Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
NETEKİM”LE YAPILAN EN CİDDÎ MÜLÂKAT

Ülküdaşımız Ahmet Şahin ÖZASLAN’ın seneler önce cezaevinde yatarken kaleme aldığı bu mülakatı, ahde vefa sahibi olması gereken ülküdaşlarımızın dikkatlerine sunuyoruz.

A.ŞAHİN ÖZARSLAN: Öncelikle itiraf edeyim ki mülakata başlarken size nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum!..Çünkü, size “Paşam” diyecek olsam, yıllarca İslâm’ın bekası için mücadele ederek o ünvana kanıyla, canıyla, akidesiyle layık olduğunu ispat edip o ünvanı kazanan şerefli Osmanlı Paşaları Allah indinde benden davacı olurlar diye korkarım!..



Lügatimizdeki “sayın” kelimesini kullanmaya da inancım el vermiyor!..Zira, tazim manasına gelen bu “sayın” kelimesini adınızın başına getirecek olursam imanımda gedik açar!..Size sırf bu sebeplerden dolayı soyadınızla hitap etmekle yetineceğimi ifade ederek soruyorum…Bizlere Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ahvali özetler misiniz?

KENAN EVREN: “Özgürlükçü demokratik ortamdan faydalanarak anayasımızın laiklik ilkesini yok etmeyi amaçlayanların gayretleri yüce milletimizin önünde ezilmeye mahkumdur. Ulu Ata’nın ilke ve devrimlerinin inançlı bekçileri TSK mensupları, en büyük komutanından en genç erine kadar ona uzanacak dili koparmaya, eli kırmaya kararlıdır.”(1) Bu böyle biline…

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Biz size Türkiye’nin bir ahvalini değerlendirir misiniz diye sormuştuk. Oysa siz yine bilinen eski türküleri çağırmaktan öteye gidemediniz. Tıpkı bozuk plaklar gibi!.. Söylediğiniz hep aynı şeyler!.. Laiklik elden gidiyor, irtica, devrim düşmanları ve ihtilal çığırtkanlığı gibi, saçmalıklar!.. Oysa sizin de bilmeniz gerekir ki, devletin en yüksek makamını ihtilal yaparak işgaliniz altına almış olsanız bile, yine de ikide bir "laiklik elden gidiyor, mürteciler çoğaldı, irtica yaygınlaşıyor" çığırtkanlıklarıyla Müslümanlara saldıramazsınız!.. Unutmayın ki bu tip saldırılarla Müslümanları devlet güçlerinin boy hedefine getirmek ilim adamlarının açıklamasını yaptığı laiklik tariflerine de aykırıdır. Ayrıca sizin laiklik dediğiniz şey, bizatihi İslam akidesine aykırı değil mi? Yoksa sizin dininiz de laiklikle İslâm imanı yan yana gelebiliyor mu?

KENAN EVREN: “Ben bir hocanın çocuğuyum. Dinin ne demek olduğunu pekala bilirim.”(2)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Türkiye’nin ahvalini değerlendirirken “Ulu Ata’nın ilke ve devrimlerinin inançlı bekçileri TSK mensupları, en büyük komutanından en genç erine kadar ona uzanacak dili koparmaya, eli kırmaya kararlıdır.” dediniz. Oysa Türkiye’de suçluyu ve suçluları tesbit edecek olan bağımsız yargı organları varken sizlerin bu türden konuşması TSK mensuplarının ve erlerinin ihtilâle teşvik edilmesi, ordunun politika sahasına çekilmesi değil midir?

KENAN EVREN: Hayır..Ben askerin politikaya bulaşmasına karşıyım. Öyle ki, Kara Harp Okulu’nun öğretim ve eğitim yılının başlaması münasebetiyle yaptığım konuşmada da TSK mensubu arkadaşlarıma nasihatta bulunarak “Evlatlarım dedim. Bu yaşlarda sakın ola ki politikaya bulaşmayın. Biz, bugün politikanın içine atıldıysak yurdumuzun düştüğü felaketli durumdan, her zaman olduğu gibi milletimizi düzlüğe çıkarmak için buna mecbur kaldık…Ne zaman ki bir ordu politikanın içine girmiştir, o ordu yavaş yavaş disiplinini kaybetmeye ve çökmeye başlamıştır.”(3) dedim.Daha ne diyeyim ki?

A. ŞAHİN ÖZASLAN: Ama siz bu demeci 12 Eylül ihtilâlinden sonraki dönemde yani 30 Eylül 1980 günü vermişsiniz!..Yani sizin de eleştirdiğiniz hareketi gerçekleştirdikten, yani orduyu politikanın tam olarak göbeğine çektikten 18 gün sonra vermişsiniz!..Bu bir çelişki değil midir?

KENAN EVREN: Ne yapacaktım ya? İhtilali gerçekleştirmeden önce böyle bir demeç verecek kadar enayi miyim ki?

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Anlaşılıyor ki sizin ordunun politikaya bulaşmaması gerektiğiyle ilgili demecinizin asıl gayesi size karşı yapılabilecek ihtilal teşebbüsünü akim kılmaya yöneliktir. Yoksa siz ordunun politikaya bulaşmasına karşı değilsiniz. Zaten öyle bir düşünceye sahip olsaydınız ihtilal yapmazdınız!.. Ama ihtilali niçin yaptınız?

