Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
Haşim AKTEN, Mamak Zindanlarını Anlattı

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun kader birliği ettiği isimlerden Ülkü Ocakları Genel sekreteri ve 12 Eylül darbesi sonrası Mamak cezaevinde o acı günleri birebir yaşayanlardan Haşim Akten zulmü işkenceyi anlattı.



Gazetemize yaptığı ziyarette bugünlerin adalet adına bir fırsat olduğunu ifade eden zulüm yapanlarında adalet önünde hesap vermesi gerektiğini söyleyen Akten “Biz cehennemi Mamak’ta gördük’ dedi. Akten yürek sızlatan anılarını şöyle anlattı:

Mamak ve işkence deyince sadece bedene vurulan coplar bedene yapılan işkence bir insan için çok vahimdir. İnsanı çırılçıplak yapacaksınız havalandırmaya çıkacaksınız Ankara’nın o soğuk kış gecesinde Hüseyin Gazi dağının tepesinde o insanın donduran gecede üzerine soğuk su sıkacaklar ona dayanırsanız ama birde o suyun üzerine coplarla girişecekler o artık insanlığın zıvananın çıktığı nokta idi. Yani her gün onlarca yüzlerce cop yedik. Yani her gün yüzlerce copun bir yılda kaç cop ettiğini herkes hesaplasın.

Konyalı olduğum için Mesnevi’yi çok iyi biliyorum. Mesnevi firavun ve firavunun askerlerini yani firavunları anlatır. Bunların hepsi firavun biz o firavunları yaşıyoruz. Türkiye bilmiyor o askerlerde bilmiyordu ama karakter aynı olunca zulüm ve zalim hiç bir mezalim bize yüzünü göstermedi, Bizim yüzlerimizi ya havaya başımızı dikiyorlardı ya da yüzümü duvara döndürüyorlardı. Firavunda Mısır’dan geçer Mısır’da halk ya yere yatarmış yada duvarlara dönermiş. Bunlar açığın firavunu idi. Mesneviyi bildiğim için bunları tartıyorduk.

ADIMIZ HEP “LAN” DI

Orada hiçbir zaman adımız olmadı. Hiç ismimiz ile hitap edilmedi. Adımız hep “lan”. Gece sıkışmışsınız tuvalete gideceksiniz o yüzden mecbursunuz. Kapıya geliyorsun düzgün konuşmasını dahi bilmeyen bir askere önce künye sayıyorsun. Ve ardından rica edercesine “Tuvalete gidebilir miyim komutanım?” diyorsun. O asker o anda keyfe gelirse “git” değilse “altına yap” diyor. Yani sabah namazına kalkacağız. Eğer vakit 6 dan önce ise vay halimize. Her birimiz bir namaz kılmak için sıraya gireriz. Önce ellerimizi mazgaldan uzatır gönüllü olarak copları yeriz. Ardından bedelini ödemiş şekilde namazımızı rahat rahat kılarız. 6 dan önce kalkış yasak. Zulüm bu.

Başınızı hiçbir zaman yukarıya doğru kaldıramazsın. O ses tonu Mamak’da suçtu. Fısıltılarla konuşuruz. Kuran-ı Kerim’i bile fısıltı ile okuduk. Biliyorsunuz Kuran-ı Kerim’i yüksek sesle okumak eftaldir. Ben artık asla Kuran-ı Kerim’i sessiz okuyamıyorum. Çünkü yüksek sesle okumak yıllarca içimde ukde oldu. Şimdi elime aldığım zaman bağıra bağıra okuyorum o zulüm vahim zulüm içimde. Zulmün bini bir para idi sağcı solcu hiç seçmediler herkese yaptılar.

MAMAK VE O KAFES ANLATILAMAZ

Kafes diye bir yer var. Şimdi kendisi için yazılanlar çizilenler birilerinin zoruna gitmiş hatta “kafese koyalım” denince üzülmüş.. Paşa sen Anadolu çocuklarını, ana kuzularını yaşları 14, 15, 16, 18 yaşında istikballerini karartırken, o hayvan kafesine koyarken gece gündüz coplarla inletirken onlara yazık değil miydi?

