Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
HALAÇOĞLU: "YENİ DEVLET POLİTİKALARI GEREKİYOR..."

II. Türk Dünyası Uluslararası Kültür Kongresi sunumu sonrası özel sohbet etme imkânı bulduğumuz Sayın Yusuf Halaçoğlu ile Türk dünyasını yakından ilgilendiren gelişmeler üzerine konuştuk ve kendisinden son derece çarpıcı açıklamalar aldık.



Türk Dünyası Kongresi programını görme fırsatı bulamadığım için bu hafta içinde ‘Nevruz’ konusu burada işlenecek mi bilemiyorum hocam ama henüz çok yeni kutlandığı için ben, size Nevruz’u sormak istiyorum. Nevruz, kimlerin bayramıdır? Nasıl kutlanır?

Aslında Nevruz, bizim için çok özel bir gündür; Osmanlı, Nevruz’u çok kapsamlı bir şekilde kutluyordu. Nevruz, isminden de anlaşılacağı üzere ‘yengi gün’ yani yeni bir yılın başlangıç günü olarak kullanıyor. Daha eski kaynaklara bakıldığında Nevruz kutlanma törenleri görülebilir ama ben daha çok Osmanlı dönemindeki kutlamalarla ilgilendim. Osmanlı döneminde Nevruz’u hem esnaf hem de padişah yani saray kutluyor. Mesela eczacılar, ‘Nevruziye’ olarak adlandırdıkları,  41 çeşit bitkiden hazırlanan bir ‘Nevruz Macunu’ yapıyorlar. Sarayda yapılan Nevruz macunundaki bitki çeşidi ise 70’lere çıkıyor. Eczacılar, bu macun için önemli bahşişler alıyorlar. Muhtemelen Manisa’daki ‘Mesir Macunu’nun da temeli Nevruz’a dayanıyor. Nevruz hakkında pek bilinmeyen ise Nevruz’dan 15 gün önce Osmanlı’da ‘Kuruyemiş Bayramı’ adında bir bayram kutlanıyor. Bu bayramın amacı da esnafın elinde, bir yıl evvelinden kalmış olan kuruyemişlerin, bu bayram vesilesiyle tüketilmesi ve yeni dönemde, yeni ürünlerin piyasaya sürülmesidir. Büyük şenlikler yapılıyor. ‘Yeni Gün’, Osmanlı’da 21 Mart olarak nitelendiriliyor ve vergi de bu tarihte tahsil ediliyor; buna da ‘Nevruz-u Sultani’ adını vermişler. Mali yılbaşı da yine bu tarihtir. Cumhuriyet dönemine kadar da mali yıl, 21 Mart olarak kabul görmüştür ta ki Turgut Özal dönemine kadar; 1983 yılına kadar bütçeler, Mart itibariyle çıkmıştır. Bu tarihten sonra değişti ama aslında bu, bir gelenekti; yeni yılın dönümü olarak nitelendirildiği için bu tarihe konuyordu. Günümüzde ise her yeni yılın başı olarak kabul edildiği için takvim yılı başı olan ‘Ocak’  itibariyle bütçeler çıkmaktadır.