KENAN EVREN: “12 Eylül Harekâti’nın niçin yapıldığını izah etmeyeceğim. Bunu çok anlattım. Televizyonda, radyoda bunu duydunuz. Bu Harekâtı üstten yani Genelkurmay’dan ve 5 kişilik bu heyet tarafından verilen bir emirle yapmadık. Bu karar 5 kişinin kararı değildir. Bu karar milletin kararıdır. Bu karar Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesindeki bütün arkadaşların kararıdır.”(4)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: İlginç bir şey!..İhtilal için milletin kararı diyorsunuz. Halbuki 12 Eylül 1980 ihtilalinden önce Türk Milleti’ne “ihtilâl yapacağız, ne diyorsunuz?” istikametinde bir soru sorulmadığı gibi, bu hususu belgeleyen herhangi bir kamuoyu yoklaması ya da referandum yapıldığını da hatırlamıyorum. Üstelik milletin seçerek meclise yolladığı vekillerini azledenler de sizlersiniz? Eğer millet, vekillerini azletmek isteseydi kendiliğinden azlederdi?. Millet bunu yapmadığı gibi, sizlere de vekillerini azletme görevini vermedi!..Bir gece ansızın PENTAGON’DAN aldığınız emirle harekete geçirdiğiniz tankları burnunun dibinde buluverdi!.. Bir de kalkmış hiç utanmadan “Bu karar milletin kararıdır.” diyorsunuz. Sahi nasıl oluyor bu husus?

KENAN EVREN: “O zaman bütün gazeteler methiye doluydu. Ne çabuk unutuldu bunlar? Şimdi 12 Eylül’e çamur sıçratıyorlar, sıçratmaya kalkıyorlar. Ve çekilen sıkıntıları da 12 Eylül’e bağlıyorlar.”(5)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Ama 12 Eylül’den sonra işçi haklarının askıya alındığı, Türkiye’nin kalkınma hamlelerinin dış kredilerin kesilmesi vesilesiyle durduğu, işsizliğin had safhaya ulaştığı, dış politikada ardı ardına yenilgilere uğradığı ve en tabi millî çıkarlarını başka ülkelere peşkeş çekildiği, dış ülkelere olan borçların arttığı ve iç piyasaya da ülkenin ödeyeceği borç miktarının had safhaya ulaştığı, işkencenin, baskının, zulümün, haksızlığın ve katliâmların doruğa yükseldiği 12 Eylül dönemini halen savunarak bu düşünceye katılmayanları suçlamanızın sebeplerini izah eder misiniz?

KENAN EVREN: “Bir senedir ekonomik alanda alınan tedbirler sayesinde Türkiye ekonomisinin her gün biraz daha iyiye gittiğini görüyor ve elbette bundan büyük bir sevinç duyuyoruz. Bu iyiye gidişi yalnız biz söylemiyoruz, dış ülkeler de durumu takdir etmekte ve hayranlıkla izlemektedirler. Dış ülkeler dahi bu durumu takdirle karşılarken, içimizde bu gidişten rahatsız olanlar mevcuttur. Bunları gayet iyi biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki, ne yaparsak yapalım onlara beğendirmek mümkün değildir.”(6)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Dış ülkelerin Türkiye’nin durumunu takdirle karşıladığını ve hayranlıkla izlediğini söylüyorsunuz. Keşke bu ülkelerden biri sizi transfer etse de Türkiye’yi hayranlıkla izleyen o ülkeleri de ülkemizin bugünkü bulunduğu refah seviyesine ulaştırsanız!..Bu şekilde bu öksüz, mazlum millet de sizin gibi kan emicilerden kurtulmuş olur!..Fakat nedense ne sizin efendileriniz, ne de sizlerin icraatından övgüyle bahsedildiğini söylediğiniz herhangi bir ülke sizi transfer etmediği gibi, düşüncelerinizin de uygulamaya konulduğu bir tek batılı ülke yok. Ancak bizim gibi yarı sömürge durumundaki kalkınma çabası içinde olan ülkelerde aynı reçete emperyalizmin hayatiyetini devam ettirmesi için deva olarak kullanılmaktadır. Zaten, icraatlarınızı bu halk beğenmiş olsaydı sokaklarda AÇIZ VE İŞSİZİZ diye bağırır mıydı?

KENAN EVREN: “Bizdeki işsizliğin bir sebebi de fazla nüfus artışı. Batı ülkeleri bunun acısını çok çekmiş. Onun için nüfusları artmıyor. Birisi ölüyorsa birisi doğuyor. Çünkü birisi işten ayrılırsa, onun yerine öteki giriyor. Sıkıntı yok. Ama bizde senede yüzde iki buçuğa varan nüfus artışını biraz azaltalım arkadaşlar. Çocuklarımızı okutamadıktan sonra ne yapayım ben o çocuğu? İşte bunu da düşününce, azami iki çocuk sahibi olmak yeter. Onun için vatandaşlarıma sesleniyorum, az olsun, öz olsun.”(7)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Siz 12 Eylül’den sonra meydana gelen ekonomideki çökmelerle, işsizliği ve hayat pahalılığını her ne kadar nüfus artışına bağlıyorsunuz da gerçek o ki, başta Japonya olmak üzere bir çok ülkede de nüfus artışı olduğu halde o ülkeler nüfus artışını durdurmaya çalışmadığı gibi bilakis teşvik ediyorlar. Ve o ülkelerdeki nüfus artışı hiçbir zaman ekonomide çökmeye, işsizliğe, hayat pahalılığına, enflasyona ve kötü gidişe sebep olmuyor. Üstelik sizin yönetiminizden şikayetçi olanlar sadece boşta gezen işsizler değil!.. Sendikal faaliyetlerini askıya aldığınız ve ILO’nun tesbit ettiği uluslararası işçi haklarını kendilerine çok gördüğünüz işçilerimiz de şikayetçi!.. Hatta sadece işçiler de değil, çiftçiler de şikayetçi!.. Devlete verdikleri malın karşılığını hemen alamadıklarını söylüyorlar. Devlet paramızı enflasyon karşısında kuşa çevirdikten sonra ödeme yapıyor ki, bu yolla sattığımız malın yarısını bedava alıyor diyorlar. Ki, haklılar zira devletin yaptığı soygunculuktur. Bu soygunculuğun çaresi bulunarak çifçinin parası peşin ödenemez mi?