Onların onuru şerefi yok muydu? Mamak’ın bir zulümden daha büyük şerefleri vardı. Yani bunları biz gözyaşı gecelerinde anlattık. Bunlar anlatılmaz yaşanır. Mamak anlatılamaz. rahmetli Muhsin Başkan diyordu ki “biz size iki şey anlatıyoruz arasını varın siz doldurun”… Bizde şimdi bize şöyle vurdular böyle ettiler demek istemiyorum. Tabii şöyle diyorum eğer zalimler bizim o zulümle kavuştuğumuz nimetleri bilselerdi bize o zulmü etmezlerdi.

BİZ CEHENNEMİ MAMAK ZULMÜNDE GÖRDÜK

Ben Allah’a şükrediyorum beni o Mamak zindanına koyduğu için. Ben cehennemin ne olduğunu orada gördüm. Eğer aciz insanlar bize böyle hükmediyorlarsa acaba azametli Allah’ımın cehennemi nasıldır? O Mamak zindanında karar verdim. Mevlana ile Mesnevi ile orada tanıştım. Cezaevinden çıktım geçmişi sildim. O yüzden şükrediyorum. Niye kaderimde öyle Mamak oldu diye haşa isyan etmedim? Allah’a şükrediyorum beklide yani o gidip zalimlere teşekkür etmek lazım ama Allah asla bir zalime teşekkür edilmesini istemiyor. Zalimi sevmiyor. O yüzden asla o zalimleri kimse sevemez severse onlarla beraberdir. Seven sevdiği ile birliktedir onlara üzülüyorum. O şimdi korkudan tir tir titriyor. Çünkü o öyle bir zulüm yaptı ki komutanlar Mamak cehenneminde nöbet tutuyorlardı. Yakışır mı bir komutana?

Rahmetli avukat abimiz Galip Erdem abimiz babamız gibiydi. Her sabah yanımıza gelir halimizi hatırımızı sorardı. Mekanı cennet olsun. Komutanlara konsey üyelerine her gün anlatırdı “paşam bizim çocuklar devlete saygılı askere saygılı cezaevinde eylem yapanlar koministler onlar eylem yapıyorlar onlarla birlikte bizimkilere de zulüm yapıyorsunuz? Derdi. Paşa eğer onlar içerde zulüm görüyorlarsa biz dışarıda rahat edemeyiz derdi. Şimdi paşa diyormuş ki “Allah beni niye bu kadar yaşattı?” Allah göstertiyor. Bir sağdan bir soldan eşitlik olsun diye astık diyordu. Bu insanlığa sığar mıydı? Bediüzzaman’ın dediği gibi “yaşasın zalimler için cehennem”. Bu öyle bir cehennem ki !

İPTEN TESPİH YAPTIK DİYE KAFESLERDE İŞKENCE GÖRDÜK

Yani burada günlerce Mamak’ı konuşsak cehennemi anlatamayız. Bence orada en önemli olan şuydu. Solcularda dahil olmak üzere orada bedenlerimize yapılan insanlık dışı hayvani zulmün en önemli taraf şahsiyetlerimizle oynanmasıydı. Bu zulüm tarif edilemez. Bana bir kere cop vursun bin kere cop vursunlar. Ama ne yaptılar ipten tespih yaptık diye kafeslerde işkence gördük. İçeriye tespih sokmak yasaktı. Bizde bulabildiğimiz iplerle ipten boğmalar yaparak 33 lük 99 luk tespihler yaptık. Namaz kılıyoruz tespih çekiyoruz. Okuduğumuz kitaplarımızla kendimizi rabbimize adamışız kaza namazları kılıyoruz.

