıl bir demokratik ülke böyle? Başbakan bile olsan ülkende giremeyeceğin, sözünün geçmediği yerler olabiliyor? Kamusal alanlar, Askeri alanlar, kurtarılmış bölgeler mi? Balyoz planı ortaya atıldığında da Başbakan “Biz biliyorduk” diye açıklama yapıyor. Maden biliyorsan niçin 8 yıldır susuyorsun? Kimden korkuyorsun? Başbakan, “Bu işin üzerine gidebilirdik, ama eşimin gözyaşlarına mahkûm kaldık. Söyleyecek çok şey var. Ama ülkemde gerilim istemiyorum” demiş. Peki gerilim isteyenler kim? Geri adım atanlar hep inancını yaşamak isteyenler mi olacak?

Bugün Başbakan’ın mezun olduğu İHL’lerdeki kızlarımız Milli Güvenlik derslerine başörtüleriyle giremiyor ve okul müdürleri de bir şey yapamıyor. Sebep neymiş biliyor musunuz? Bu derslere askerler giriyormuş ve askere yönetim karışamıyormuş!!! Böyle bir komedi görülmüş şey midir? Bu derslere niçin askerler giriyor? İnancımızı tam olarak yaşayabilmek için ne yapmak gerekiyor acaba?

Başörtüsü taktığı için öğrencisi olduğu Diyarbakır Hamravat İlköğretim Okulu'ndan bir başka okula sürgün edilen Ece Nur Özel'in babası Murat Özel, nüfus müdürlüğüne müracaat ederek kimlik kartının din hanesinde yazan İslâm kelimesini, Türkiye'de inanç özgürlüğüne engel olunduğu gerekçesiyle sildirmiş. Acaba Cumhurbaşkanı, Başbakan, bu duruma ne diyor?

Diğer yasaklar askerler tarafından yapılıyor diyelim? Peki Milli Eğitimdeki bu yasağı kim koydu? O küçük kız çocuğuna inancını yaşatmamak uğruna uzak okula sürgün ederek zulüm edenler kim? Küçük Ece Nur’un babası M. Murat Özel, nüfus cüzdanında yazan İslâm ibaresinin çıkartılması için Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü'ne verdiği dilekçede, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık kimlik kartımın dini hanesinde yazan İslâm kelimesinin ülkemde bir değer ve anlam ifade etmediği, ailemin ve kendimin yazılan bu dinin gereklerini yapmamın engellendiği gerçeğinden hareketle, kimlik kartımdaki İslâm ibaresinin çıkarılmasını ya da İslâm inancının gereklerini yerine getirmenin önündeki engellerin kaldırılmasını talep ederim” diye yazmış.

Devleti idare edenler ne yapmış? İnançların önündeki engelleri kaldırmak yerine Küçük Ece Nur’un babası M. Murat Özel’in nüfus kâğıdındaki İslâm ibaresini kaldırmış! Ne kadar kolay çözmüşler meseleyi değil mi? Peki, yüz binlerce, milyonlarca tesettürlü bayan da müracaat ederek nüfus cüzdanlarından İslâm ibaresini mi çıkartsın? Öyle ya madem inandıkları İslâm’ın emrini yerine getiremiyorlar, inandıklarını devlet sınırlıyor; o halde din hanesinde İslâm yazmasının ne önemi var? İnancın özgürce yaşanmadığı bir ülkede kimliğinde İslâm yazmasının sadece sistemin bir oyalamasından, aldatmasından başka bir şey ifade eder mi?

AKP iktidara geldiğinde kadınların başörtüsü Anayasal olarak yasak değildi. Lâikçilik hastalığına tutulmuş bir kısım jakobenin dayatmalarının oluşturduğu korku atmosferine inananların getirdiği sanal bir yasaktı. AKP, MHP ile elele verip yasayı çıkardılar, ama Anayasa Mahkemesi 411 milletvekilini hiçe sayarak yasayı iptal etti ve artık tesettür Anayasa’da resmen yasak haline geldi. Peki hükümet başörtüsü meselesini niçin bir referanduma götürmedi? Kimden korktu? Bu hususta kendisini tehdit edenler mi var? Başbakan bunca zamandır sustuğuna göre demek ki bir şeyler saklıyor; tıpkı GATA’da yaşanan olay gibi…

İnanca getirilen yasakla ilgili o kadar çok şey yazmak mümkün ki!! Bu satırları kaleme alan kişi bir “düşünce suçlusu!!!” (Maalesef bugün de düşüncenin suç sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz.) 1986 yılında yazdığım iki sayfalık yazı yüzünden tam 4 sene 7 ay ceza almıştım ve Yargıtay cezayı tasdik etmişti. 1992 yılında çıkan af yasasıyla 7 ayını yattığım cezam düşmüştü. (Meşhur 163. Maddeden ceza almıştım.)
Aradan bunca zaman geçti ve biz hâlâ inancımızdan ve düşüncelerimizden dolayı suçlanıyoruz; devletin kurumlarına alınmıyoruz; dışlanıyoruz. İnancımızı özgürce yaşayamıyoruz. Peki inancımızı özgürce yaşamak için ne yapmalıyız?

Sokağa mı çıkalım? Terörist mi olalım? PKK gibi dağlara çıkıp otuz bin insanın ölmesine mi vesile olalım? Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM, Genelkurmay Başkanı bizden bunu mu istiyor? Eğer istemiyorlarsa, inancımıza ait bu meseleleri referanduma götürsünler ve millet ne diyorsa onu yapsınlar. Yapmıyorlarsa; istifa edip icranın başından gitsinler. Zira icranın başındakilerin icradan şikâyet etmeye hakları yoktur. Bunu yapmıyorlarsa “bizi sevin” demeye hakları yoktur ve bizlerde asla bunları bize reva görenleri sevmeyeceğiz. Allah(cc) huzurunda da bunların hesabını soracağız.

Selim Çoraklı



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)