Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
ÜLKÜCÜLER VE 12 EYLÜL (Recep Küçükizsiz)

 

12 Eylül, ülkücü hareketin miladıdır. Ülkücüler, 12 Eylül’e kadar, koruyup kollamaya çalıştıkları „devletin sahibi“ olmadıklarını, rejimin, ülkücülere -varlığından rahatsız olmanın ötesinde- onları yok etmek isteyecek kadar düşman olduğunu ancak Mamak Zindanlarını boylayınca anladılar.



Seneler sonra  ortaya çıkan Mamak Askeri Cezaevi Komutanı Albay Raci Tetik’e Mamak’ta yaptığı işkenceler sorulduğunda verdiği “Ama bu bir savaştı. Savaşta her zaman iyi şeyler olmaz.” şeklindeki bir cevapla, rejim bekçilerinin ülkücülere düşmanlığının ölçüsünü de net bir şekilde ortaya koymuştu.

Biz ki, din-ü devlet, mülk-ü millet için 12 Eylül öncesinde binlerce şehit vermiştik Bu uğurda emniyet teşkilatına yuvalanmış komünist polislerden onca işkence görmüştük. Cezaevlerinde yaşadıklarımızı hiç saymıyorum. O güne kadar gördüğümüz bunca zulüm yetmezmiş gibi daha 12 Eylül’ün ilk gününden itibaren ülkücülere yine insanlık dışı, akıl almaz işkence ve zulümler yaptılar. Yani, 12 Eylül’de yönetimi doğrudan eline alan ordu, 12 Eylül’e kadar bu ülkenin kaderi için orduyla aynı hassasiyetler içinde hareket eden ülkücüleri bir kalemde silip atmıştı.

Kana susamış paşalara bunlar da yetmedi, 8.Ekim 1980 sabahı arkadaşımız Mustafa Pehlivanoğlu‘nu darağacında sallandırdılar. Şerefsizce bir de buna “denge politikası(!)” dediler ve “Bir sağdan bir soldan asıyoruz” diyerek sekiz ülkücüyü idam ettiler. İşte bu korkunç gerçekler bir travma etkisi yarattı ülkücülerde ve verilen mücadele yeniden anlamlandırılmaya başlandı.

Konumuzla alakası sebebiyle seneler önce yayınlanmış olan çok önemli bir röportajı bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim.

Recep Küçükizsiz

BEN, ALBAY RACİ TETİK…

Milliyet Gazetesi´nde 11 Eylül 1988 günü “12 Eylül 1988, Bir Tarih 3 İsim“ başlıklı bir yazı dizisi yayınlanmıştı. Yazan, Ahmet Kahraman’dı. Ahmet Kahraman, yazısının başında, 1988 yazında bir gün, orta yaşlı bir adamın Milliyet Gazetesi´ne geldiğini ve daha oturmadan „Sağcısıyla, solcusuyla, bütün insanlardan özür dilerim“ diyerek, bir solukta “Ben bir işkenceciyim. İnsanlara işkence yaptım. İşkence yaptıklarımdan özür dilemek için gazeteye ilan vermek istiyorum.“ dediğini  anlatıyordu. İsmi, Albay Raci Tetik olan bu adam „Pohpohlayıp, kullandılar beni.“ diyor ve gazeteci Ahmet Kahraman daha sonra onunla İzmir´deki evinde önemli bir röportaj yapıyordu.

Ben Feda oldum

„İşkence, 12 Eylül´den sonra dünya çapında tartışılan başlıca olgulardan biriydi. İşkence deyince, akla gelen merkezlerden biri de, Ankara´daki Mamak Askeri Cezaevi´ydi. Bu cezaevinin komutanı Albay Raci Tetik´ti. 12 Eylül´ün yıldönümünde Raci Tetik´le konuştuk. Tetik garip bir „pişmanlık“ içindeydi. Yaptıklarını yok saymıyordu. „İyi oldu“ da demiyordu, açık seçik. Sadece „ben görevimi yaptım“ diyor ve ekliyordu: „Ben feda oldum.“

„Ama Bu Bir Savaştı“

- Mamak hiç aklınıza geliyor mu?

