Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
BEŞİKTAŞ - SİLİVRİ ARASINDAKİ YOL (Adnan 

 

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklandı… Ve kıyâmet kopmadı. Cılız beyânatlar düşüyor haberlere; “Olmasa iyi olurdu” veya  “tutuksuz yargılanabilirdi” şeklinde… Cılız beyânatların sahipleri bir zamanların Türkiye’sinin acar gazetecileri. Mangalda kül bırakmayan, üfledi mi tozu dumana katan, Başbakanlara “..venk” diye hakaret edilen/edilebilen bir Türkiye’nin gazetecileri onlar. “Olmasa iyi olurdu” derken bile düşük bir ses tonuyla konuşuyorlar. Cesâretleri yok daha gür bir sesle konuşmaya. Korkuyorlar.



Korkuyorlar, çünkü akıllarına darbe dönemlerinde kırdıkları yumurtalar geliyor, darbe dönemlerinde yaptıkları cazgırlıklar geliyor, darbe dönemlerinde milleti sokağa davet ettikleri günler ve yedikleri haltlar geliyor.. “Sıra bana da gelir mi” korkusu var.. Bir telefonla gazete manşetlerini değiştirdikleri, bir telefonla manşetlerini ve sütünlarını darbecilerin emrine verdikleri günleri çok iyi hatırlıyorlar.

“Ülke elden gidiyor” diye canhıraş feryatlarla, ağızlarından salyalar aka aka ekranlardan kinlerini kustukları, başbakanlara, bakanlara, bürokratlara, siyasilere hakaret ettikleri günleri hatırlıyorlar.
Sırtlarında kameralarıyla İstanbul sokaklarına saldıkları gazeteci çocukların başlattığı “sarıklı-cüppeli avı”nı en iyi onlar biliyorlar,  o birkaç metre bez parçasıyla Türkiye’nin ortaçağ karanlığına döneceğini, İran olacağını, Cezayir olacağını, Malezya olacağını aylarca her Allah’ın günü ekranlardan söyleyerek ve sütunlarını bir lağım çukuru gibi kullanarak siyâseti ve milleti porovake ettikleri haber bültenlerini unutmadılar.

Milleti, ellerinde tencere tava sokaklara döküldükleri günlerin mimarları onlar. Eline bir Atatürk portresi tutuşturdukları genç bir kızı Kızılay’da dolaştıran da onlar. Aylarca “bu sabah tanklar yürüyecek” beklentisini oluşturan da onlar. Orduya “daha ne kadar bekleyeceksiniz?” diyen de onlar. Akreditasyon listelerini komutanlara veren, kendi meslektaşlarını komutanlara ihbar edenler de onlar. Faili meçhul cinayetleri birkaç dakika içinde şeriatçılara(kimse onlar, nerede yaşar ve ne yer ne içerlerse, bir türlü belli olmayan, ortaya çıkmayan bir canlı türü olsa gerek) yükleyenler de onlar. Şimdi susuyorlar, cılız seslerle konuşuyorlar, “Olmasa iyi olurdu” veya  “tutuksuz yargılanabilirdi” diyebiliyorlar. Bu kaosun tohumlarını atan ve besleyenler onlar.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklandı… Ve kıyâmet kopmadı. Dâvânın özel mahkemelerde görülmesi tamamen siyâsî bir durum. Hakkında ceza verilmemesine rağmen tutukluluk sürelerinin uzunluğu, sanıkların bir sene sonra ancak ifadesinin alınması gibi hukukî sorunlar var, evet…

Bunları görünce ister istemez aklıma 12 Eylül’ün hukuku geliyor. Mahkeme kararı olmaksızın, avukat olmaksızın, aileleriyle görüştürülmeksizin, nerede olduğu bilinmeksizin tam doksan gün (90 gün) sorguda, yani “işkencede” tutulan binlerce, on binlerce genç, yani ’78 nesli geliyor aklıma, yani bizim neslimiz. Şimdiki hukukî süreç bir darbe ortamında değil, demokrasi ortamında şekilleniyor, tek farkı bu ve bir de fizikî işkence yok. Süreç benzer özellikler taşıyor.

Peki, 12 Eylül’ün işkencecileri neredeler? 12 Eylül’le hesaplaşmak yalnızca Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile hesaplaşmak mı? 12 Eylül sorgulardaki işkencecilerinin emir aldığı üst rütbeliler neredeler?

12 Eylül’den daha yakın ve herkesin hafızasındaki 28 Şubat’ın mimarları neredeler? “Darbeye teşebbüs” mevzu bahis ise 28 Şubat’ın mimarlarından daha fazla ve kâmilen darbeye teşebbüs eden hatta light darbe yapan var mı bu ülkede? “28 Şubat bin yıl sürecek” diyenler nerede? “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diyenler nerede?” Çevik Bir nerede? Neden adından hiç söz edilmez? En büyük mağdurları mevcut iktidarın kadroları olan 28 Şubat üzerinde neden bir karanlık örtülüdür? Onlara neden dokunulmuyor, neden onlar gündemden uzak tutuluyor ısrarla? Hükümetin en büyük açmazı budur.

İlker Başbuğ’un tutuklanması/ tutuklanabilmesi Türkiye’de demokrasinin kat ettiği son nokta kabilinden bir mesâfe değildir. Lakin, sabah erken kalkanın darbeye teşebbüs edeceği bir ülke olmaktan uzaklaşabilmektir yalnızca.

Darbeye teşebbüs edenlere ortam hazırlayan, ülkeyi manipüle eden, seçilmişlere psikolojik savaş açan, provokasyon tertip eden medya uzantılarının da “darbeye teşebbüs” suçundan hakim karşısına çıkmaları, mevcut tutuklamalara hukukî anlam kazandıracaktır. Yoksa dün darbecilere çanak tutanların bugün çoğunlukla mevcut iktidardan yana olmaları iktidar nezdinde hafifletici bir sebep teşkil ediyorsa mevcut tutuklamalar da hukukî olmaktan ziyâde siyâsî tutuklamalar olarak kalacak ve demokrasiye hizmet etmeyecektir. “Koruma ve kollama” vazifesi yeniden tanımlanıyor.  En azından meraklıları “Koruyup kollarken”(!) daha çok düşünecekler bundan sonra.

Beşiktaş-Silivri arasındaki yol, bütün marazlarıyla birlikte bu ülkenin demokrasi tarihinin yeniden yazıldığı bir yol oluyor. Sonraki nesiller bu yolda olan bitenleri okuyacaklar ve darbe dönemleriyle demokrasi dönemleri arasındaki farkları görecekler ve bu dönemleri yargılayacaklar. Sonraki nesillerin yargılamasından sanırım kimse beraat edemeyecek…

 

Adnan İslamoğulları

 



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)