Son yıllarda Nevruz, sanki Kürt halkının bayramı gibi kabul ettirilmek isteniyor. Oysa biliyoruz ki Nevruz’un ilk kutlandığı tarihlerde Türkler, daha ziyade Doğu Anadolu bölgelerinde yaygındılar. Bugün, Nevruz’un siyasallaştırılmak istenmesinin nedenleri konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Biliyorsunuz; Türkler, İran’da bin yıl kaldılar; daha doğrusu, bin yıl idare ettiler. O bin yıl içerisinde dilleri, ağırlıkta Farsça haline geldi. Birçok Türkçe kelime, Farsça olarak kullanılır oldu. Nevruz, Farsça kökenli bir kelimedir. Halbuki Asya Türklerine bugün bile baksanız, ‘Nevruz’ demiyorlar; ‘Yengi Gün’ diyorlar. Nevruz, eski İran kültürüyle birleştirildi; Kava’ya bağlandı, demir ile bağlantılı ama İran’da bu bayram, bir şekilde Farsileştirilmek suretiyle bugün de kutlanıyor. Halbuki biliyorsunuz, bizdeki bu Yeni gün’ün başlangıcı olarak nitelendirilen dönem, Türklerde de Ergenekon ile doğrudan bağlantılıdır; Ergenekon’dan çıkıştır. ‘Yeni Gün’ olarak kabul edilmesi sadece yeni bir hayatın başlaması değil, ağaçların çiçek açması, yaprak vermesi değil; Türklerin de hayat bulması anlamına geliyor ki onun için de Ergenekon ile ‘Yeni Gün’ dediğimiz ‘Nevruz’ birleştirilmiştir. Kürtler, kendi milliyetçiliklerini ortaya koyabilmek için bunu benimsediler. Zaten biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak terk etmiştik. Sovyetler Birliği’ndeki Türklerin, 21 Mart’ta Nevruz’u kutladıklarından da haberimiz yoktu. 21 Mart’ı mali yıl olarak terk ettik; bugün, çocuklarımıza sorun, 1983’deki bu değişimi hiç kimse bilmez. Kısa bir dönem sonra tümden unutulacaktır ve herkes, sanki Türkler, yılbaşını 31 Aralık akşamı kutlarmış gibi düşünecek; çok çabuk unutuyoruz maalesef… Cumhuriyet döneminde, Nevruz gibi birçok adetlerimizi “Batılılaşacağız” diye bir kenara atmışız. Folklorumuzu bile 1965’den sonra yeniden oynamaya,  mehterimizi yeniden çalmaya başladık. Mehter bizim askeri bando takımımızdı, onu bile unutmuştuk. Siz sahip çıkmayınca, başkası sahip çıkar!..

Türk dünyasının birleşeceği yolunda zaman zaman haberler çıkar, beklentiler oluşur ama bu yönde ciddi adımlar da atılamaz. Şahsen ben de üzerinde bulunduğumuz coğrafyada her daim emperyalist güçlerin beklentileri olduğu ve var olan devletlerin de geçmiş tarihlerinde mesela Osmanlı imparatorluğu, Pers İmparatorluğu, Rusya İmparatorluğu gibi güçlü geçmişleri var. Tarih boyunca, bu topraklar üzerinde kanlı savaşlar ve zorlu mücadeleler geçmiş dolayısıyla da böylesi bir Türk Birliği’nin oluşturulamayacağına inanırım. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir?

Benim düşünceme göre oluşturulur. Avrupa’ya ortaçağdan itibaren bakın; 30 Yıl Savaşları, 100 Yıl Savaşları, din harpleri, 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı yapmışlar ve şu anki Avrupa’nın yeni statüsüne bakın; Katolik Kilisesi, Protestanlık, Anglikanizm vesaire ama bunların her biri, ayrı bir din gibi olmasına rağmen bugün birleşebilmişler. Türk dünyasına baktığımız zaman tarihi, dili, kültürü mamafih ayrı kalmış olsak bile şu gün, kucaklaşabilecek hale gelmiş durumda. Herkes bu şuurda; ‘Türk Dünyası’ denilebiliyor artık. Burada çok ince bir strateji yürütecek olursak, bu birleşme meydana gelebilir. Bölgedeki ülkelerin çıkarlarının aynı olduğunu düşünün; bu bölge, enerji merkezlerinin odak noktasıdır. Burada Türk Cumhuriyetleri, direkt Türklerle alakalı ve ülkelerinde Türk nüfusu olan İran, Rusya, Gürcistan hatta Irak, Suriye gibi ülkelerin bu oluşuma dahil olduğu bir süreci içine alacak olursanız, dünyanın en büyük bloğunu oluşturabilirsiniz. Bununla ilgili şahsen çalışmamızda da var; ‘Türk Dünyası Birliği Vakfı’ adı altında bir vakıf kuruyoruz. Bunun alt yapısı, eğitime ve personele dayanıyor. Şartları oluşturduğumuzda gerçekleşmemesi mümkün değil. Böyle bir oluşum, İran’ın işine gelmeyecek mi? Tam tersine; Türkiye, İran’ın dünyaya açılan kapısıdır. Rusya’nın da sıcak denizlere ve sıcak bölgelere inmek ve de bütün enerji merkezlerini kimseye kaptırmadan kendi kontrolünde, bu blok içinde olması işine gelir mi gelmez mi? Tabii ki onun da gelir; kontrolü Çin’e, AB’ne, ABD’ye kaptırmamak isteyecektir. Bunlar, tamamen ülke çıkarları meselesi...