- Gelmez olur mu? Mamak´ta hiç iyi bir hatıram yok. Mamak´ı isteyerek, severek yapmadım. Ama ben, o şekilde yapılması gerektiğine inandım.

- Tanık olduğunuz dövülme olayları, işkenceler aklınıza geliyor mu?

- Tabii gelmiyor değil, geliyor.

- Hatırlayınca rahatsız oluyor musunuz?

- Tabii aradan zaman geçiyor. Yalnız o aklıma geldiği zaman rahatsız oluyorum. Sonra mantığımı çalıştırıp, benim başıma gelenleri de hatırlayınca, o zaman rahatlıyorum.

- Siz ne gibi acılar çektiniz?

- Orada görev yapmadıktan sonra anlayamazsınız. İmkanı yok anlayamazsınız. Komutanlarımız öyle layık gördüler. Kapalı yerde görev yapmak istemezdim. Hapishanede değil, açık yerde görev yapmak isterdim.

- Sizin görev yaptığınız sürece Mamak´ta kaç kişi öldü?

- (uzunca bir bekleme) Çeşitli şekillerde ölenler var. Tünel kazarken yakalanan biri öldü. Biz her operasyondan sonra tutukluları doktor muayenesinden geçiriyorduk, ne olur olmaz diye. Onun da öyle oldu. Onu arkadaşları yapmış. Hastahanede ölenler var. Kalpten ölen oldu. Işkenceden değil.

- İlhan Erdost?

- O bir talihsizlikti. Daha önce birçok eyleme katılmış, aşırı sağcı bir erle, acemi bir astsubay yapmış.

- Mamak´ta tarihte eşine rastlanmayan işkencelerin uygulandığı öne sürülüyor...

- Öyle bir ortamdı ki. Yukarısı öyle uygun bulmuş, beni tayin ettiler. Benden önce belki uygununu bulamamışlar. Belki de görevden kaçmayacağımı bildikleri için uygun bulmuşlar. Benden önce bir senede altı komutan değişmiş. Geldiğimde görev yapılmıyordu. Başa geçtim. Örnek oldum. Talimatnameleri, kanunları uygulamaya başladım. Sıkıyönetime, askeri savcı ve hakimlere danışarak görev yaptım. Ama orası cezaeviydi. Hastane, okul, aşk gemisi ve yat kulübü değildi. Benden öncekiler iyi davrandıkları için başarılı olamamışlar. Mecburdum astlarıma inisiyatif vermeye. Verince anormal işler olmadı değil, oldu. O talihsiz olaylara ben de çok üzüldüm. Ama bu bir savaştır. Savaşta her zaman iyi şeyler olmaz.

- Mamak´tan çıkanların anlattıklarına göre orada yaşam, dayak ve işkence üzerine kuruluydu. Gün boyu işkence, dövme...

- Günün her saatinde olmaz. Çünkü koğuşlar, tecrithaneler kapalı. Ancak sayımlarda, mahkemelere gidip gelirken erlerle karşı karşıya gelirlerdi. Koğuş kapalı. Nöbetçi her saat dövemez.

- Arama gerekçesiyle, sayım diye günün her saatinda koğuşlara baskınlar düzenleniyordu. İçeriye giriliyordu...

- Tabii. Mesela ihbar geliyor. Onun için beklenmez. Geceyse gece, gündüzse gündüz. Gece yarısıysa gece yarısı...

- Galiba günde birkaç kez ihbar geliyordu...

- Sıkça ihbar geliyordu.

- Tutuklu Mamak´a ayak atar atmaz dayak ve işkenceyle yüz yüze geliyordu. Kafesi biliyorsunuz değil mi?

- Kafes tutukluların koyduğu ad. Aslında oranın adı ilk işlem yeri.

- Ve orada ilk dayak başlıyordu…

- Tabii adamlar gelir gelmez orada yaygaraya başlıyorlar. Tutuklu geldiği zaman orada resimleri çekiliyor. Tıraş oluyor. Üstü başı, malzemelerinin yazılması lazım. Cezaevi talimatı okunur. Yanaşık düzen eğitimi orada başlıyor. Sağa dön, sola dön burada öğretiliyor. Bunları öğretmek için zor kullanılıyordu. Mesela saçını kestirmek istemeyenler çıkıyordu. Küfreden çıkıyordu. Buna karşı zor kullanmak mecburiyeti çıkıyordu.

