Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
3 MAYIS (Dr.Mehmet GÜNEŞ)

-MİLLİ ŞUURUN VE İDEALİZMİN ŞAHİKALAŞTIĞI GÜN-

Mayıs ayı tarihimiz boyunca sevinçli ve kutlu hadiselerin müjdecisi olmuştur. Bu ay, Türk tarihinde çok önemli zafer, şahlanış, başarı, diriliş ve kendine dönüş hareketlerinin gerçekleştiği bir aydır. Akınlar, fetihler, çağ açıp kapamalar, kurtuluş hareketlerinin başlaması, silkiniş ve milli benliğe dönüş hep Mayıs ayında vuku bulmuştur. Türk Milletinin; Haçlı sürülerini ezip geçmesi, İstanbul'u fethederek Efendiler Efendisi 'nin övgüsüne mazhar olması, İstiklal Harbi'nde işgalcilere karşı kükremesi de mayıs ayında gerçekleşmiştir.



3 Mayıs 1944 ... Milletçe övüneceğimiz şanlı bir tarih ... Ve bir o kadar da hazin bir gün... 3 Mayıs, milli değerlerin yıkılmak istendiği, Türk Dünyası'yla alakalı görüş bildirmenin suç sayıldığı, Türk isminin Marksist bir bataklıkta çürütülmeğe çalışıldığı bir dönemde "dahili ve harici bedhahların" tezgahladığı oyunlara karşı; milli bir refleks olan Türk Milliyetçiliğinin ivme kazanarak, öze dönüş hareketinin şahikalaştığı bir tarihtir. ..

"3 Mayıs"; tek parti zihniyetinin karanlık devri olan Şeflik Dönemi'nde uygulanan dikta rejimine, komünist faaliyetlere, devrin "gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içindeki idarecilerine karşı; bir avuç insan tarafından gerçekleştirilen; bir milli kıyamın, bir idealist direnişin ve bir şahsiyetli duruşun başladığı gündür...

"3 Mayıs"; vatansever Türk aydınlarına ve milliyetçi Türk gençliğine karşı zindanların, tabutlukların reva görüldüğü, bu baskı ve yıldırma metotlarına mukabil diriliş ve şahlanış muştularının gönülden gönüle yayılarak volkanlaştığı bir hüzün ve sevinç tarihidir. ..

"3 Mayıs"; şeflik diktatörlüğü ile ekonomik yoksulluk arasına sıkışmış bir milletin milli ve manevi değer yargılarını hiçe sayan jakoben anlayışa ve oligarşik yapıya siyası bir kimlikle karşı çıkan Türk milliyetçilerinin destanlaşan mücadelesinin bayraklaştığı gündür. ..

"3 Mayıs"; sisteme karşı sivil bir inisiyatif ortaya koyan idealistlerin, inançları uğruna her türlü çileyi göze alarak Türk milliyetçiliğini bir aksiyon haline getirdiği ve milli hakimiyet anlayışını şahikalaştırdığı tarihtir. ..

Bu tarihi hadisenin arka planını ve tezahür şartlarını iyice anlamak için Şeflik Dönemi'nin kısa bir değerlendirmesini yapalım:

Şeflik idaresinin tek parti yönetimi, varit olan batıcı-pozitivist eksendeki medeniyet değiştirme projesine ivme kazandırmak; inanç değerlerimizi ve milli ruhumuzu ortadan kaldırmak için; kozmopolit, materyalist ve ateist istikamette gelişen bir siyaseti tatbik ediyordu. Bu dönemde; inancın yerine inançsızlık, milli kültürün yerine beynelmilelcilik, milliyetçiliğin yerine "hümanizm"(!) ikame edilmeye çalışılıyordu.

Batıcı-ateist takımının yönlendirmeleriyle; hayat gayemiz olan İslam, hayatın dışına çıkarıldığı gibi, vicdanlardan bile sökülmek isteniyordu. Tarihi köklerimiz artık eski Ege Medeniyeti 'nde, İyonyalılarda, Frigyalılarda, Lidyalılarda ... vs de arayan bir zihniyet hükümran olmuştu ... Bu dönemde "Türk Milliyetçiliği" resmi cenahlar tarafından mahzurlu telakki edilmiş, bunu savunan Türk aydınları "Irkçı- Turancı" sıfatıyla suçlanmış, her milli hareket ezilmek istenmişti ... Dış siyasetteki bağımsızlık anlayışı dumura uğramış, esir Türklerle alakalı şahsiyetsiz politikalar uygulanmış, devlet kademelerindeki Marksist kadrolaşmalar had safhaya varmış, mecburi kültür değişimini gerçekleştirmek için tepeden inmeci ve jakoben baskılar zirveye çıkmıştı..