Peki hocam, şu an için her an bir savaş çıkabilir beklentisi olsa da İran, tam tersi ülke menfaatleri doğrultusunda ABD ile işbirliğine girerse Türkiye’nin, bölgedeki ve Türk Birliği’nin kurulmasındaki pozisyonu ne olur?

Tabii ki o zaman zora girer… Nükleer mesele üzerine konuşuluyor ve ABD, benim gördüğüm kadarıyla zaten İran ile anlaşma yoluna giriyor. Önceki stratejileri tutmadı.

ABD, İsrail ile de geriliyor gibi…

Evet, İsrail’le de anlaşamıyor. Irak’ta kaybetti, Afganistan’da kaybediyor. Kafkasya’yı da kaybediyor. Ermenistan açılımı o politikanın bir parçasıydı ama o da olmuyor. İran ile anlaşabilirlerse Orta Asya petrollerini, İran üzerinden Basra Körfezi’ne indirebilir. Üstelik Afganistan da olmadan ki o zaman, Afganistan ve Irak savaşları da sona erer. Fakat bu durumda, ABD ile İsrail’in birbirini tamamen reddetmesi lazım. Amerika’daki Yahudi sermayesi, Amerika için ciddi tehlike teşkil edebilecek bir duruma girebilir. ABD, bu endişeyle istedikleri kadar İran’a yaklaşamayabilir. İran da Amerika’ya ne kadar güveneceği konusunda şüphe duyuyor. Belli bir orana kadar ABD ile yakınlaşabilir dolayısıyla İran, Türkiye’ye her halükarda ihtiyaç duyacaktır. İran, çok köklü bir devlettir; karar alabilir, her şeyi yapabilir ama kendi geleceği açısından ABD’ye ne kadar bakmak ister? İran’da gerçek devlet adamları vardır. Molla olarak görülenlerin çoğu Sorbonne vb üniversiteleri bitirmiş kültürlü insanlardır. Kadınların zorla kapatıldığı ve mağdur edildikleri yolundaki söylemler de yanlıştır; İran’daki kadınlar, Türkiye’den çok daha sosyal ve girişkendir dolayısıyla burada İran’ı iyi tanımak lazım. Türkiye, bir yerde ABD’ye İran’ı satacak olursa ki kendi aleyhine olacak bir şeydir bu; o zaman tabii söyleyecek bir şey kalmıyor. Böylesi bir durumda yöneticilerin, tarihin huzurunda hesap vermeleri gerekir.

Kıbrıs’ta biliyorsunuz yönetim değişti. Azerbaycan ve Ermenistan sorunu konuşulduğunda bazı çevrelerce deniyor ki “Azerbaycan yüzünden Ermenistan ile ilişkilerimizi düzeltemiyoruz. Oysa Azerbaycan daha KKTC’yi bile tanımadı!” Türkiye ve Azerbaycan arasındaki tarih ve kültür birliği ile ekonomik ilişkileri bir yana koyalım hocam; tartışma konusu olan Dağlık Karabağ bölgesinin, Türkiye açısından jeostratejik önemi konusunda neler söyleyebilirsiniz? Ermenistan açılımı konusundaki görüşmeler sizce ne kadar samimi?