KENAN EVREN: “Çiftçi vatandaşlarımızın ürettiklerini hemen alamıyorlarsa bunu biraz makul karşılasınlar. Bir düşünün ki, memurlar bir senelik maaşını birden istese verebilir mi devlet? Veremez, ay ay veriyor.”(8)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Siz elma ile armudu birbirine karıştırıyorsunuz. Memurlarla çiftçileri aynı konuma sokarak aynı değerlendirmeye tabi tutmak cehalettir. Zira, biri yaptığı aylık hizmetin karşılığını her ayın sonunda alırken, öbürüne yaptığı yıllık hizmetin karşılığı olan üretim malının bedelini taksitlere bağlamak apaçık zulümdür, hırsızlıktır, soygunculuktur!.. Sizin mantığınız geçerli ise devletin sizlere de maaşlarınızı yıl sonunda vermesi gerekir. Tabi toptan. O zaman sizlerin eline geçen paranın kaçta kaçının enflasyon canavarının midesine girdiğini görürseniz belki insafa gelirsiniz!.. Belki pahalılıktan şikayet eden halkımızın sesini daha iyi duyarsınız. Evini aldığı ücretle geçindiremeyen insanlara sizlerin çizdiği pembe tablolar çok komik geliyor. Buna rağmen sizler ülkenin köşeyi döndüğü imajını sergiliyorsunuz!..

KENAN EVREN: “Burada bir noktaya temas etmek istiyorum. Belki pahalılıktan şikayet edenler, bu yönetimi kötüleyebilirler. Fakat , dünya durduk duralı hiçbir zaman fiyatlar geriye gitmemiş, hep ileriye gitmiştir. Yaşlılar çocukluğunu bir düşünsün. Benim o zaman bir ayda aldığım maaşla, bugün bir paket sigara alamıyoruz. Bu mümkün değildir. Çünkü, bir taraftan nüfus artıyor, bir yandan insanların yaşama seviyesini yükseltebilmek amacıyla üretilen mahsulle ihtiyaçlarımız karşılanamıyor. Ucuzluk olabilmesi için veyahut pahalılığın ortadan kalkabilmesi için, her şeyin olduğu seviyede kalması lazım. Yani bu sene buğdayı, tütünü, üzümü kaça sattıysanız, her sene öyle satmanız lazım. Bu mümkün değildir. Mümkün olmayınca da pahalılık kendiliğinden olacaktır.”(9) Ayrıca, “”İnsanlar, nasıl ki, paraya, zevk ve sefaya doymazlar. Daima daha fazlasını isterlerse, hürriyete de hiçbir zaman doymazlar. Daha fazla, daha fazlasını isterler ve sonunda elindekini de kaybederler.”(10)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Bana dolaylı bir şekilde mahkum olduğumu hatırlatmanıza ve biraz daha fazla konuşursam sahip olduğum mahkumluk haklarımdan da olabileceğimi ima etmenize hiç gerek yoktur. Unutmayın ki bizler sizin gibi değiliz!. Belki sizler Washington’daki efendilerinizin sizlere verdiği hak ve hürriyetle yetinebilirsiniz!.. Ama bizler Allah’a iman etmiş insanlar olarak Eşref-i Mahlukat’ız. Ve beşerin bizlere layık gördüğü hak ve hürriyetlerle yetinemeyiz!..İnsan olmamız vesilesiyle elbette daha fazla, daha fazlasını isteyeceğiz. Ve daha fazla hürriyet için mücadele edeceğiz..Ta ki sınırlarını Cenab-ı Hakk’ın belirlediği hudut taşlarına ulaşıncaya dek!.. Ta ki hakimiyeti altında yaşadığımız devlet ve bütün insanlık hürriyeti Allah’a esarette arayana kadar!.. Bu sebeple dolaylı bir şekilde bizleri tehdit etmenizin hiçbir anlamı yoktur!.. Zira, ölümden öteye köy kurulmadığını yaşadığımız hadiselerle müşahade ettik. Sizin gibi zavallı aciz yaratıkların işkence, tehdit ve zulümden başka silahı olmadığına göre de bu tip tehditlerin bizleri etkilemesi mümkün değildir. Lakin hürriyetten kastettiğiniz şeyin ne olduğunu anlatırsanız halkımız sizi daha iyi tanır.

KENAN EVREN: “Bir kişinin hür olması kadar güzel bir şey olamaz. Ancak unutulmamalıdir ki, hudutsuz hürriyet zamanla hürriyetsizliklerin doğmasına neden olmuştur. Bunun tarihte çeşitli örnekleri mevcuttur. İnsanoğlu nasıl paraya, zevk ve sefaya doymamış ise hürriyete de doymamıştır. Bunlara sahip oldukça daha fazlasını istemiş ve nihayet para, zevk ve sefa hürriyet denizinde boğulmuş ve akabinde bir diktatör gelmiş, hürriyetler de gitmiştir.”(11)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Kanlı bir diktatör olarak iktidara geliş nedeninizi hudutsuz hürriyete bağlamanız ve günümüzü de hudutsuz hürriyetin doğurduğu hudutlu hürriyet şeklinde tasvir etmeniz saçmalıktır. Çünkü, Türkiye’de 12 Eylül’den önce de sonra da Müslümanlar için hürriyet mevcut değildi. 12 Eylül’den önce de 163. madde ve benzeri diğer TCK maddeleri ile birlikte Müslümanların gırtlağına çökerek fikirlerinden ve inançlarından dolayı zindanlara tıkıyordunuz, nitekim bugün de tıkılıyoruz!.. Değişen hiçbir şey yok!.. Tabi Müslümanlar açısından!.. Belki zulmünüz biraz daha fazla arttı o kadar!.. Bu sebeple Türkiye’de hürriyet vardı ve halen de var demek yanlıştır, saçmalıktır!.. Zaten, fikir suçlularının olduğu, Müslümanlara akidelerini yaşama ve yaşatma imkanlarının verilmediği zulüm idarelerinde hürriyetin varlığından söz edilemez ki. Yoksa yanılıyor muyum?