“Ben bir işkenceciyim!”

„Bizim oradan altı kişi idama gitti. Hayır idamlarında bulunmadım. Biz onları yolcu ediyorduk. İdamlar Ankara´da sivil cezaevinde oluyordu. Ben 1980 Temmuz´unda Mamak Cezaevi komutanlığına atandım. 12 Eylül´de bu görevdeydim. Benden önce tam altı albay, bir yıl içinde bu görevi terkedip gitmiş. Kimi ülser olmuş, kimi kalp hastası. Ama ben kaçmadım.12 Eylül´den nasıl mı haberim oldu? 11 Eylül günü, saat 17 sıralarında bir toplantı yapıldı. Toplantıdan çıkınca hemen cezaevine gittim. Hazırlıklarıma başladım. Görevlilerden kimseyi evine göndermedim. Ertesi gün tutuklular gelmeye başladı. Önceleri yer dardı. Sığdıramıyordum tutukluları. Fakat devletimiz buna da çare buldu. Bir ay içinde yeni bloklar yapılınca, yer bakımından rahatladık. Kaç kişi mi gelip geçti? Benim kaldığım dört sene boyunca Mamak´tan 31 bin küsür tutuklu gelip geçti. „

- Siz kafese sokulan tutukluların bağırıp çağırdığını söylüyorsunuz. Oysa orada insanlar, gözleri tavana çevrili `esas duruşta`kıpırdamadan tutuluyordu. Bırakın bağırmayı, fısıldamaları bile `büyük yasaklar çiğnemek“ demekti. Insanlar bu durumda bekletilirken erler, komut veriyorlardı: `El dayak vaziyati al`ya da ´ayak dayak vaziyeti al`. Tutuklular demir parmaklıkların arasından el ya da ayaklarını uzatıyor, erler de var güçleriyle coplarını indiriyorlardı. Bu `karşılama töreni ilk hoş geldin`uygulaması mıydı?

- Şimdi şöyle: Kafanın havaya dikilmesi, cezaevinde gelip geçenleri görmemesi, istihbarat bilgisi edinmemesi içindi. Tutuklu, kafası havaya baktırılıyor veya arkası dönük tutuluyordu. Konuşma, monuşma da tabii. Ayrı ayrı yerlere gidilecek. Birbiriyle haberleşmesin diye idi. Birbiriyle haberleşip, cezaevinin içindeki durumu birbirine aktarmasın. Hatta dışarıdan aldıkları bir haberi içeri götürmesin. Böyle bazı tedbirler vardı. O tedbirlere uymak istemeyenlerin ellerini açıp birkaç tane vurulmuştur. Öyle fazla değil. Ama hakikatler çıksın. Hakikatler gizli kalmasın.

- Ellere ve ayaklara copla vurulduktan sonra da erler coplarını çekip kafese dalıyorlardı. İnsanları hareketsiz kalana dek dövüyorlardı.

- Tahrikler olabilir.

- Hangi tahrik?

- Bu adamlar kafeste kuzu kuzu durmuyorlar. Kudurmuş kurdun demirlere çarpması nasılsa öyle. Durmadan demirlere çarpması nasılsa, öyle.

- İyi ama onlar zaten polis işkencesinden çıkıp geliyorlardı. Parmaklarını oynatacak durumda değillerdi.

- Emniyette bazılarına dokunulmuyordu. Onlar yapıyorlardı. Ötekiler zaten uyuyordu şeye. Emniyette dokunulmayanlar orada her türlü haltı karıştırıyorlardı.

- Anımsatarak size acı vermek istemiyorum ama, yine de yönettiğiniz Mamak´a döneceğim. Erkeklere uygulanan işkencenin aynı kadınlara da...

- Aynı şey yapılmadı.

- Onlar da sabahın altısında kaldırılıyor, gün boyu askeri eğitimden geçirilip marşlar söyletiliyor, iki de bir `olmadı`gerekçesiyle dayaktan geçiriliyormuş.

- Şimdi şöyle: Operasyonlar (dayak atmalar) oldu. Öyle direndiler ki, erkekler o kadar direnemediler.