Türkiye’de öncelikle bunu söyleyenler bir defa, cahil… Gerçekten cahiller çünkü bir kere Türkiye, Kıbrıs’ın tanınmasını istiyor mu istemiyor mu ona bir baksınlar. Tanımak isteyen ülkeleri dahi Türkiye engelledi. Azerbaycan, direkt uçak seferleri kaldırdı KKTC’ye; öyle sıkıntılar yaşadı ki buna rağmen Türkiye’nin hiçbir desteğini görmedi. Öyle bile olsa, Türkiye’nin çıkarları nerededir? Azerbaycan’dadır. Orta Asya’ya açılan kapımızdır. Petrol bölgesidir. Elin adamı 10 bin kilometreden gelip bunun için savaşıyor, can kaybediyor, para harcıyor. Biz, kendi elimizle; “Kıbrıs’ı tanımadı, küseriz” gibi bu kadar seviyesiz bir politika ve anlayış olamaz ki... Dağlık Karabağ bölgesinden Ermenistan çekilir de Azerbaycan ile anlaşırsa diye düşünürsek; bunu, kendi başına Ermenistan yapabilir mi? Dağlık Karabağ bölgesi kimin kontrolünde? Rusya’nın... Ermenistan’ın hiçbir gücü yok ki… Azerbaycan, Rusya ile karşı karşıya gelmeyecek olsa Ermenistan’ı tepeler, giderdi… Burada Rusya olmadan Dağlık Karabağ bölgesi sorunu çözülemez. Bu iş ABD ile olamaz; ABD, kendi çıkarlarına kullanmaya çalışıyor. Ermenistan’a, kendi bloğu içinde yer vermeye çalışıyor ama şu an Ermenistan, Rusya’nın kontrolündedir.

Protokollerin akıbeti ne olur, sizce?

Bu protokollerle zaten hiçbir şey olamaz; bir işe yaramaz. Başbakanın Bakü konuşmasıyla birlikte zaten uygulama imkânı da kalmadı. Bu işi sonlandıracak olan sadece Rusya’dır; Azerbaycan’ı Batı güdümünden çıkararak, Ermenistan ile anlaşarak Azerbaycan ve Ermenistan’ı masaya oturtup, Dağlık Karabağ sorununu çözebilir. O zaman Dağlık Karabağ bölgesinin bazı bölümlerinden çekilebilirler. Fakat buraya asla ABD, giremez; tabii Türkiye de… Türkiye, Azerbaycan’dan ayrışmış olur. O zaman bu işi ABD ile devam mı ettirelim, diyeceksiniz? Tabii ki hayır. Türkiye, aslında Rusya ile sıkı ilişkiler kurmak zorundadır. Blok sorununu çözüp Kafkasya ile de barışı sağlamak zorundadır. Hem Türkiye’nin geleceği hem de büyük bir Birlik açısından Türkiye, bunu yapmak zorunda... ABD ile her şeyin ötesinde bir defa çıkarlarımız örtüşmüyor. Bunu herkes biliyor. Açıkçası bizim ABD ile hiçbir işimiz kalmadı. Hatta şunu da söyleyebilirim; ABD Temsilciler Meclisi’nde, Ermeni soykırım tasarısının kabul edilmiş olması bizim lehimizedir. “Soykırım yoktur” diyerek, Türkiye’nin lehine bir karar çıkmış olsaydı bugün, ABD’nin baskısı altında ezilen bir Türkiye görecektiniz. “Kapıları açın” baskısı gelecekti ve Azerbaycan’ı kesinlikle küstürecektik. Rusya ve Orta Asya ile bağlarımızı iyice koparacaktık. Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan arasında protokol imzalanması iyi olacaktır. Şimdilik Rusya ile arası açıldığı için olmaz ama sonrasında Gürcistan da bu protokole dahil edilebilir. İran ve Türkî Cumhuriyetlerini de eklersiniz; Birlik, sağlamlaşır.

