Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
İSRAİL`DEN İZİN ALAN HOCALAR!(Selim Çoraklı)

Hey gidi günler hey… Bir zamanlar vaaz kürsülerinden “ABD yakında yıkılacak” diye haykırıyordu. “Onların atom silahları varsa bizim de La havle vela kuvvetemiz var” diye kürsüleri inletiyordu. Kafirlerin güçlerinin sanal olduğundan dem vuruyordu.



Kafirlere karşı silahlı cihadın en şerefli eylemlerden biri olduğunu, şahadetin kutsiliğinden anlatıyor, Sahabe Efendilerimizn hayatlarından örnekler vererek kahramanlıkları anlatıyordu. Peygamber Efendimizin hayatını ve ashabını anlatırken “Onlar günümüzün komandolarıydı, vurucu timleriydi” diye vasıflandırıyordu.

Batılın yok olup gideceğinden hakkın kısa zamanda galip geleceğinden ve bunu yapacak er oğlu erlerin bu ülke insanının içinden çıkacağı müjdesini veriyordu. Sistemin batıllığından, demokrasinin batıla ait spekülatif bir kavram olduğundan bahisler açıyordu. Sahabenin savaş meydanlarındaki kahramanlıklarından bahsediyor, günümüz dava adamlarının da onlar gibi hesap yapmadan Allah(cc) yolunda gitmeleri gerektiğini delilleriyle anlatıyordu.

Mus’ab bin Ümeyr, Habbab bin Eret, Abdullah bin Caş, Halid bin Velid gibi korkusuz kahramanların destanlarını okutuyordu. Alpaslan’ın, Kılıçaslan’ın, Yavuz’un, Fatih’in cihangirlikleri onun dilinden farklı bir anlam kazanıyordu. İmanın hem kuvvet hem de nur olduğunu dilinden düşürmez, hakiki imana sahip olanın Allah’tan başka bir otorite tanımadığını beyan ederdi.

Dünyanın neresinde bir Müslüman’ın ayağına bir diken batsa elinden gelse orada kâfirlerin başına bomba olup patlamak isterdi. Kâfirlerden, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan dost olamayacağını, bunların tarih boyunca Müslümanları sömürdüklerini, öldürdüklerini söyler ve bu hususta çok hassas davranırdı.

Hülasa onu dinleyenler tarihin içinden kopup gelen yiğit bir kumandanın cihad meydanında konuştuğunu zannederdi. Bizde anlatılanları dinler, coşar ve kendimizi tarihin içinde yaşamış kahramanlar gibi görürdük. Bu ruh ve şuurla sağımıza ve solumuza bakmadan, anamızı, babamızı dinlemeden, ikbalimizi düşünmeden dava için gösterilen hedefe koşardık.

Ne oldu, ne bittiyse birden her şey, tıpkı bir rüyadan uyanırcasına değişti. O kahramanlık türkülerini, destanlarını okuyan insan gitti, yerine suya sabuna dokunmayan, her fırsatta sistemin rayına giren, Allah’tan başka otoritelerden korkan biri geldi. Müslümanları bırakıp, hatta onlardan nefret ettiğini açıklayıp Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeye başladı. Artık söylemleri de değişmişti. Gidip Müslümanların tarih boyunca büyük hatalar yaptığını Papa’ya şikayet ediyor, meydana gelen hadiselerde hep batılı gözle bakmaya başlıyordu.

Bir zamanlar kahraman olarak lanse ettiği Çeçenler, birden bire terörist oluyor; yeryüzünün en alçak kavmi olan Yahudilere karşı İslam’ın namusunu koruyan Filistinlileri de Çeçenlerle anarak terörist ilan ediyordu Tekerlekli sandalyeye mahkûm olan Şeyh Yasin İsrail füzeleri ile şehit edildiği gün Filistinlileri kınayan açıklamalar yapıyordu. İsrail her türlü araçla Müslümanları yok ederken onları kınama yerine, şahadet eylemleri yaparak İsrail hedeflerini vuran Filistinli mücahitler için “Müslüman vücuduna bomba bağlayıp İsrail hedeflerini vuramaz. Yaparsa intihar etmiş olur” şeklinde anlaşılmaz açıklamalar yaparak adeta İsrail yanlılığı sergiliyordu.