- Mamak´taki uygulamalarınız anlatılırken, savaşta bile eşine rastlanmadı deniliyor.

- Savaştaki sıkıntıdan daha çok çektim. Bunlar bizim kardeşlerimiz ama bir yerde yol ayrımı var. Öteki tarafta (savaşta) durum öyle değil. Orada namluyu görünce susup pusuyor. Orada insan çılgınca hareket edemez. Burada öyle değil. Lafla sözle hizaya gelmiyor. Öyle olsa, niye kötü davranalım.

- Tutukluların bayıltıncaya, hastanelik edilinceye kadar dövülüp tek tip elbise giydirilmesi olayı da var.

- Saklamıyorum. Oldu. Peki onlar niye direniyorlar? Devletin talimatına niye uymuyorlar? Demir parmaklıkların gerisindeki insan, giymek zorundaysa, emirlere uymak zorundadır! Hepsi giydi. Birkaç grup giymedi. Onlara da zorla giydirdik.

- Sizce işkence iyi bir ceza mı?

- Ceza olmaz. İşkence insanlık suçu aslında.

- Ama uygulanıyordu

- İnsanlar öyle değişik, öyle şey ki. İmkanı yok şurada, burada. Hele biraz taraf tutuyorsa. Bunlar oldu. Erdost olayında oldu. O erin oraya girmemesi lazımdı. Kasıtlı girdi. İşkencenin savunulacak bir tarafı yok elbette.

- Mamak´ta yerin derinliklerinde yaz-kış rutubetli, kışın dondurucu soğuk hücreler varmış

- Vardı.

- Hesaplarınıza göre, bir insan orada ancak 15 gün dayanabilirdi.

- Evet

- Tuvaleti de olmayan, bir insanın ancak sığabildiği bu hücrede siz en çok 12 gün mü tutuyordunuz tutukluyu?

- O da şöyle oluyordu. Hücre cezasını üç kişilik mahkeme heyeti veriyordu. Bunun için müracaat ediyorduk. Dosyasını hazırlıyorduk. Mahkeme kaç günlük ceza verirse, o kadar. Kanuna uygun. O da öyle.

- Hücrede ölen oldu mu?

- Olmadı.

- Siz Mamak´ta ne zaman göreve başladınız?

- 24 Temmuz 1980 günü göreve başladım. Dört sene burada görev yaptım. Ben talimatnameleri olduğu gibi uyguladım. “Biz (tutuklular) asker değiliz” dediler. Bunun üzerine bizzat savcılarla konuştum. „Asker tutuklu sayılırlar“ dediler. Gerekeni yaptım. Elbette hatasız iş olmaz. Hatalar olmuştu.

- Talimatnameler Genelkurmay´dan mı geldi?

- Tabii. Eldeki Askeri Ceza Kanunu´nun iç hizmet yönetmeliğinden alınarak yapılmış bir talimatnameydi. Kısa bir şeydi. Aynen onu tatbik ettik. Ama suç işlediğinde asgarisini değil, azami cezayı uyguluyordum. Örnek olsun diye. Disipline sokmak için. Ona göre cezalandırılmış olabilirler.

Mamak Cezaevi Komutanı Raci Tetik, 1988 yılında Ahmet Kahraman`a Mamak Cezaevini işte böyle anlatıyordu. Genelkurmay Askeri Ceza Kanunu İç Hizmet Yönetmeliği´ne göre sağcı, solcu herkes Raci Tetik´in komutasındaki Mamak’ta bunları yaşadı.

 Ahmet Kahraman „İşkence, 12 Eylül´den sonra dünya çapında tartışılan başlıca olgulardan biriydi. İşkence deyince, akla gelen merkezlerden biri de, Ankara´daki Mamak Askeri Cezaevi´ydi“  diyor ve Mamak Cezaevi Komutanı Albay Raci Tetik`in cevaplarını yayınlayarak tarihe önemli bir kayıt düşüyordu.


Kaynak: 11-12-13. Eylül.1988 tarihli Milliyet Gazetesi,  Ahmet Kahraman, „Bir Tarih, 3 İsim-12 Eylül 1980“


İlgili yazı



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)