Kırgızistan’da bir devrim oldu. Haftasına Polonya uçağı düşürüldü ve neticede iki ülkede de hükümetler değişti! Bu gelişmeleri, ABD ve Rusya stratejileri doğrultusunda değerlendirebilir misiniz? Coğrafyadaki gelişmeler bir rastlantı mı stratejik bir planın parçaları mı?

Bir defa bozuk olan Rusya ekonomisi, ABD’nin Irak savaşı nedeniyle düzene girdi! Petrol, 150 Dolarlara kadar yükseldi, doğalgaz fiyatları da alabildiğine yükseldi. Rusya, eski gücüne özellikle Putin döneminden itibaren ulaşmaya başladı. Her yerde etkili ve köklü bir devlet olup, çok uzun vadelerle stratejiler belirlemiş bir devlettir. Uçağın düşme sebebinde bir takım pilotaj hatalarından da söz edilmektedir ama dünyada meydana gelen Ukrayna olsun, Kırgızistan’da meydana gelen olaylar olsun, durup dururken ortaya çıkmış olaylar değildir. Daha önce Amerika’ya yakın bir yönetim meydana gelmişken bugün, Rusya’ya yakın idare geldi. Dikkat ederseniz hemen de Türkiye ile görüşmede bulundular. Bu, bir yerde önemli; Kırgızistan’da, Amerika’nın üsleri var. Muhtemeldir ki yeni yönetim, Amerika’nın bu üslerini kapatacaktır. Bu üsler kapandıktan sonra söylediğim, ‘Türk Birliği’ ki adı bu şekilde olmasa da bir şekilde yola girebilir çünkü gerçekten şu anki Türkî Cumhuriyetlerinin yönetiminde bulunanlar, Rusya ile çok yakın insanlardır; onun zamanında yetişmiş insanlardır. Haliyle Rusya’nın tamamen dışında bir politika gütmeleri mümkün değildir. Bunu Türkiye, iyi değerlendirmek zorundadır. Rusya gerçeğini göz ardı edemezsiniz. Eskiden, ‘Komünist Rusya’ diye karşı çıkıyorduk ama bir şey ortaya çıktı ki bütün dünyada aynı rejimler de aynı dostluklar da aynı düşmanlıklar da ilelebet devam etmez. Dünyada uluslar, kendi ulusal menfaatleri doğrultusunda gerekli politika değişikliklerine giderler ve düzeltirler. Sorunsuz bir sınır komşu politikası sistemi kurmaya çalışabilirsiniz ama bu demek değildir ki sorunsuz bir dış politikanız olacaktır. Kesinlikle, sorunsuz bir dış politika olmaz. ABD’nin Irak’ta kaybetmesi, Afganistan’da kaybetmiş olması, kaybetti diyorum çünkü bu kadar yıl halen hâkim olamadıkları için bundan sonra da zaten olamazlar. İran’ın karıştırılmaya çalışılması fakat İran’ın buna müsaade etmeyip aksine ABD’ye kafa tutması vs. düşünecek olursanız bir de işin, Çin gerçeği var; Batı ekonomisi ve yatırımları Çin’e doğru kayıyor. Çin, müthiş bir ekonomik potansiyelle geliyor. 2 trilyon doların üzerinde bir döviz rezervi var ve bunun yarısından fazlası, ABD devlet tahvilidir; piyasaya sürdüğünde, ABD ekonomisini çökertecek güce sahiptir. Teknoloji de doğuya kayıyor. Milliyetçilik, Avrupa dahil her yerde yükselmeye başladı. Globalleşme, küreselleşme denirken aslında tam tersi oluyor. Küreselleşme nedir ki? Ortak sermaye ise tek başına ortak sermaye, küreselleşme anlamına gelmez. ‘Toplumların Birliği’ meselesini ortaya koyacaksınız; bu da en başta ekonomik ikincisi siyasi üçüncüsü de dini meselelerdir ki bir defa din, toplumların bir araya gelmesine manidir. Kim ne derse desin, Protestanlarla Katolikler bir araya gelemiyorsa Müslümanlarla Hıristiyanlar nasıl bir araya gelecektir! İstediğiniz kadar ‘Medeniyetler İttifakı’ kurun; her medeniyetin kendine göre bir özelliği var.