KENAN EVREN:”Bazıları fikir hürriyetinden bahsediyorlar. Sanki memleketimizde fikir hürriyeti yokmuş gibi. Bizim ceza kanunlarımızın hiç birisinde fikir suçu diye suç yoktur. Eğer bir kimse herhangi bir ideolojiyi ifade eden veyahutta belirleyen kitabı okursa bu suç değildir. Eğer bir kimse kalksa ben komünisttim dese de suç değildir. Ama bunu başkalarına aşılamaya kalkarsa, yazılı olarak propaganda yaparsa veya bir örgüt kurarsa, işte o zaman suçtur. Şimdi mahkemelerde hesap verenler işte bu gibi propaganda yapıp örgüt kuranlardır. Yoksa fikir suçluları değildir. Fikrinden dolayı kimse hapse atılmamıştır.”(12)

A. ŞAHİN ÖZASLAN: Sizdeki yüz değilde sanki kösele! Zira, zerreyi miskal yüzünüz kızarmadan Türkiye’de fikir suçlusu yoktur diyebiliyorsunuz. Hele TCK’da fikir suçu diye bir suçun olmadığını söylemeniz herkesi aptal ve kör yerine koymaktır. Bu şekilde düşünmeniz aptallığınız ortaya koyduğu gibi, herkesi kendiniz gibi kör ve aptal sanmanız da aptallığın zirvesinde olduğunuzu ispatlar!..Çünkü aklı başında olan her vicdan sahibi bilir ki Türkiye’de fikir suçu ve fikir suçluları vardır. Zira, ülkemizde inançlarının gereğini yerine getirdiğini ve akideleri istikametinde hareket ettiği için yargılanan ve yıllarca zindanlarda inletilen insanlar vardır. Müslümanların başında demoklesin kılıncı gibi duran ve başını kaldıran müslümanın, düşünen insanların boynunu vuran 163. madde varken sizin TCK’da fikir suçu diye bir suç maddesi yoktur demeniz komiklik yapmaktan başka bir şey midir? Eğer sizin fikir suçundan anladığınız şey insanın sadece düşünmesine müsaade etmek ise ve bu düşünme müsaadesinden dolayı Türkiye’de fikir suçu yoktur diyorsanız, biliniz ki, sizin bahsettiğiniz şekliyle dünyanın hiçbir yerinde fikir suçu diye bir suçun varlığı söz konusu değildir. Çünkü, Afrika’daki en geri toplumlardan en medenî batılı ülkelere, komünizm’le yönetilen Marksist devletlerden beşeri rejimle yönetilen İslâm toplumlarına kadar dünyanın hiçbir yerinde düşünmek suç değildir. Hem nasıl suç olsun ki? Zira, suç olunca suçlunun engellemesi gerekir!. Oysa, insanın beyninden nelerin geçtiğinin tesbiti mümkün değildir. Bu sebeple bu türden suçları önlemenin yegane yolu insanları düşünmeye sevk eden uzvun ve uzuvların yok edilmesi gerekecektir ki, böyle bir şeyin gerçekleşmesi veya gerçekleştirilmesi hiçbir dönemde mümkün olmamıştır. Zira, ne Firavun’un, ne Nemrut’un, ne de Ebu Cehil’in hakim olduğu beldelerde böyle bir şey yapılamadığı gibi, engizisyonun hakim olduğu orta çağ zindanlarında da insanların düşünmesi engellenememiş, düşünceye pranga vurulamamıştır. Ve sırf bu sebepten dolayı saydığımız despotların, Firavunların, Nemrutların, Ebu Cehillerin, Stalinlerin veya Engizisyon’un hakim olduğu beldelerde de düşünmek suç değildi!. Sizin gibi kanlı diktatörlerin bugün Türkiye’de düşünmek suç değil diyorsanız, düşünmemizi engelleyici bir yol ve yöntem bulamadığınız için “değil” diyorsunuz. Eğer düşünceye engelliyici, düşünmeyi engelliyici, düşünmeyi önleyici bir mekanizmayı icad etmiş olsaydınız bunu da yapmaktan çekinmediniz!. Zira, Allah korkusunun, Allah sevgisinin hakim olmadığı bedenlerden her türlü şerefsizlik mikrobu yayılır!. Bu sebeple bizim sizden sorduğumuz şey düşünme hürriyetinin bulunup, bulunmadığı hususu değil, düşüncenin ifade edilişi, düşüncenin propagandasının yapılmasına, aynı düşünceye inanan insanların örgütlenmesine ve inançlarını yaymasına müsaade edilip, edilmediği meselesidir.

KENAN EVREN: Az öncede ifade ettim. “Hudutsuz ve sınırsız hak ve hürriyet olamaz. Eğer böyle bir hak ve hürriyet anlayışı kabul edilirse, insanlar arasında eşitlik ortadan kalkmış olur. Çünkü, gerek kendisinin, gerek mensubu olduğu zümrenin kaba kuvveti veya ekonomik gücü sayesinde bir takım insanlar , diğerlerinin hak ve hürriyet sahalarına girerler.”(13) Ayrıca “Nasıl ki temel hak ve ödevler sınırlandırılabiliyorsa, seyahat hürriyeti de sınırlandırılabilir. Nasıl sınırlanabilir? Bir adam kalkmış bir yerden bir yere gidiyor, ama haber alınmış, bir cinayet işleyecek. O halde bunu önlemek lazımdır. Kanun bunu önler, onu bu seyahatten alıkoyabilir.”(14)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Anlıyamadığım bir husus var. Söyler misiniz bana, hürriyet denince niçin bu kadar korkuyorsunuz? Hani siz halk çocuğuydunuz? Hani halk sizi seviyor ve destekliyordu? Ve sizler Türk halkının sağ duyusuna güvendiğinizi ifade ediyordunuz ve milletin isteklerini yerine getirdik diyordunuz. Öyleyse niye Türk halkının hürriyetten ne anladığını, nasıl bir hürriyet istediğini sormuyor da on yılda bir pentagon’un emriyle hudutlarını askerlerin belirlediği anayasanın hürriyet anlayışını tatbik ediyorsunuz? Yoksa Türk halkının sağ duyusuna güveniyoruz derken, riyakarlık yapıp, yalan mı söylüyorsunuz?