Kendimizi inkar manasına gelen Hitit, İyon ve Helen kültürüne sahip çıkma adına Türk tarihi baltalanıyor, bizi "Biz" yapan temel dinamiklerimizi dinamitlemek için her şey yapılıyordu. Köy Enstitüleri'ndeki ateist öğretmenler körpe dimağları zehirleyerek "Marksizmin Alfabesi"ni öğretiyordu. SSCB'nin paralelinde hareket eden komünist enteller; bazen hümanizm, bazen batıcılık, bazen çağdaşlık, bazen de ilericilik kisvesi altında "sol kadrolaşma" yapıyorlardı. İnancımız, "yobazlık" diye yaftalanıyor, Darwin'in görüşleri "evrim" adı altında millete aşılanmaya çalışılıyordu.

Bütün bu gayri milli uygulamalar ve milli kültürden kopmalar karşısında Hüseyin Nihal Atsız, ilki 1 Mart 1944 tarihli Orhun Dergisi 'nin 16. sayısında, ikincisi ise 21 Mart 1944' de kaleme alınıp 1 Nisan 1944 'te yayınlanan Orhun Dergisi'nin 17. sayısında olmak üzere dönemin Başbakanı Rüştü Saraçoğlu'na iki "Açık Mektup" yazmıştı.

Orhun Dergisi'nde yayınlanan bu açık mektuplardan sonra mecmua yurdun her tarafında büyük alaka görmüş, bu dergilerin ikinci baskısının yapılması istenmişti. Başbakan Şükrü Saracaoğlu'na yazılmış olan bu "Açık Mektup"lar esasen Başbakanı değil, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i endişeye düşürmüştü. Bu mektuplar iktidarı rahatsız etmiş, Marksist kadrolaşmanın tekerine çomak sokmuştu. Başta Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ve o günlerde Ulus Gazetesi'nin başında bulunan Falih Rıfkı Atay'ın teşvikiyle, tescilli komünistlerden olan Sabahattin Ali, NihaI Atsız'ı mahkemeye vermişti. Ankara Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen bu dava 26 Nisan 1944 'te başlamış, ilk duruşmada milliyetçi gençler mahkeme salonunu tıklım tıklım doldurmuştu. Aslında "bu dava", iki şahsın değil iki inancın çarpışmasıydı. Davanın ikinci celsesi 3 Mayıs 1944'e talik edilmişti.

"Bu davanın ikinci celsesi için" NihaI Atsız'ın Ankara'ya geleceğinin; Osman Yüksel Serdengeçti ve arkadaşları tarafından üniversite öğrencilerine duyurulması, Ankara Garı'nın binlerce milliyetçi gençle hınca hınç dolmasına yol açmıştı. Ve "3 Mayıs"ta, Atsız ve Türk milliyetçileri lehinde -Ankara Garı'nda ve mahkeme salonunda- yapılan gösteriler milli bir heyecana dönüşmüştü. O günkü idare, bu milli refleksi, organize bir isyan hareketi saymakla kalmamış, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve MEB Hasan Ali Yücel de yaptığı konuşmalar, verdiği beyanat1arla milliyetçilik fikrini suçlamış, "ırkçılık ve Turancılık" olarak tahkir etmeye (!?!) kalkışmıştı. Şeflik döneminin baskıları neticesi, mahkemenin istikameti değişmiş, gerçekler iftira ve yalan perdesiyle örtülmüş, hadiseler Türk milliyetçilerinin aleyhine çevrilmiş, bu milli heyecan ve refleks "Irkçılık­Turancılık" davası diye yaftalanarak kötülenmek istenmiş, mahkeme "Türk milliyetçiliğinin mahkum edilmesi" şekline dönüşmüştü.

"3 Mayıs"ın ve bu davanın ve en önemli özelliği, Türk milliyetçilerinin devlet idaresiyle resmen ve ilk defa karşı karşıya gelmesi; milli bir tepkinin, milliyetçi aydınlar ve üniversite öğrencisi gençler tarafından her türlü baskıya rağmen gösterilmiş olmasıdır.