Türkiye’nin de iş işten geçmeden artık bir devlet politikası belirlemesi gerekir. Ülkemizde etnisite sürekli kaşınmakta ve iç savaşa doğru götürülmeye çalışılmaktadır. Bunun bir şekilde önüne geçmek zorundadır. PKK’nın kim olduğunu tespit edeceksiniz. Kürtleri temsil edip etmediğini göreceksiniz. Meselenin, ekonomik olduğunu düşünüyorum; “Ben Kürt’üm” diyen vatandaşlarımızla konuştuğumuz zaman iki şey istiyorlar: 1. Karnım doysun, 2. Çocuğum, eğitim görsün. İstedikleri bu; kimsenin bayrakla filan problemi yok. Ama birilerinin yaptığı militanlık propagandalarıyla bölünmeler yaşanıyor.

O bölgede toprak ağaları sebebiyle toprak reformu yapılamıyor, dolayısıyla insanların ekonomik yaşamları düzelmiyor!

Yapılması kolay aslında; siz, eğer gerçekten demokrasiyi savunuyorsanız ve anayasaya göre hareket edecekseniz, düzeltirsiniz ki bugün Türkiye’de edilmiyor. Türkiye’de, Doğu Anadolu bölgesinde bazı şehirlerde yüz bin seçmen bile yokken bir milletvekilini önceden oraya veriyor, ikincisini de seçimlere göre veriyor. O zaman siz Tunceli’de, Diyarbakır’da 6 bin oy ile bir milletvekili ama Ankara’da 107 bin oya bir milletvekili seçiyorsunuz. Bu durumda, “herkes, eşit oy hakkına sahiptir” hükmü ortadan kalkıyor. Böylece 6 binlik, 10 binlik aşiret reisleri, meclise milletvekili olarak geliyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne, kaç milletvekili gelmiştir ve kaçı aileye mahsustur; bunu araştırın, görün; o zaman anlayacaksınız o feodal sistemi yıkamamanızın sebebini… Aynı ailenin, sürekli milletvekili olduğunu görürsünüz. Dar bölge sistemine gireceksiniz, yüz bin oya bir milletvekili seçeceksiniz. 48 milyon seçmen var, ülkeyi 480 bölgeye ayıracaksınız. Orada doğrudan doğruya partiler adına değil, kendi adına hangi partiden aday olmak istiyorsa kişiler, başvuracak. Böylece toprak reformu da yapılabilir.

Seçim sistemini düzelttikten sonra Türkiye, hukuk sistemini de uzlaşmaya giderek düzene sokmak zorundadır. Anayasanın temeli ana olduğu için seçilen, sadece seçilenle değil, seçilmeyenlerin de katkısıyla yapılması gerekir. Hukuk sistemi için benim düşünceme göre mesela mahkemelerde davalı ve davacıların şahitliklerinin yanı sıra bir de mahkemeye şahitlik eden insanların olması gerekir ki mahkeme adil görülüyor mu görülmüyor mu tespit edilebilsin; hüküm vermeyecek ama mahkeme hakkında rapor verecek. Mahkemeler sadece bir insanın vicdanına bırakılamaz. Herkes hukuka saygı göstermek zorundadır dolayısıyla vatandaşlar arasında eşitliği sağlayıcı yasalara ihtiyacımız var. Bugün askeri, sivili, memuru ve milletvekili aynı yasaya tabi olmak zorundadır. Özel yasada kürsü dokunulmazlığı sağlanabilinir; her şey tartışılabilinmeli ki doğruya varılsın ama adi suçlardan hiçbir milletvekilinin ve devlet memurunun dokunulmazlığı olmamalıdır, olamaz… Adi suç işliyor; bunu siz yapmazsanız, kimseyi hukuka inandıramazsınız.

Röportaj: Nurten Akyazılılar



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)