Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
YÜREKLERİMİZ AYRILIĞINLA YANSA DA!..(Selim Çoraklı)

 
Güzel insan!
Güzel dost!
Güzel Müslüman!

Seni son yolculuğuna uğurladığımız günden bugüne tam bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde yüreklerimizdeki yerini hiç bozmadın ve hep taze kaldın. Dualarımızdan ise hiç eksik olmadın.



Ölümüne alıştık diyemem. Doğrusunu Rabbim bilir ama içimiz hep senin şehit olduğun hissiyle dolu yaşadık. Sanki biraz sonra kapı açılacak ve Sen gülen yüzünle çıkıp geleceksin gibi yaşadık!

İnan ki çoğumuz en yakınlarımızı bile gerçek âleme yolcu ettiğimizde arkasından böyle bir hal yaşamadık. Bunu nasıl becerdin bilmiyoruz, ama işte bir yıl böyle geçip gitti. Bir yıl önce olduğu gibi, bugünde yüz binler, milyonlar arkandan hep dua etti, güzel bir insan olduğunu anlattı birbirine… Çünkü Sen, güzel bir hayat yaşadın ve bu alemden giderken de ölümün güzelliğini yaşayarak bize gösterdin.

“Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

diyen şairin dediği tarzda bir güzellikti bu...

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” gerçeği bir kez daha çarptı sinelerimize, gözümüze, gönlümüzü...

Senin güzel yaşadığına şahidim. Yüz binler de şahitlik yaptı. Yüreklerimiz ayrılığınla yansa da, ölümünle bizlere büyük dersler verdin. “Sonsuzluğun Rabbine gidiş işte böyle olur” dersini aldık senden. Ruhun cesetten kurtulma anı olan “Ölüm”ün insan için nasıl rahmete dönüştüğünü gördük.

Hürriyetin ne anlama geldiğini zahiren zindan, gerçekte ise Yusufiye Medresesi saydığımız güzel mekanlarda yatanlar daha iyi bilir. Bu bakış açısıyla baktığımızda bizim için ölüm, ruhun dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkıp, geniş, sevinçli, ıstırapsız baki bir hayata girmesinin kapısıdır. Ceset hapsindeki ruhun hürriyetine kavuştuğu vuslat anıdır.

Uykudan uyanmadır ölüm. “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar” hadisi bu gerçeği bize bütün açıklığıyla tebliğ ediyor gönül gözü açık olanlara… İnanan için ölüm mekân değiştirmedir, Sonsuzluğun Rabbine kavuşmadır, vuslattır. Önden giden dostları ziyarettir. Ölümsüz gerçek hayatın başlangıcıdır.
Ölüm  son değil, yeni bir hayata doğmadır. Ahirete, en büyük âleme, sonsuz nimete doğmadır.

İnsan madde/beden ve ruhtan terkip edilmiş Eşref-i mahlûktur. Madde ve beden ölümlüdür. Beden ölür, çürür, kaybolur. Ruh ebedidir. Ruhlar ölmez. Ruhlar çürümez. Ruhlar kaybolmaz. Ölüm bedenler içindir.
Ruhlar için ölüm başka bir âleme doğumdur. Mevlana ne güzel der:

“Ölüm yok can! Canlar için ölüm yeniden diriliştir, yeni bir doğumdur.
Can, sen ölümden değil, ölümden sonra ki hayata hazır olmamaktan kork…”

Şahidim ki Sen bu alemden göçmeden önce gerçek aleme hazırlandın hep. Bunun için ölümden asla korkmadın. Seni ölümle tehdit edenlere ise hep gülüp geçtin. Zaten gözlerine dikkatlice bakanlar da ötelere aşık olduğunu rahatça anlardı Senin…

Günlük hayatın, konuşmaların bunu açık biçimde ortaya koyuyordu. Sonsuzluğun Rabbini özlediğini hep ifade ederdin. “Üç günlük dünya için fırıldak olmaya değmez.” dedin ve hep dik durdun. Tam bu noktada şairin;

“Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

sözü çarpıyor kulaklarımıza… Zaten ölümü öldüren Rabbe secde etmekten başka çaremiz mi var? O Rab ki: “Yüceler yücesidir, mutlak hükümranlık elindedir ve her şeye gücü yeter.” O Rab ki: “Hangimizin daha güzel davranacağını sınamak için “ÖLÜMÜ VE HAYATI” yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”

Yunus Emre bu gerçeği ne güzel ifade eder:

"Ölür ise ten ölür. / Canlar ölesi değil.”

