Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
GÜNEYDOĞUDA ÜLKÜCÜ OLMAK ZOR!.. (Ali YAŞAR)

“… Aynı sevda ve aynı ülkü etrafında birleştiğimiz büyük davamızın böyle köklü arkadaşlıklara ihtiyacı olacaktır. İnşallah eğitim hayatın başarıyla geçer, yükselir, kutsal ülkü davamız için çalışan büyük bir insan olursun.”, “…İnanıyorum ki; Milli Davamızı unutmaz, onun için çalışırsın. Çünkü bu vatan biz ülkücü gençlerden çok şey bekliyor…”,“Tek davamızdan olmayalım, Ülkümüzü yaşatalım, Rezilleri tanıyalım, Kati takip Başbuğ izi, Üzmeyelim birbirimizi…" “Bütün dünya pislikle dolduğu gün, Bizler bir güneş gibi doğacağız, Her devlet komünist olduğu gün, Bizler Bozkurt imparatorluğu kuracağız..."



Yukarıdaki cümleler, tozlu raflardan indirdiğim 80 sonrası yatılı lise dönemlerimizde tuttuğumuz hatıra defterlerinden küçük bir alıntıdır. Virgülüne dahi dokunmadığım bu yazılar, Maraşlı, Muşlu, Urfalı ve Diyarbakırlı lise arkadaşlarıma aittir. Kimi Alevi-kimi Sünni, bazısı Kürt-bazısı Türkmen idi. Ama hepsi gönül eri, ülkü neferi idi. Okudular, öğretmen, müfettiş, mühendis, akademisyen oldular ama asla ettikleri yeminleri unutmadılar…

Geçen gün Diyarbakırlı gardaşım aradı. Hani şu hatıra dizelerden birini yazan… Şimdi idealist bir öğretmen O, inandığı sevdasını öğrencileriyle paylaşan… Bal tadında epeyi sohbet ettik, yaşadığımız ortak anılarımızı tazeledik. Zorlu mücadele yıllarımızı, gönül bağlarımızı, siyasi kavgalarımızı, gül fırçalı duvar yazılarımızı… Konuştuğumuz maziye ait ne varsa hepsi güzeldi, fakat bugüne dair olanlar düşündürücüydü… Ve doğrusu, birazcık da üzücüydü… Güneydoğu’da ülkücü olmak zor!.. Sohbetimizin özüydü… Nasıl mı? Anlatayım…

Diyarbakırlı arkadaşın iki tane çocuğu var… Ülkü ve Batuhan… Birgün yenge hanım aşı için sağlık ocağına gider. Çocukların adını öğrenen doktor, yerli olamayacaklarını düşünerek, nerden geldiklerini sorar. Doğma büyüme Diyarbakır’ın yerlisi olduklarını duyan doktor, yakıştıramaz demek ki, asık suratıyla kimliklerine kadar kontrol yapar.

Aşireti geniş arkadaşım birgün amcasıyla birlikte, resmi bir kuruma ait yerel yayın yapan radyo ve televizyonu satın alırlar ve talepler doğrultusunda yayına başlarlar. Ancak iki yıl sonra, savcılık emriyle güvenlik güçleri kapıya dayanır ve radyo-televizyonu kapatır. Sebebi mi? Gerekçe şifahen yüzlerine okunur: “Türkiye’m” gibi milli duygu içerikli türkülere ve yayınlara yer vererek bölge halkını tahrik etmek… İnanamadınız değil mi? İsteyene, yedi yıldır süren mahkemenin belgelerini sunabilirim…

Hergün tehdit, küfür ve saldırılara maruz kalarak Ülkücü olmanın ağır bedellerini zaten Diyarbakır’da fazlasıyla ödeyen bu kardeşim, bu sefer de tayin gereği geldiği batı bölgesinde Diyarbakırlı olmanın dayanılmaz zorluğuyla karşılaşır. Etnik ve bölge ayrımcılığıyla güya milliyetçilik yaptıklarını sanan densiz züppelerce hedef haline getirilir ve sırf özüne has şivesinden dolayı ailesine bölücü muamelesi yapılır.

Doğuda fikir, batıda kimlik tepkisi… Bir taraftan ölüm, diğer taraftan dışlanma tehlikesi… İşte kaderine mahkûm Güneydoğulu bir Ülkücünün çilesi… “Damdan düşenin halini, damdan düşen anlar” misali aynı duyguları yıllarca yaşamış biri olarak, içerlenen gönüldaşıma teselli mahiyetinde, deniz seviyesinde evrimleşmiş çakallara atfen, yüksek rakımlarda nasıl “bozkurt” kalındığını özetleyen aşağıdaki hikâyeyi anlattım.

80 öncesi, bir güneydoğu ilinde, öğrenci çocukların eğitim gördüğü sırada ülkü ocaklarına çat kapı üç tane babayiğit adam gelir. Ellerinde tespih, omuzlarında ceket, külhanbeyleri… Karşılarında tıfıl çocukları gören adamlar, kasıldıkça kasılırlar, culluk gibi kabarırlar. “Biz böyle yiğidiz, öyle korkusuz, şöyle kahramanız…” Nasıl olsa kimse tanımıyor ya, sallayıp dururlar. O sırada, namaz için başka odada bulunan ve az çok konuşulanları duyan üniversite öğrencisi genç başkan salona girer ve gülümseyerek: “Ne iyi ettiniz de geldiniz, sizlere ihtiyacımız vardı.” der. Ülkücülerin yoğun olduğu şehirlerden gelen bu havalı ağabeylere iyi bir ders vermek isteyen başkan, şehirlerinin bölücü komünistlerce kuşatıldığını ve okullarına gidemediklerini kısaca anlattıktan sonra, gözdağı niteliğinde adamlardan küçük bir destek ister. Belinden çıkardığı tabancayı uzatarak, caddede komünistlerin yuvalandığı kahveyi basmalarını söyler ve yanlarına da yer göstermesi için bir çocuk verir.

Ürkek adım dışarı çıkan adamlar, kahvenin karşısına gelince duraksayıp bir köşeye büzüşürler ve kendilerince söylenmeye başlarlar. “Bu nasıl reis yahu, sadece üç kişiyle ve tek silahla koca kahvehane mi basılır?” derlerken, geriden durumu izleyen başkan kavuşur. “Ne oldu, niye basmadınız?” diye sorar. Adamlar: “ya reis sen bizleri deli mi sandın, hiç böyle şey olur mu?” Başkan tokat gibi cevabı yüzlerine yapıştırır: “o zaman çocukların yanında erkeklik satmayacaksınız!..” Silahı alır ve çocuğa uzatır: “Haydi aslanım, git bas şu kahveyi de ağabeyler görsün” der. Çocuk gider ve “bu bir baskındır!..” diye bağırarak, herkesin masaların altına saklandığı an, havaya birkaç el ateş eder, gelir. “İşte” der başkan, “yiğitlik budur.” Ve ekler; “ülkücü olmak, belki sizin oralarda kolay ama burada ölümü göze almak kadar zordur.”

Velhasıl… Ülkücü olmak zor… Güneydoğulu olmak da zor… Ama en çok; hem ülkücü, hem güneydoğulu olmak zor… Bir kutlu sevda uğruna zoru başarabilen canlara selam olsun!..


Ali YAŞAR

 



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)