KENAN EVREN:”Halk sizi tamamen destekliyor, arzularınızı korkusuz gerçekleştirebilirseniz diyorlar, …Eksik olmasınlar, Allah razı olsun millet destekliyor ama halka güven olur mu? Beğendiği bir futbolcuyu stadyumda çılgınca alkışlar, kıyamet koparır. Ama aynı adam hele bir gol kaçırmaya görsün, basar yuhayı.”(15)

A.ŞAHİN ÖZASLAN:12 Eylül Harekâtı’nın ardından 12 Eylül’den önce işlenen suçların faillerini bulacağız bahanesiyle yüzbinlerce insanı göz altına alarak, 90 günlük uzun süre içerisinde emperyalistlerin sömürgelerinde geliştirdikleri işkence metotlarının tümünü insan haklarına aykırı bir biçimde tatbik ettiniz. Öyle ki, bu kahredici 90 günlük işkence süresinde insanlarımızın bir kısmı gördüğü zulümlere dayanamayarak can verdi!. Kimisi sakat kaldı!. Kimisi de fiziki sakatlıkların, hastalıkların yanı sıra bir de ruhî sağlığını kaybetti. İnsanın insana reva görmesi mümkün olmayan zulümlerin, işkencelerin, baskıların feryadından insanlar geceleri hapishane koğuşlarında dahi uyuyamazdı. Zira, gerek sorgu bahanesiyle gerekse de çeşitli vesilelerle tekrar, tekrar sorguya alınan insanların çürümüş bedenleriyle, kan, irin kokan elbiseleriyle geldiğini görenlerin rahat bir şekilde uyuması mümkün müydü? Hele cezaevi koğuşlarında karıştır, barıştır politikasını uygulayan cezaevi idarelerinin çeşitli bahanelerle baskıları ve işkenceleri doruğa tırmandırması gözetim evlerinden cezaevine rahat ederiz ümidiyle gelen bir çok mazlumun hayal kırıklığına uğramasına yol açtığı gibi körpecik bedenlerinden ömür boyu çıkmayacak hastalıkların yerleşmesine de sebep oldu. İnsanın insana değil, hayvanların dahi insana reva görmeyeceği bu zulüm, işkence ve ölüm olayları hakkında ne diyeceksiniz?

KENAN EVREN:”Biz de Diyarbakır’da iki kişi açlık grevinden öldü. Yoksa işkenceden ölen kimse yoktur.”(16)

A.ŞAHİN ÖZASLAN:Yalan söylüyorsunuz, yalan!. Çünkü siz işkenceden ölen yoktur. Ancak Diyarbakır’da iki kişi açlık grevinden öldü diyerek işkence yapılmadığını söylüyorsunuz. Oysa sizin bu demeci verdiğiniz tarihten tam 2 yıl önce yani 16 Mart 1982 tarihinde döneminizin Devlet Bakanı İlhan ÖZTRAK verdiği bir demeçte”Uluslararası AP örgütü denilen teşkilatın iddia ettiği 60 işkenceyle ölümden 15’inin doğru olduğuna dair bir beyanat verdi.”(17) Dönemin Devlet Bakanı İlhan ÖZTRAK’ın verdiği beyanatta kabullendiği 15 işkence hadisesine rağmen siz utanmadan Türkiye’de işkenceden ölen yoktur diyebiliyorsunuz. Hem de yüzünüz kızarmadan!.. İnanın iğreniyorum size bakarken! Çünkü, karşımda bir bukalemun var! Renkten renge giren, dansöz gibi kıvırmayı meziyet bilen! Üstelik Devlet Bakanı ilhan ÖZTRAK’ın kabullendiği 15 işkenceyle ölüm hadisesi ihtilalden sonraki iki yılın bilançosudur!. Oysa bahse konu olan tarihten sonra da yüzlerce insan karakollarda işkenceyle öldürüldüğü gibi, Devlet Bakanı İlhan ÖZTRAK’ın açıklamasını yaptığı ihtilalin ilk iki yılına ait işkenceyle ölüm dosyasına girmeyen yüzlerce de ölümle biten işkence olayı vardır. Meselâ ihtilalin ilk iki yılı içerisinde Malatya’da karakolda işkenceyle öldürülen iki kardeşimizin ismi İlhan ÖZTRAK'ın açıkladığı listede yoktur. Oysa, Malatya’da karakol’da öldürülen MEHMET KAZGAN ve AYDIN DEMİRKOL isimli ülküdaşımız, emrinizdeki zebanilerce işkenceyle öldürüldüğüne dair doktor raporları vardır!. Buna rağmen siz işkenceden ölen yoktur diyorsunuz!..