Yıllar önce başörtüsü konusunda da aynı tavrı sergilemişti. Bir zamanlar kürsülerden “Hemi Vallahi, hemi Billahi, hemi Tallahi kadın bu devirde bile yüzünü gösteremez. Bu devir fitne fesat devridir” diye bağırırken; sistemle yan yana gelip tesettürün furuat (herkes tarafından teferruat olarak algılandı ve Hoca Efendi de bunu kastediyordu. Çünkü başka bir yerde ilim için tesettür terk edilir demişti.) olduğunu ve önemsizliğini söylüyordu. Hatta iri bir gazetenin yayın yönetmenine verdiği röportajında “bir zamanlar ülkedeki gerginlikleri yatıştırmak için böyle bir fetva vermiştim” diye garip bir açıklama yapıyordu. Yani 1400 yıllık bir farzı ülkedeki gerginliklerin gidermesine alet ediyordu.

Ne hikmetse bu değişimlerden sonra hep Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeye başladı. Dünyanın en meşhur istihbarat örgütlerinin üst düzey yetkilileri ile sık sık görüşmeler yaparken, Müslüman liderlerden ise hep uzak durdu. Hatta bazılarının dünyada en nefret ettiği kişiler olduğunu beyan etti. Bu değişimlerde ilki 1994 yılında olmak üzere ABD’ye yaptığı gezilerin tesiri var mıydı bilinmez ama bilinen bir şey var ki, bu gezilerden sonra değişim hızlandı. Son olarak 11 yıl önce gittiği ABD’den yaptığı açıklamalar da bu değişime uygun oldu.

Bir muhalefet lideri kendi partisinden biriyle seks kaseti yayınlanınca ona hemen sahip çıkarken, katil İsrail tarafından yolu kesilerek şehid edilen 9 kişi için kılını bile kıpırdatmadı. Birçok yayın organında “niçin bir açıklama yapmıyor?” şeklindeki baskıların tesiri oldu mu bilmiyorum ama, dört günün sonunda önce bir taziye yayınladı ve ardından da öyle bir açıklama yaptı ki, neredeyse gündemi değiştirdi.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a verdiği bir söyleşide, Türk bir kuruluşun (IHH kastediliyor) önderlik ettiği bir filonun İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürmesini eleştiriyordu. Yaptığı açıklamada yardım organizatörlerin Gazze’ye yardım götürmeden önce İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini "faydalı sonuçlar doğurmayacak  şekilde  otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımlıyordu. Gazze’ye yardım götüren gemilerin önder organizatörlerinden biri olan ve 100’den fazla  ülkede  yardım faaliyetleri gerçekleştiren ve bütün dünyaca tanınan  İnsani Yardım Vakfı’ndan (IHH) kısa bir süre önce haberdar olduğunu söylüyor, “IHH’nin politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil” diyor, ayrıca, bu olayda suçluyu bulma işinin Birleşmiş Milletlere bırakılmasının en iyi seçenek olduğunu da sözlerine ekliyordu.

Wall Street Journal, Hoca Efendi’nin sözlerinin İsrail tarafından iade edilen yardımseverlerin Türkiye’de kahramanlar gibi karşılandığı bir  döneme denk geldiği yorumunu yapıyordu. Evet, Gazze’ye yardım götürmek amacıyla yola çıkan gönüllülere, İsrail’in yaptıklarını tüm dünya görmüştü. Katil ve terörist bir devlet olan İsrail, uluslararası sularda seyreden insani yardım amaçlı bir gemiye askeri müdahalede bulunup, silahsız insanlara saldırıyor, yakıyor, yıkıyor, öldürüyor ve yaralıyordu. Bütün dünya bu alçak saldırıyı görüp kınarken, Hoca Efendi yaptığı açıklama ile İsrail yanlısı bir tavır sergiliyordu.

Türkiye, Gazze yolunda İsrail’in hunharca bir saldırı sonucu şehid ettiği 9 yiğidi gözyaşları ve protestolar eşliğinde yolcularken Hoca Efendi`nin yaptığı açıklamada en göze çarpan şey, İsrail’in bir otorite olarak lanse edilmesiydi. İsrail otorite olunca da, ister istemez böyle bir otoriteden izin almadan gidenleri suçlu ilan etmişti.