Bir başka ifadesi de şöyledir:

“Yunus öldü deyi sala verirler.
Ölen beden imiş, âşıklar ölmez.”

Sen âşıktın, davana, İlay-ı Kelimetullah davasına… Nizam-ı Âlem davası için çekmediğin çile, görmediğin eza kalmadı. Öyle bir âşıktın ki, gözün davandan başkasını görmüyordu. Sana vaat edilen nice ikballeri elinin tersiyle ittin ve hep “Davam” dedin. Çünkü sen “Bir elime Güneş’i, bir elime Ay’ı verseniz, davamdan vazgeçmem” diyen Nebi’nin (sav) izindeydin.
Buna hayatında şahidim. Cenazende bütün gücümle buna şahitlik yaptım.
Şimdi bir yıl aradan sonra seni unutmayıp ananlar, yine şahitlik yaptı davanın güzel insanı olduğuna…
Bir yıl önce “İstikamet ve vakar sahibi” olduğunu söyleyenler bugün de aynı şahitliği tekrarladılar.
Kimileri ağıt yaktı arkandan. Kimileri de bıraktığın mirası bölüşme kaygısına kapıldı. Kimileri de içleri yanarak seyretti olanları.
Bu âlemden ayrılışında sebeplere takılıp kalanlar hep kızıp durdular. Bilmediler ki, sebepler Dest-i kudret’in perdeleriydi. İzzet ve Azamet perdeleri gerekli kılıyordu ve sebepler sadece birer perdeydi.
Biliyorum ki, yaşasaydın, sebeplere takılıp kalmazdın. Ölümün de hayat gibi bir nimet olduğuna inanır, tevekkül eder, Rabbimden gelen her şeye razı olurdun. Önden giden dostların cenazelerinde hep böyleydin zaten…

“Her canlı ölümü tadacaktır/tatmaktadır.” Vakti geldi ve Sen de tattın ölümü…

Dün de, bugün de ardından milyonlar dua edip, gözyaşı döktü. Sen bütün bu duaları hak ettin. Rabb’imde Seni unutturmayarak ardından yapılan dualarına milyonlarca dua kattırdı.
Zaten “Duamız olmazsa ne ehemmiyetimiz olur ki?”
Seni unutmadık, unutmayacağız yiğit adam…
Hep dik duruşun gelecek aklımıza…
Ötelere bakan gözlerin, Sonsuzluğun Rabb’ine gitmek istediğin sözlerin gelecek.
“Adam gibi adam” olmanın gündeme geldiği her yerde de “Sen” geleceksin aklımıza hep…
Sonsuzluğun Rabbine gittin.
Sen zaten hep “Sonsuzluğun Rabb’ine” gidişi özlemiyor muydun?
Gittin ve sonsuz âlemde sevdiklerinle buluştun.
Giderken güzel gittin.
Eminim ki, perdelerin kalkıp perdelerin indiği o dem de Sen Ölüm Meleği’ne de “Hoş geldin” deme hünerini gösterdin.
Evet, bir yıl oldu fiziki ayrılığınla aramızdan gideli. Bu bir yılın muhasebesini yaptığımızda bıraktığın mirasa hakkıyla sahip çıktığımızı söyleyemeyiz.
Kimileri ardından hemen koltuk kavgasına başladı. Alperenler birbirinin arkasından konuşarak kalp kırdı. “O koltuğa ben oturmazsam dava yarım kalır” düşüncesine kapılanlar ve bu hususta hasım cepheler oluşturanlara da şahit olduk. Bilmediler ki, bu dava şahıslarla kaim değildir. Tarih boyunca hep muhsinler bu davaya sahip çıktı. Sen de bir Muhsin olarak sahip çıktın yaşadığın dönemde. Artık bıraktığın misyonu İhsan sırrına eren yeni muhsinler yürütecek.  
Sen kabrinden seyredeceksin muhsinlerin İslâm davasına sahip çıkmalarındaki güzelliği…
Rabbim inşallah “Gerçek âlem”de seni ve seni seven bizleri muhsinler zümresine ilhak eder ve gerçek âlemde Kâinatın Sevgilisi Muhammed Mustafa’ya (sav) güzel bir komşu eder.
Seni unutmadık, unutmayacağız yiğit adam…

Selim Çoraklı



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)