Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Başbuğ Türkeş Samimi Bir Mü'mindi. (Hakverdi Murat)


1994'ün Ekim ayı idi. Rahmetli Alparslan Türkeş'in MHP Genel Başkanı olarak katıldığı son MHP Olağan Kongeresi'nin arefesinde, Türkiye'nin bütün il ve ilçelerinden Parti ve Ülkü Ocakları yöneticileri Ankara'da toplanmıştı. Ankara'nın kongre salonlarından birinde, MHP Genel Başkanı sıfatı ile Alparslan Türkeş, partililere ve Ülkü Ocaklı yöneticilere basına kapalı toplantıda hitap edecekti.



Kongre salonunun önü ana-baba günüydü. Birden bir hareketlilik gözlendi ve kaşla göz arasında salonun girişine yaklaşan "Türkeş" plakalı otomobilden korumalarının eşliğinde adeta uçurulurcasına Başbuğ içeriye götürüldü.

Toplantıya az bir süre kalmıştı, Parti ve Ülkü Ocağı yöneticileri, illerinin adı okunmak süretiyle içeriye alınmaya başlandı. İsmi okunan şehrin temsilcisi elindeki referansı gösterip hangi ili veya ilçeyi temsilen orda bulunduğunu beyan ediyordu.

Az sonra  salon hınca hınç dolmuştu. Önce dönemin Ülkü Ocakları Başkanı Alaattin Aldemir bir konuşma yaptı ve biraz sonra Başbuğ'un hitap edeceğini söyledi. Heyecanla beklenen an gelmişti. Kürsünün konulduğu platformun arkasından, bütün salonu derin bir sessizliğe gömen görüntü belirdi. Gök gürlemesini andıran bir ses duyuldu:

"Cümleten Selamun Aleyküm".

Bütün salon tek bir ağızdan çıkarcasına karşılık verdi:

"Aleyküm Selam".

Salonda herkes ayaktaydı. Alaattin Aldemir Başkan sunumunu bir masanın başında sandalyeye oturarak yapmıştı. Oysa 77 Yaşında bulunan Başbuğ elinde mikrofon ayakta duruyor  ve salona göz gezdiriyordu.

Bu sırada onlarca flaş peş peşe patlıyor, partililer bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekiliyorlardı. Biraz sonra flaşlar bir işaretle kesildi, herkes oturdu. Tam Başbuğ bir kaç kelime söylemişti ki salonu aydınlatan bir flaş patladı. Alparlan Türkeş'in başı flaşın patladığı yöne döndü ve yine oldukça sert bir tonla haykırdı.

"Biz burada film mi çekiyoruz"?

Kalabalığın içinden genç bir ses:

"Özür dilerim Efendim." diye karşılık verdi.

 Başbuğ'un dilinden dökülen emir daha sert oldu.

"Çık dışarı"

Aynı genç ses tekrar duyuldu.

"Emredersiniz efendim"

Ve sesin sahibinin hızla dışarı doğru gittiği görüldü. Salon tekrar sessizliğe gömüldü. Gözleri ile salonu bir kez daha kolaçan eden Başbuğ konuşması için hazırlanmış platformun üstünde ileri geri giderek konuşmaya başladı:

"Derler ki, ülkücülük yağlı iştir, çek senet işi yaparlar, karlı iştir. Kim böyle bir şey yapıyorsa onun Allah belasını versin. İçinizde böyle bir düşüncesi olan varsa onun da Allah belasını versin !"

Yıllardır emek verdiği bu kutlu davanın o yıllarda basın tarafından  mafya ile özdeşleştirilmesi belli ki Başbuğ Alparslan Türkeş'i  haklı olarak hiddetlendirmişti.

"Ülkücü attığı her adımı Allah rızası için atar. Atmalıdır."

O anlatıyor salon pür dikkat dinliyordu. Milliyetçiliğin ve ülkücülüğün sınırlarını çiziyor, ırkçılığı, kafatasçılığı reddediyor, bu konuşmalarını Kur'an Ayetleri ve Hadisler'le destekliyordu. Konuşmasını ezberden yapıyordu. Hafızasının tazeliği ve hitabetinde ki samimiyet salondakileri derinden etkisi altına almıştı. Konuşmasının bir yerinde durdu ve salona seslendi:

"Uyuyor musunuz"?

Salondakiler yine hep bir ağızdan cevap verdi.

"Hayır".

Başbuğ tekrar kükredi:

"Kalkın ayağa"

Salonda bulunanlar hep beraber kalktılar.

"Oturun",oturdular,

"Kalkın" kalktılar...

Üç komut sonra Başbuğ Türkeş;

"İşte böyle uyanık olacaksınız, düşmanlarınız sizi uyuyor sansa bile içiniz uyumayacak, her zaman uyanık olacaksınız"dedi.

20 -25 dakika süren konuşmasını tamamlayan Başbuğ:

"Hepiniz Allah'a emanet olunuz" diyerek salondan çıktı...

Salonun ışıkları tekrar yakılmıştı ama kimse yerinden kımıldamıyordu. Liderin salonda bıraktığı büyüleyici etki öylesine güçlü idi.

Bir adam sessiz sesiz ağlıyordu.Onun hemen önündeki başka biri;

"Allah'ım benim ömrümden al, Başbuğuma ver " diye, ancak çok yakınında olanların duyacağı bir fısıltı ile dua ediyordu. Dua eden adamın omzuna bir el dokundu, elin sahibi, az önceki konuşmanın tesirinden kurtulmadığını belli eden bir sesle şöyle dedi:

"Abi Başbuğ niye büyük biliyor musun?"

Adam hiç tanımadığı gönüldaşı gence döndü:

"Niye?"

Genç:

"Eğer bu konuşmasını basına açık bir yerde yapsa ve bunca ayet ve hadis okusa Türkeş şeriatçı oldu derlerdi. Belki oylarını da bu sayede artırır ama o dini  istismar konusu yapmamak için bu nasihatleri sadece bize,  basına ve kamuoyuna kapalı bir ortamda söylüyor. O yüzden çok büyük"dedi.

Dua eden adam yavaşça basını salladı ve Atatürk Kongre ve Sergi Sarayı'nı, ertesi gün yapılacak seçimli olağan kongreye hazırlamak için salonu terkettiler... Salonda olanlara şahit olup önünde dua eden adamın omuzuna dokunan ve okuduğu ilçenin ülkü ocaklarını temsilen salonda bulunan, o zamanlar yirmili yaşlarının başında olan genci siz bu satırlardan tanıyorsunuz.

Şahadet ederim ki, Başbuğ Alparslan Türkeş,büyük bir Türk Milliyetçisi olduğu kadar  inanmış, samimi bir mü'mindi. Hakk'a yürüyüşünün üzerinden yıllar geçti. Allah mekanını cennet eylesin.

"Ben Türk Milletini, sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasi'ye, rüşvet ve hile ile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine, Allah'tan mahrum  bir hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir iktisadi yapıya çağırmıyorum.

Ben sizi, Türklük gurur ve şuuruna, İslam Ahlak ve Faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası Hak Yolu'na, Hakikat Yoluna, Allah Yoluna çağırıyorum."

Selam olsun bu yolda ilerleyenlere...

Teşkilat, lider, doktrin, ne de güzel üçlüydü.

Bu hareket bu üçlü olduğunda güçlüydü.

Lider Anıt Mezarda, Doktrin tozlu raflarda.

Teşkilatçılık artık hasret dolu laflarda.

Hakverdi Murat



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)