KENAN EVREN:”Açıklıkla söylüyorum ki, hiçbir yönetim döneminde hiçbir yönetici işkence yapın diye demeç vermemiştir.”(18) Ayrıca “Türkiye’de 1978’den bu yana ülkemizin çeşitli yörelerinde sıkıyönetim ilan edilmiştir. O tarihten bugüne kadar kaç kişinin karakollarda veya hapishanelerde öldüğünü merak ettim. Bunların sayısını çıkarttırdım. Ondan sonra bu sayıyı mevcut polis miktarına böldüm. Polisimizin sayısı 67.000 civarındadır. 67.000 polisin içerisinde bugüne kadar 49 kişi mahkum olmuş. 67 kişinin de mahkemeleri devam ediyor. Bir kısmı belki de beraat edecek. Nitekim beraat etmiş olanların sayısı 100’ü aşmaktadır. Elde ettiğimiz rakam yüzde 1 değil, yüzde 0,17’lik bir suç işlenirse o ülkede işkence vardır denebilir mi,?”(19)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Çok iğrenç birisiniz. Adeta insan değilsiniz siz!.. Zira, dünyanın en iğrenç şeyi olan işkence hadisesini aklayabilmek için bu kadar düşüklüklere, alçalmalara rağmen yine de saklayamıyorsunuz!. İşkence dosyalarını polis sayısına bölerek bulmaya çalıştığınız rakam sizi gayya çukurundan daha çukur hale getiriyor! Kavun, karpuz sayar gibi yaptığınız bu bölme işleminden dolayı brova size!.. Çok büyük bir matematik dehasısınız! Aslında sizin general değil, matematikçi olmanız gerekirdi!. Zira, öylesine güzel istatiksel rakamlar buluyorsunuz ki, matematik dalında Nobel ödülü alanlar yanınızda halt eder!.. Hele size akıl veren o nevi şahıslarına münhasır olan o yaratıklar, geri zekalılıkta birer deha olmalılar!. Fakat bu hesaptan daha güzel hesaplarda buldurabilirlerdi. Şöyle ki, işkence dosyasını mevcut polis sayısına bölmek 0,17 rakamını bulduruyorsa, mevcut polis sayısına ilave olarak TSK asker sayısıyla, bekçi ve MİT sayısını da ekleyerek bölme işlemini yaptırsalardı çok daha cüzi bir rakama ulaşabilir ve kendi kafanızdan ürettiğiniz teoriye daha sağlam kanıtlar bulabilirdiniz… Bütün bu eksikliklere rağmen böyle bir teoriyi icat etmekle çok akıllı olduğunuzu ispatlamış bulunuyorsunuz!.. Artık bütün diktatörler işkencenin kendi ülkelerinde varit olmadığını ispatlamak için KENAN EVREN TEORİSİ denilen bu teoriye baş vuracaklardır!..

KENAN EVREN: “Ben kendimi akıllı insanlar arasında görmüyorum. Eğer akıllı insanlar arasında bir imtihan yapılsa, belki de ben sonuncu olurum. Akıllıyım diye de geçinmiyorum. Benden çok daha akıllı insanlar var. Eğer akılları imtihan edecek bir makine olsa, o zaman en akıllı olanlar meydana çıkar. O halde kimse ben akıllıyım da, ben zekiyim de, ben en büyük adamım da onun için bu makamlara geldim diyemez. Bu makamlara insanları hadiseler getirir. Bu hadiseler olmasaydı, ben Genelkurmay Başkanlığı’na seçilmiş olmasaydım, bu makamlara gelmem mümkün değildi.”(20)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Okuyucularımız bu sorunun yersizliğine belki çok gülecekler ama ben yine de sormadan edemeyeceğim. Sizin çok renkli bukalemunlar gibi değişken bir kimliğimiz ve kişiliğiniz var. Gittiğiniz her yörede ki halkın nabzına göre şerbet veren ender insanlardan birisisiniz. Meselâ Erzurum’da dinden ve dini değerlerden bahsedip Hoca çocuğu olduğunuzu söylerken, Diyarbakır’da halk çocuğu olduğunuzu ifade ettiniz!.. Ankara’daki kimliğiniz ve kişiliğiniz yaptığınız bu açıklamalardan daha farklı olduğu için 1981 yılında gençlik gruplarından biri Ankara’daki caddelerden birine bir pankart asarak sizin yapınızı ifade etmek için “ERZURUM’DA HOCA ÇOCUĞU; DİYARBAKIR’DA HALK ÇOCUĞU; ANKARA’DA O…..ÇOCUĞU” olduğunuzu söyledi!.. Sahi siz bunlardan hangisisiniz?

KENAN EVREN: Konuşmama başlarken de söyledim.”Ben bir hocanın çocuğuyum. Dinin ne demek olduğunu pekala bilirim.”(21)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: “Hoca çocuğu” olduğunuzu ve dini bildiğinizi sık sık yenileyip duruyorsunuz. Ama sizin döneminizde, bizatih-i sizin emrinizle üniversiteye giden bacılarımızın tesettürüne mani olunca yasaklar getirildi!.. Sizin anladığınız dini anlayış nasıl bir dini anlayış ki, Allah’ın buyruğuna uyan tesettürlü bacılarımızı eziyor, sürüyor, okullardan uzaklaştırıyor ya da zindanlara tıkıyor?

KENAN EVREN: Bir sefer “Bu örtü nereden çıkmıştır, bunu size söyleyeyim: Osmanlılar Bursa’da iken, Türkmenlerden kaçıp gelen bir kafile de aynı şehre yerleşiyor. Bunlara Bursa’da bir mahalle veriliyor. Fakat gelen Türkmenlerin kadınları o kadar güzel ki, erkekler mütemadiyen o mahalleye onları seyretmeye gidiyorlar. Evet, bu tarihen sabit. Onun üzerine Bursa’lı kadınlar, erkeklerinden başlıyorlar şikayete, ‘Aman şunların yüzünü örtün de erkeklerimiz görmesin’ diyorlar. Ve yüzlerini örtüyorlar. İşte bu örtülme daha sonra diğerlerine de sirayet ediyor, kadınlarımız bu şekilde örtünmeye başlıyorlar.”(22)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Siz örtünme hadisesinin Bursa’ya Türkmenlerin göçüyle başladığını söylüyorsunuz!..Oysa, sizin bahsettiğiniz tarihten asırlarca önce Allah’tan Resulüne inzal olan Kur’an-ı Kerim’de tesettürle, örtünme ile ilgili buyruklar vardı. Yani tesettür hadisesi Bursa’da başlamış bir hadise değil, Peygamberimize vahy olunan buyruklarla ortaya çıkan İlahî hükümlerdendir!. Allah’ın emridir!..Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayet-i kerime vardır.”