İpten tesbihi bulmak için yapılanları anlatamam. Koğuştan sayıma çıkarken çobanın koyunlara bile böyle muamele etmesi mümkün olamazdı. Bu hayvanlara bile yapılamazdı.. Yani biz hayvanlara bile reva görülmeyen küfürlerle coplanarak itelenerek kakalanarak koğuşları boşaltıyorduk. O askerler 5 dakikada 7, 8, 9 yataklı koğuşu darmadağın ediyorlardı. Yataklar zaten çaputtandı, tozlu çaputlar ve yatakta 3 kişi bazen 4 kişi yatıyorduk. O yataklarda bugün milletin bildiği o genişlikteki yataklar değildi 60 70 cm idi. Onları hırsla parçalıyorlardı. Yırtıyorlar koğuşun önüne döküyorlar bütün çantalarımızdan iç çamaşırlarımıza kadar yerlere atıyorlar mutfaktaki yağları reçelleri onların üzerine döküyorlardı. Aradıkları şey ipten tespihlerdi.

ORADA YAŞANILANLARI ANLATMAK BİR ERKEK İÇİN ÇOK ZORDUR

Ben yaşadım bunları, bunları anlatmak bir erkek için çok zordur şeref taşıyan bir insan için çok zordur. her şeyimizle oynadılar oradaki komutanlar askerler ellerinde coplan herkesin önünde istedikleri zaman “lan bu ne domal lan memleketine doğru”… Domalıyoruz, copları indiriyorlar. Bana bin kere cop vursalardı ama bunu yapmasalardı. Bizim şahsiyetlerimiz ile oynadılar. Şimdi bunu görsel olarak bile düşünemiyorum. Mesela şahsiyetlerimizle nasıl oynadılar? Bizi getiriyorlar bir solcu bir sağcı karşı karşıya gelmişiz. Çömel diyor, biri çömeliyor büzülüyor top gibi oluyor. Karşınızda ki onu basketbol topu oynar gibi oynuyor. Sende basket topusun zıplıyorsun eğer bir zıplama top gibi olma! Bu nasıl bir şeydi.

“ÇAYCI GETİR İLAÇ KOKULU ÇAYDAN! DAKİKA DÜŞELİM SENELİK PAYDAN!.”

Bir çocuk defterine yazmış Necip Fazıl’dan bir mısra. Çocuğun adını çağırıyorlar bizi koğuştan çıkartıyorlar. 200 kişilik C koğuştayım. Bahçeye çıktık. Yüzlerce asker çööööök diyor. O anda nasıl çöktünse öyle kalacaksın kıpırdadın mı copu yiyorsun yani yandın demektin 1-1.5 saat aynı şekilde kalacaksın kımıldamayacaksın. Yada öleceksin. Öleceksen de öyle öleceksin. Rabbimin önünde yarım saat diz çöktün mü? diye düşünüyorum o yüzden Allah’a şükrediyorum. Ben rabbimin önüne nasıl diz çökmeyi öğrendim. Biz 5 para etmez firavunların önünde diz çöktük. Falanca gelensin filanca gelsin dediler diz çöktük. Hasta mı olursun ölür müsün belli önemli değildi. Öldüresiye döverlerdi. O çocuk korkudan inliyordu. Meğer çaycı asker çocuğun notları arasında bir cümle “çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! dakika düşelim, senelik paydan!” Asker sen benim çayıma ilaçlı mı? Diyorsun diye öldüresiye çocuğu dövdüler.

ASKERİN GÖNLÜ YOKSA TUVALETTE YOK İSTERSEN ALTINA YAP

O C blokta tuvalete çıkmak istiyorsun koğuşun kapısındaki asker senin tuvalete gitmeni istemiyorsa altına yap diyor. Kapının önünde ördek var çekiyorsun herkesin içinde yapıyorsun. Ya da altına yapıyorsun. Bu mu insanlık? Şimdi diyorlar ki bunlar ferdi suçlar. Bizim avukatlarımız her gün bunları bildiriyorlardı. En ufak bir ses çıkmıyordu. Kimsenin gıkı çıkmıyordu. Her gün mahkemeye giderken külotlarımıza kadar soyuyorlardı. Copları yiye yine mahkemeye gidiyorduk bu nasıl adalet? Ben hakkımım helal etmiyorum. Allah bana bu hakkı verdi ise ben hakkım helal etmiyorum sen gencecik çocukları solcu kızlar yan koğuşta feryatlar içerisinde bırakacaksın. İsterse solcu olsun bir kadına bir kıza nasıl bir zulüm böyle nasıl yapılır? Biz erkek olarak isyan ediyorduk.

