Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
ÇOKSESLİLİK VE TEKSESLİLİK... (Mustafa KÖKER)

Türkiye gündemini yurtdışından izlememize rağmen çok önemli bir ayrıntıyı yakalayabilmişiz. Geçiştirilmesi mümkün olmayan, aksine çözüm yolları bulunmadıkça daha da derin sorunları beraberinde getirecek türden bir ayrıntı bu. Ayrıntı derken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Cumhuriyet’in vatandaşları arasında her geçen gün artan kutuplaşmadan sözediyoruz.



Bu durumun, yeni olmamakla birlikte bugün daha belirgin hale gelmesinde, Avrupa Birliği müzakere sürecinin etkisi olduğu muhakkak. Bu süreçte birbirine zıt ya da farklı seslerin yükselmesi bu kutuplaşmayı arttıran bir etki yapıyor. Dolayısıyla, Devlet ile Vatandaş arasındaki duvarın sürekli olarak kalınlaşması, sorunu yuvarlandıkça büyüyen kartopuna dönüştürüyor.

Devlet ile Vatandaşı tekrar yakınlaştırmak için, Doğulu toplumların devlet geleneğinden kaynaklanan ve “Devlet” i “Baba” yerine koyan anlayışı hatırlatmak da işe yaramayabilir bu kez. Çocuklarına “Saygıda kusur etmeme” gibi bir görev yükleyen anlayış, bir zaman sonra, “Baba”yı hep çocuklarını terbiye eder konuma, daha da ötesi “kutsal” hale getiriyor. Baba’nın kutsallaştırılması ve çocukların “mutlak itaat”e zorlanması, taraflar arasındaki ilişkiyi “korku”ya kadar vardırıyor.

Devlet Baba

Vatandaşına “Baba” edasıyla yaklaşan bir devlet anlayışı, sorunu büyütmekle kalmıyor; derin bir kutuplaşmanın zeminini de oluşturuyor. “Baba”nın zaman zaman sorunu farkeder görünüp birtakım tedbirlere yönelmesi, aradaki “kutuplaşma”nın daha da kemikleşmesini önlemeye de yetmiyor maalesef.

Avrupa Birliği’nin müzakere sürecinde Ankara’nın önüne koyduğu ev ödevleri(!) karşısında farklı tepkilerin yükselmesine bakarak, söz konusu kutuplaşmanın derinliğini anlamak zor değil. Brüksel, Türkiye’den kendi vatandaşına daha sıcak, daha şefkatli, daha samimi davranışlar beklediğini vurgularken, adını “ulusalcı” diye koyanlarda “içişlerimize karışma” sloganından, “Cumhuriyet’e müdahale” iddiasına kadar uzanan geniş bir tepki doğuruyor.. “Milliyetçi” ve diğer kesimlerin karşı çıkışlarını da buna eklediğimizde, devlet ile toplumun ayrı tellerden çaldığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Asıl görevi “ülke güvenliği”ni sağlamak olan kurumlar da konuyu “egemenliğe müdahale” olarak algılayınca ortaya çıkan karmakarışık tablo Bremen mızıkacılarının yarattığı tablodan farklı olmuyor. Konuyu Avrupa Birliği’ne getirip, AB yanlılığı veya karşıtlığı tartışması yapmak değil amacım. Bu ayrı bir tartışma konusu. Çünkü, Avrupa Birliği’ni, Türk insanına getireceği artılar açısından bakıp, destekleyenlerdenim. Türkiye ve Türk halkına uzun vadede zarar verecek oluşumlar söz konusu olduğunda, buna karşı şiddetle muhalif bir görüş sergilemekten geri durmayacağımı altını çizerek bir defa daha hatırlatayım.

Tek Ses

Söylemek istediğim şudur; Türk halkının Avrupa Birliği’ne güvensizliği, sadece Türkiye’nin önüne konan yaptırımlara bağlanmamalıdır. Bu olgunun eksik anlaşılmasına yol açar. Öncelikle “müzakere süreci” de dahil olmak üzere AB ilişkilerini sürdüren devlete veya onun adına faaliyet yürüten kurumlara halkın güveninin yeniden ve kesin olarak sağlanması gerekiyor. Vatandaşın, kendisi adına dış dünyada bir takım girişimlerde bulunan kuruma sonuna dek güvenmesi öncelikle aradaki bariyerlerin kaldırılmasından geçiyor.

Sorunu yanlış mecrada tartıştığımı, güvenin devletle ilgili olmadığını, icraadan, yani hükümetlerden kaynaklandığını söyleyenleri duyar gibi oluyorum. İşte o zaman benim de aklıma “Demokrasi”yi hatırlatmak geliyor. Kuvvetler ayrılığı geliyor. Halkın da oylarıyla seçtiği politikacılara fırsat tanımaları gerektiğini hatırlatmak geliyor.

Aslında Türkiye’de bugün yaşananlar da karşılıklı güvensizlikten kaynaklanıyor. Devlet’e göre vatandaşı başıboş bırakmaya gelmiyor. Başıboş bırakılırsa ya “bölücü” oluyor ya da “irtica”yı tezgahlıyor. Vatandaşa göre ise yönetenler ülkeyi satıyor. Evet manzaraya bakınca “çokseslilik” işte bu deyip sevinmek de mümkün. Ama ulus çıkarları sözkonusu olduğunda çıkması gereken “tek ses” fazla uzaklarda olmamalı.

Mustafa KÖKER



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)