KENAN EVREN:Elbette “Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetler vardır. Onları dile getirmişler, filan ayet böyle söyler, falan ayet şöyle söyler diyorlar. Zannediyorlar ki, ben onu hiç okumadım. Onları okudum ve ondan sonra sizlerle konuştum. Şimdi o ayetlerden bir iki tanesini size okuyacağım. Bakın Nur Suresi’nin 30. ayeti ne diyor.”Ey Muhammed, mü’min erkeklere söyle gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem olan yerlerini korusunlar, bu onların arınmasını daha iyi sağlar.” Şimdi bakın evvela erkeklere sesleniyor. 30.ayette erkeklere söylüyor. Gözünüzü diyor, o haram, yasak olan şeylerden sakının, evvela bakmayın diyor ve sizlerde erkek olarak mahrem yerlerinizi koruyunuz, saklayınız diyor. Ondan sonra 31. ayette bakınız ne diyor:””Mü’min kadınlara da söyle gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler.” Aynı şeyi onlara da söylüyor. Onlar da gözlerini o yasak olan yerlerden çevirsinler diyor. İffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısımları müstesna, açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar(Yüzlerini, gözlerini örtsünler demiyor) Baş örtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar”, diyor. İşte ayetin Türkçesi bu. Fakat bu ayetin manasını bilmeyenlere o bazı cahil ve daima geri kalmış kişiler, bunu başka türlü anlatırlar. Ondan sonra Ahzap Suresi vardır, ayet 59 okuyorum,”Ey peygamber eşlerine,kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle, bu onların hür ve namuslu bilinmeleri ve bundan dolayı inciltilmemelerini daha iyi sağlar.” Bunlar bu okuduğum şeyler hep temenniden ibaret. Bunu böyle yapanlar cehenneme gider, azap görür dememiştir.”(23)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Meğer siz neymişsiniz!..Biz sizi sadece ordunun rütbeli bir generali olarak tanıyorduk. Oysa siz aynı zamanda hem matematik dehası olduğunuzu işkence hadisesiyle ilgili ürettiğiniz formülle ispatladığınız gibi, şimdiki, söylediklerinizle de fakihliğe soyundunuz! Kendinize layık gördüğünüz o fetva makamlığı sizi Allah indinde mahvetmeye yeter sebeplerden biridir. Çünkü, dinimize göre kitabın, sünnetin, icmanın veya fakihlerin kıyasının inkarı cehennemi boylamaya yeterlidir!. Siz ise kitaptaki ayetleri çarpıtmanın yanı sıra tefsir alimi olmadığınız halde ayet-i kerimelerin tefsirini yaptığınız yetmezmişçesine, bu husustaki hadisleri, icmayı ve fakihlerin kıyasını da inkar ediyorsunuz ki, bunun manası dinimize göre küfre girmedir. Bu ilahî hükme rağmen halen nasıl kendinizin Müslüman olduğunu iddia edebiliyorsunuz?

KENAN EVREN:”Hurafelere inanmayınız. Bu hurafeler peygamberimizden sonra icat edilmiştir. Bu hurafeler mahalle mektepleri dediğimiz kaçak din kurslarında çocuklarımızın kafalarına yerleştiriliyor. Bu hurafelerle daima mücadele ediniz. Dinimizde böyle hurafeler yoktur. Bir misal vereyim:’Salı günü gidersen sallanırsın’ derler. Allah’ın her günü gündür. Salı’sı, Çarşamba’sı, Perşembe’si olmaz. Biz bu hurafelerle çocuklarımızın beyni yıkanmasın diye okullarımıza mecburî din dersi koyma kararını aldık.”(24)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Peki israf hakkında ne düşünüyorsunuz?

KENAN EVREN: “Dinimizde israf haramdır... Şimdi piyasada bir çizme fiyatıyla üç ayakkabı alınıyor. Kadınlar çizme yerine ayakkabı giysinler. Ben kızlarıma bile kızıyorum. Neymiş efendim, ayakları üşüyormuş. Üşüyorsa kalın çorap giysinler.”(25)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Dinimize göre israfın haram olduğunu siz de kabul ediyor ve ayakkabı yerine çizme almanın dahi israf olacağını söylüyorsunuz!.. Ama bütün bunlara rağmen halka ve hakka hiçbir yararı olmayan, hiçbir bir işe yaramayan Atatürk heykellerine her yıl bir trilyona yakın parayı harcamaktan da çekinmiyorsunuz!.. Hem de Müslüman Türk halkının fakr-ü zaruret içinde olmasına ve heykellerin yapımının Müslüman halkımızın akideleriyle çatışmasına rağmen!. Söyler misiniz bana, bunca büyük miktarlara varan paraları halkımızın refahı, huzuru ve mutluluğu için harcamak yerine, halkımızın bütün ihtiyaçları göz ardı edilircesine ve inançlarını hiçe sayma pahasına Atatürk heykellerine yatırmak akıl ve izan işi midir? Hiçbir işe yaramayan bu heykellere harcanan paraları Türkiye’nin kalkınma hamlelerine harcansa daha iyi olmaz mı? Çünkü, o heykeller fakir, fukara halkımızı ne açlıktan koruyabilir, ne de soğuktan!.. Ne işsizliği önleyebilir, ne de herhangi bir düşman saldırısı karşısında düşmanları engelleyebilir? Hiçbir işe yaramayan taş yığınına bunca para harcamaya yazık değil mi?