10 KİŞİYE 10 TABAK BİR KAŞIK

Getirsinler koysunlar şimdi onları kafese kafes neymiş görsünler. Kafes hayvanat bahçelerindeki hayvan kafesleri gibi üç tarafı parmaklık 10 kişi kimi 3 gün kimimiz kaç gün olursa yani komutanın keyfine kalmış şekilde kafesteydik. Girersiniz kafese askerler öldüresiye vurmaya başlarlar. Asker öldüresiye vurmazsa o zaman komutan askeri döver. Sen bununla iş birliği mi yapıyorsun der. Solcu bir arkadaş vardı benim yediğim dayağı o yedi kemik kırandan. O dayağı yedi ve öldü ben ölmedim. Ölen solcu bir gazeteci idi. Benden bir gün sonra geldi aynı dayağı yedi o öldü ama Allah beni korumuştu ben ölmemiştim.

Kafese konmuşsunuz 10 kişi. Asker 24 saat orada. Biz diz çökmüş vaziyette bekliyoruz o şekilde uyuyacaksınız. Yatmak filan yok. Yemek getiriyorlar bir tabak içinde çok af edersiniz yemek mi başka bir şey mi belli değil herkesin önüne birer tabak yemeği getiren askerin yüzünü göremezsin başını kaldıramazsın dudağını oynatamazsın. Bir tane kaşık. Baştaki bir kaşık alır kaşığı sana verir sen bir kaşık alırsın solundakine verirsin böylece 10 kişi bir kaşıkla yemek yer.

Konyalı bir çocuk vardı Mevlana türbesinin arkasında evi varmış. Korkudan adını hiç söylemedi. Ne bize ne solculara bir tane cop vurmadı. Öyle utanıyordu ki nasıl temiz bir anadan babadan geldi bilmiyorum. Askerliği bitene kadar o çocuk bir kişiye cop vurmadı. Şahsiyetimize yapılan zulüm çok daha büyüktü. Biz nefsimizi orada kırdık ne olduğumuzu orada gördük. Mamak’ı yaşamış nefsi ezilmiş ayaklar altında sürünmüş hayvandan beter bir vaziyette iken bu günleri gördük. Bende neyim demenin anlamı yok. Biz yaşadık domal dediler domaldık ben şimdi ne diyeyim ben bu halleri yaşadık nefsimizi ezdik biz bir hiç olduğumuzu gördük orada.

SAĞCIYI SOLCUYU BİRBİRİNE BİLEREK KIRDIRMIŞLAR

O zamanda ülkücü biri olarak anlıyorum ki bizi kızdıran sokaklara döken koministlerin yazdıklarını sandığımız o ahlaksız sloganları demek ki bunlar yazmışlar. Bir slogan yazmışlar kominist gençleri kızdırmışlar bir slogan yazdırmışlar beni kızdırmışlar Allah aşkına söyleyin bu şehirde biri bayrağımızı yerden yere sürüklese müezzinlere ezan okumayacaksınız deseler bu millet ayaklanmaz mı? Demek ki bizi bilerek ayaklandırmışlar.

Peygamberimize bayrağımıza milletimize küfrettirmişler bile bile. Bizi harekete geçirmişler. Sen tahrik etmişsin ortalığa sen dökmüşsün hem de suçu işletmişsin sonrada idam ediyorsun. Ne diyecek şimdi Mustafa Pehlivanoğlu. İdam edildi bir hafta önce hiçbir yemek yememişti sadece su içmiş ben Allah’a vücudumu tertemiz götürmek istiyorum içimde hiç bir pislik kalmasın demişti. Böyle güzel gönüllü gençleri ipte sallandırdınız. Sonra eşitlik olsun diye bir sağdan bir soldan astık diyorlar.. Bugün bir fırsat bir şans. Millet bu fırsatın iyi değerlendirmeli. Biz davacıyız Allah katında da burada davacıyız. Adalet ne ise öyle olsun. Onlara zulüm yapılsın demiyoruz adaletle hukuk neymiş onlara gösterilsin. Hakimlerimiz savcılarımız onlara adaleti göstersinler.”

Memleket Gazetesi



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)