Bu açıklama bir kez daha gösterdi ki, Hoca Efendi eskisi gibi değildir. Çünkü eski Hoca, değil İsrail’i, ABD’yi bile güç olarak görmüyor, kartondan bir dev olduğunu bağırıyordu. Ancak gelinen noktada yaptığı açıklama tam anlamıyla bunun değiştiğini göstermiş oldu. Zaten bundan birkaç yıl önce yaptığı açıklamada ABD’ye sormadan hiçbir faaliyetin yapılamayacağını beyan ediyor, yapılanların ise ABD tarafından ezileceğini açıklıyordu.

Atalarımızın değimi ile gâvurun ekmeğini yiyen gerçekten gâvurun kılıcını mı kuşanıyor?  Maalesef Hoca Efendi`nin açıklamaları atalarımızı bir kez daha doğrular mahiyettedir. Ali İhsan Karahasanoğlu’nun deyimi ile “hep Müslümanlar mı izin almalıydı?” Hangi “otorite” kendisinin otoritesini yıkmaya gelenlere izin verirdi ki? Böyle bir önerinin mantıki bir yeri var mıydı?

Hoca Efendi, ABD’nin “Ilımlı İslam” projesinin bir ayağı mı olmuştur? AKP Lideri Tayip Erdoğan’ın “eşbaşkan”lığını yaptığı BOP’un şeyhülislamı mıdır? Takındığı tavırlara ve yaptığı açıklamalara baktığımızda böyle olmadığını maalesef söyleyemiyoruz.

Bunu sadece ben değil, aklıselim sahibi birçok yazarda dile getiriyor. Bunlardan biri olan Hakan Albayrak, Hoca Efendi`nin bu açıklamaları üzerine bir TV kanalına verdiği beyanatta kendilerinin İsrail’in otoritesini yıkmak için yola çıktıklarını ve böyle bir durumda izin almanın manasızlığını vurguluyor ve Hoca Efendi`nin yaptığının İsrail lehine işleyen psikolojik bir açıklama olduğunu beyan ediyordu. İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım ise, Hoca Efendi`nin açıklamalarına şöyle cevap veriyordu: “Hoca Efendi`nin eleştirel açıklamalarını yeni duydum, biz İsrail`e başvurduk ve bizi hep oyaladı İsrail. Cenevre sözleşmesine göre hareket ettik, açık deniz olduğu için bölge İsrail`in egemenliği altında değil. Doğrusu üzüldüm, inşallah bu haber yanlıştır, ben başsağlığında bulunmasını bekliyordum. Kendisine saygı duyuyoruz. Eleştirileri zannediyorum bir ara yüz yüze gelirsek derdimizi anlattığımızda vazgeçecektir. Açıklamayı keşke bizimle görüşerek yapsaydı.”

Evet, “Müslümanlar İsrail otoritesinden izin almalıydı” açıklaması gündemi biraz olsun değiştirmişti. Bir anlamda milyonlarca Müslüman’ın İsrail’e olan öfkeleri perdeleniyor ve meydana gelen olayda tek suçlu İsrail iken, yardım götürenlerin durumu içimizdeki İsrailliler tarafından tartışmaya açılıyordu.

Böyle bir durumda ellerimizi açıp “Allah’ım! İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme. Allah’ım güzel ülkemizi, bütün Müslümanları ve bütün insanlığı öncelikle içimizdeki İsraillilerin şerrinden koru! Bize Müslüman’ca bir bakış açısı ve Müslüman’ca tavır koyma gücü ver. Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmekten sana sığınırız. Bizi her türlü zalim ve kafir kavme karşı muzaffer eyle” diye dua etmeliyiz.

Sözü Elif Çakır’ın geçtiğimiz günlerde yazdığı bir yazıdaki alkışlanacak şu cümleleriyle bitirmek istiyorum. “19 yaşındaki Furkan’ın ‘Yusuf yüzlü’ fotoğrafına bakınca, (şehidleri suçlayan) nehir kenarı entelektüellerinin zırvalarından sadece tiksinti duyuyorum.”

(Sormadan geçmeyeyim bari: “Bu yazıyı yazmak için İsrail’den izin almaya gerek var mı hocam? Ne olur çabuk cevap ver, yoksa yazıyı izin almadan yayınlayacağım.)

Selim Çoraklı



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)