KENAN EVREN: “Biz Atatürk’e çok şey borçluyuz. Onun için ne yapsak azdır. Maddî değerlerle ölçülemeyecek bazı kavramlar vardır. Milyonlar harcarız yine karşılığını veremeyiz. Ama bunun başka bir manası var. Biz gün geçtikce, aradan asırlar da geçse bu Cumhuriyet’in kurucusu, bu milletin kurtarıcısı Atatürk’ü unutmuyoruz. O’nun için her şeyi yapmaya hazırız. Bunun manası budur. İkinci bir manası daha var. Gelecek nesillere diyoruz ki, biz Atatürk için bunları yapabildik, sizler daha iyisini yapın. Buna baktığı zaman, acaba bu Atatürk kimdir? Ne yaptı ki Türkiye sathında, ilçelere varıncaya kadar, köylere varıncaya kadar heykelleri büstleri, anıtları yapılmış. Şunu bir okuyayım diyecek.”(26)

A.ŞAHİN ÖZASLAN: Eğer Atatürk’ün heykellerine, büstlerine ve anıtlarına harcanan bu kadar para sırf Atatürk’ü gelecek nesillere tanıtmak için ise buna hiç gerek yoktur. Zira, Ülkücü Hareket olarak bizler Atatürk’ü asla unutmayacağız ve halkımıza da unutturmayacağız!. Atatürk’ün hilafeti kimlerin isteği üzerine niçin kaldırdığından tutun da, şahsî hayatına, içki meclisindeki geçirdiği zamanlarına ve ahlak anlayışına kadar hemen her şeyini halkımıza anlatacağız. Bunun için de ilk şey, o devri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren ve şimdi Türkiye’de basılması yasak olan Dr. RIZA NUR’UN HAYATIM VE HATIRATIM adlı muhteşem eserini bastırıp bütün köylere, beldelere, ilçelere, vilayetlere ve en küçük yerleşim birimlerinden en ücra köydeki insanlarımıza kadar ulaştıracağız!.. Televizyonda o muhteşem kitapla ilgili konferanslar, açık oturumlar düzenleyip büyük Atatürk’ünüzün bütün kişiliğini en ince detayına kadar gözler önüne sereceğiz!.. Tabi sadece Atatürk’ün hayatını değil, sizin ve ihtilal yapan kadronuzun da kamuoyunca en sağlıklı biçimde tanınması için çaba sarfedeceğiz!.. İhtilali niçin ve kimlerin emriyle yaptığınızı, hangi çıkarları sağladığınızı, hangi millî çıkarlarımızı Yunanistan’a, Amerika’ya ve diğer uluslar arası finans kuruluşlarına ve yabancı devletlere peşkeş çektiğinizi de anlatmaktan çekinmeyeceğiz!..Bundan dolayı hiçbir kuşkunuz olmasın!.. Zira, bu bizler için en kutsal bir görevdir!..Zaten bu mülakatı yapma gayemiz de bu amaca yöneliktir!..Bu çerceve içerisinde kendinizi tanıtıcı ve kamuoyunu aydınlatıcı ilginç fikirlerinizi açıklayarak bu mülakata katkıda bulunmanızdan dolayı teşekkürler…

Mülakat için yararlanılan kaynaklar:

1-)Kenan Evren’in Yazılmamış Anıları, Baskın Oran, 24 Mayıs 1980 demeci, sh.34
2-) .a.g.e., 2 Ekim 1980 Van ve Ağrı demeci
3-) a.g.e., 30 Eylül 1980 Salı dmeci, sh.46
4-) a.g.e., 14 Ekim 1980 Salı, Diyarbakır konuşması
5-) a.g.e., 30 Nisan 1980 Cuma demeci, sh.80
6-) a.g.e., 4 Eylül 1981 Cuma demeci, sh.80
7-) a.g.e., 25 Temmuz 1981 demeci,sh.79-80
8-) a.g.e., 21 Ekim 1983 demeci, sh. 168
9-) a.g.e., 12 Mart 1983 Cumartesi demeci, sh. 135
10-)a.g.e., 13 Mart 1983 Pazar demeci, sh.136
11-) a.g.e., 4 Kasım 1983 Cuma demeci, sh.171
12-) a.g.e., 27 Mayıs 1984 Pazar demeci, sh.177-178
13-) a.g.e., 30 Ekim 1982 Cumartesi demeci, sh.113
14-) a.g.e., Çarşamba demeci, sh. 123
15-) a.g.e., 2 Nisan 1981, Perşembe demeci, sh.65
16-) a.g.e., 18 Mart 1984 Pazar demeci, sh.174
17-) a.g.e., sh.174
18-) a.g.e., 18 Şubat 1986 demeci, sh. 213
19-) a.g.e., 12 Nisan 1986 demeci, sh.214
20-) a.g.e., 2 Temmuz 1983 Cumartesi demeci, sh. 149
21-) a.g.e., 2 Ekim 1980 Van ve Ağrı demeci
22-) a.g.e., 19 Ekim 1981 Pazartesi, Elazığ demeci, sh. 88-89
23-) a.g.e., 24 Ağustos 1983 Çarşamba demeci, sh.161-162-163
24-) a.g.e., 19 Ekim 1981 Pazartesi, Elazığ demeci, sh.87
25-) a.g.e., 21 Kasım 1985 demeci, sh. 207-208
26-) a.g.e., 4 Temmuz 1986 Cuma demeci, sh. 220

(*): Bu mülakatın kaynağı: AHMET ŞAHİN ÖZASLAN, “Zaferimiz Mutlaktır”, Cihad Yayınları, Ocak 1991, İstanbul,sh.227-247



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)