Yurdumuzda iktidar edilmek istenen komünizme karşı tepki gösteren on binlerce öğrenci ve vatanperver insanın kükreyişi karşısında Şeflik Dönemi idarecileri Türk milliyetçilerini sindirmek, Türk gençliğini yıldırmak ve Ülkü Devleri'ni susturmak için o güne kadar emsali görülmemiş baskılara tevessül etmişlerdi. 3 Mayıs gösterilerinin mes 'ulü sayılan; NihaI Atsız, Zeki Velidi Togan, Dr. Hasan Ferit Cansever, Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Alpaslan Türkeş, Dr. Fethi Tevetoğlu, Muzaffer Eriş, Hikmet Tanyu, Sait Bilgiç, Necdet Sançar, İsmet Tümtürk, M. Zeki Sofuoğlu, Cemal Oğuz Öcal, Cebbar Şenel, Necdet Özgelen, Hamza Sadi Özbek, Fazıl Hisarcıklı, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fehiman Altan, Saim Bayrak ve Yusuf Kadıgil isimli 23 Türk milliyetçisi şeflik idaresi tarafından tutuklanmışlardı.

Bu Ülkü Devleri tabutluklara konulmuş, akıl almaz işkencelere tabi tutulmuş, zulmün her çeşidine maruz kalmış, en ağır eza ve cefadan geçmişler, ama; inançlarından, ideallerinden ve Türk milliyetçiliği davasından asla taviz vermemişlerdir. Türk Milleti' nin tarih boyunca ırkçı olmadığını haykırıp Turancılık mefkuresini bir şeref nişanesi saymışlar, ırkçılık iddiasını reddetmişlerdir. Bu "Irkçılık ve Turancılık" davası neticesinde suçsuzlukları ortaya çıkan ve 23 Türk milliyetçisi beraat etmiştir ...

Tarihi hadiselerin irdelenmesinden anlaşıldığı gibi, "3 Mayıs"; Şeflik Dönemi'nin gayri milli uygulamalarına, MEB tarafından himaye edilen Marksist eğitim faaliyetlerine, komünist kadrolaşmaya, milleti millet yapan milli ve manevi değerlerin tahrip edilmesine karşı sabrı tükenen Türk milliyetçisi aydınların, vatanperver gençlerin şaha kalkma tarihidir. ..

3 Mayıs 1944 'teki hadiseler, Türk milliyetçiliğine yapılan saldırılara karşı duyulan infialin Türk Milleti'nin maşeri vicdanda milli bir refleks olarak makes bulduğunu göstermektedir. Yani 3 Mayıs 1944, Türk milliyetçilerinin haksızlığa, zulme, sömürü zihniyetine baş kaldırışının ve zaferlere yürüyüşünün destanıdır ...

"3 Mayıs"; sistem tarafından "kontrol altında tutulabilir" bir toplum ihdas edip, "milletin devleti" yerine, "devletin milletini" inşa etme faaliyetlerine "Dur!" denildiği gündür ...

"3 Mayıs"; "Boğazdaki Aşiret"e, çağdaş deniyete, zorbacı zihniyete şeflik oligarşisine, "azgın azınlığın" Marksist dayatmalarına karşı ortaya çıkan protestoların susturulamayacağının bütün cihana gösterildiği gündür ...

"3 Mayıs"; "Ölümden öteye köy kurulamayacağı" gerçeğine inanan Ülkü Devleri'nin, zulme karşı seslerini en üst perdeden yükselttiği tarihtir. ..

"3 Mayıs"; hayatı, makamı, parayı, şöhreti ve serveti umursamayan, gayri milli her türlü uygulamaya ve zulme karşı çıkan, "günün adamı" olma yerine "tarihin ve milletin hayırla yadettiği insan" olma cehti ve azmini gösteren Türk milliyetçilerinin şanlı bir direnişidir.

"3 Mayıs"; kül altında kalmış kor halindeki milliyetçilik şuurunun bir volkan şeklinde karşımıza çıkmasıdır.

 "3 Mayıs"; çağımızın reddi mümkün olmayan "millet" ve "milliyetçilik" gerçeğini" tebdil ve i1gaya" kalkışan zihniyetin Ülkü Devleri tarafından hak ile yeksan edildiği bir tarihtir.

"3 Mayıs"; "Gönülleri birleşen, uzaklarda dertleşen" " Yaslı yaralı Türklerin" derdine derman olmak, kurtuluşuna ferman bulmak için yarım asır öncesinden bu günü gören, esir Türk illerinin hürriyet mücadelesini ülkülerine tuğ yapan insanların mücadele bayrağını 1944' lerde göklere yükselttiği gündür.

"3 Mayıs"; ırkçılığı bir bayram bahanesi adı altında topluma sunmak ya da kavmiyetçiliği bir başka şekilde tarif etmek değildir ve olmamalıdır. ..

"3 Mayıs"; Türk tarihine, inancına, örfüne, şerefli geçmişine duyulan saygı ve sadakat anlayışının ve "halka rağmen halkçı olanlara, millete rağmen milliyet düşmanlığını vazife bilenlere" karşı erkekçe bir duruşun ifadesidir.

"3 Mayıs"; Turan fikrini Turancılık idealine dönüştüren Ülkü Devleri'nin susturulmak istendiği bir tarihtir. Bu tarihi hafızasına nakşetmiş olan Türk-İslam Ülküsü'nün müntesibi olan bizler; " 3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI " nı, 'Her türlü baskıya karşı milli şuurun şahikalaştığı gün' olarak idrak ediyoruz. "3 Mayıs"ı, Türk kültürünün yaşatılıp geliştirilmesi, Türk milliyetçiliğinin fikri temellerinin tahkim edilmesi, yeni nesillere "milli hars"ın verilmesi ve Türk tarihindeki bizi "Biz" yapan vasıflarımızın yeniden ihyası olarak görüyoruz ...

"3 Mayıs"; sadece bir bayram değil, aynı zamanda bir dirilişin, bir derlenişin, bir şahlanışın destanıdır. İdealist iradenin gerçek heybeti "3 Mayıs"la yeniden filizlenmiş, yeni bir azim, yeni bir çıkışla milli bir refleks olarak yeniden tezahür etmiştir...

"3 Mayıs"; bir birikimin taşma noktası, geleceğin geçiş kapısı, gaflet ve uyuşukluğun hitama ermesidir. Bu itibarla "3 Mayıs "lar 3 Mayısa sığmadığı; zamana, mekana ve Türk insanın ruhuna hitap ettiği takdirde gerçek anlamını kazanır.

3 Mayıs 1944 ' te Ankara Garı'ndaki kara trenin getirdiği bu turkuaz müjdeyi anlamak için; aydın, zinde, kararlı ve mücadele ruhuyla mücehhez Ülkücü gençliğin davayı hakkıyla bilmesi, dayatmalara karşı çıkması, kendini yenilemesi, inançlarını hayata geçirmesi, milli kültürün ihyasını sağlaması ve eskimeyen medeniyetimizi yeniden ihya ve inşa etmesi şartın ötesinde bir mecburiyettir.

1944 yılında masum, mazlum ve mağdur olan, ama asla mey'us olmayan Turancılık davası; bugün gökyüzünde dalgalanan 7 Türk devletinin bayraklarıyla gurur duymakta ve muzafferi yetini de bütün cihana göstermektedir

"3 Mayıs"; destanını yazan Ülkü Devleri 'nin; abide şahsiyetleri, idealist zihniyetleri, mücadele azimleri, zulme direnişleri, kuvvetlinin değil hakkın yanında yer almaları, dünyevi menfaatler için eğilmemeleri, davalarına yapılan saldırıyı en büyük hakaret olarak kabul etmeleri, inançlarından asla taviz vermemeleri, esir Türkler konusunda en olumsuz şartlarda bile geri adım atmamaları herkese örnek olmalıdır... O dava adamları; çizgilerindeki tutarlılık, fikirlerindeki netlik, tavırlarındaki cesaret, duruşlarındaki asalet, ülkülerindeki şahamet sebebiyle  gönüllerimizde taht kurmuşlardır.

Onlar ki ," laf ile dünyaya nizamat" vermemişler, "hanelerinde bin türlü teseyyüp" bulundurmamışlardı. O büyük insanları, bugün her zamankinden çok daha fazla "hürmetle anıyor, hasretle arıyoruz" ...

Türk Milliyetçilerin yazdığı destanın 67. yıldönümünde; 3 Mayıs 1944 günü gerçekleştirilen, en şedit baskı ve zulümler karşısında bile her türlü neticeyi göze alarak yapılan bu idealist kıyamın; " dava adamlığı " noktasında hepimize ve herkese örnek olması gerektiğini bir kere daha belirtiyor, inançları uğruna hayatlarını vakfedip fani dünyadan baki aleme göçen bu yiğit insanlara Cenab-ı Hakk'tan rahmet ve mağfiret diliyor, "3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI "nın milli şuur ve idealizmin yeniden şahikalaşmasına vesl1e olmasını bütün yüreğimle temenni ediyorum ...

Dr. Mehmet GÜNEŞ



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)