Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
BİR TEFEKKÜR ÂBİDESİ: NEVZAT KÖSOĞLU - 3

 

O; çölleşen fikir dünyamıza düşünceleri ve tahlilleriyle yön veren, kendimize ait mukaddes rüyâlar görmemiz için  “küllî bir tefekkür şuuru” oluşturmayı hedefleyen ve yeniden câmi merkezli bir medeniyet inşâ etmemiz gerektiğini tedris ettiren ve bu ideâlin gerçekleşmesi için; “Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler”ini özetlerken; “Türk Milliyetçileri, bütün Türk ve İslâm Dünyası’nı hedefleyen yeni bir medeniyet tasavvuruyla  ortaya çıkmalıdır. Bizler, ancak hedefi büyütüp kutsallaştırmakla tecdîd-i îman edebiliriz. İşte o zaman pörsüyen heyecanlarımız yeni ve yüksek bir gerilime kavuşabilir.”  diyen; XV. ve XVI. yüzyılı “Türk Asrı” yapan değerler manzumesini baş tacı yaptığımız zaman XXI. yüzyılın da “Bizim Asrımız” olacağına cân-ı gönülden inanan, Dünya Türklüğünün, İslâm Dünyasının ve bütün mazlum milletlerin sevgisini, ıstırabını, derdini ve çilesini gönlünde duyan ve katiyen mübârek ecdâdımız “Osmanlı’ya  toz kondurmayan”   mümtaz bir  Türk milliyetçisi, hayat boyu ideâllerinden zinhar tâviz vermeyen, çizgisinde aslâ kırıklık olmayan ve “ülkü denen nazlı gelin”e sevdâsı hiç azalmayan bir ülkü deviydi.



O; ülkücülüğü; “Kişinin, kendi nefsini aşma cehdi”  olarak anlayan ve anlatan, ülkücülüğün siyâsî bir hareket olmanın ötesinde, bir ahlâkî duruş, bir ideâlist tavır olarak idrâk edilmesi gerektiğini savunan, Allah (c.c.) hatırından üstün bir hatır, vatan ve millet menfaatinden daha yüksek bir menfaat tanımayan, “yüreği rozetinden büyük” olan ve “Kevser akan, ‘Gül’ kokan” bir ahlâk ve karakter numunesiydi.  O; ülkücülüğün; ‘Her zemine uyan, her kapıyı açan, her tarife sığan bir tanımlama’ olmadığını, ‘câmi ile meyhane arasını ihatâ eden bir yelpâze’ oluşturmadığını, “Din-dil ve tarih şuuru”na istinat eden bir  “hâl” olduğunu / olması gerektiğini, millî ve  mânevî ölçülerinin bulunduğunu / bulunması gerektiğini anlatanlardandı.

O; Allah(c.c.)’tan başka hiçbir şeyden korkmayan, “kenan tûfanı” sonrasında bile hiç recûliyet eksikliği göstermeyen, 12 Eylül Dönemi’nde kendisiyle birlikte yüzlerce ülkücünün idamla yargılandığı Mamak’taki  duruşmalar sırasında hâkim ve savcılara; “Siz, gayrı meşrû bir yönetimin sözcülerisiniz; siz, askerî cuntanın hukuksuzluğunu temsil ediyorsunuz, bu sebeple sizi mahkeme heyeti olarak kabul etmiyorum!” diye kükreyen, Mamak Cezâevi’nin işkenceci komutanı Râci Tetik’e hiç kimsenin çıt çıkaramadığı bir devirde, mahkemeden önce salonda ülkücülere gözdağı vermek için volta atan o zâlim albaya; “Ne işin var ulan senin burada, burası mahkeme değil mi, s...tir git şurdan, defol!..” deme ve   salondan kovma erkekliğini göstererek dillere destan bir tavır sergileyen, kararlılığına, yiğitliğine, vakarına hiçbir zaman gölge düşürmeyen; zâlimler ve şeddatlar karşısında mağrur olmayı şahsiyetinin zekâtı sayan, bir bozkurt edâsıyla kükreyerek bütün cuntacılara meydan okuyan,  hiçbir şartta ve  hiçbir zaman -Allah(c.c.)’tan başka- hiç kimseye eyvallahı olmayan, omurgası dimdik  olan; gerçek bir mücahit, mangal yürekli bir Anadolu yiğidi ve gözünü daldan budaktan sakınmayan bir mücâdele adamıydı…

O; medeniyet seyyahı durumuna düşürülen ve temel değerlerinden uzaklaştırılan Türk Milleti’ne ve küresel kültür emperyalizmiyle karşı karşıya  kalan Türk gençliğine; bu  kimlik ve kişilik kaybından çıkış yolunun; Horasan Erenleri’nin ideâllerine sarılmaktan ve yeni nesilleri “millî kültür rûhu”yla buluşturmaktan geçtiğini bir ömür bıkıp-usanmadan yazıp-anlatan, ama ne yazık ki, yaşıyorken kadr ü kıymeti -hak ettiği ölçüde- “bizim mahalledekiler” tarafından bile yeterince anlaşıl/a/mayan çok büyük bir mefkûre ve aksiyon insanıydı.   

Nevzat Kösoğlu; bu millete istikamet verecek ve nesiller boyu istifâde edilecek çok kıymetli eserler veren velut  bir erbâb-ı kalem olmanın yanında;  millî kültür hayatımızın temel eserlerini yayımlayan “Ötüken Neşriyat”ın kurucularından olup, bu  kültür ve edebiyat pınarının bugünlere gelmesini sağlayan güzîde bir yayıncıydı...  Ayrıca o;  Ötüken Kitâbelerin’den günümüze kadar Türk Edebiyatı’nın en güzel örneklerinin derlendiği Türkçe’nin en kapsamlı edebiyat ansiklopedisi olan XIV ciltlik “Büyük Türk Klasikleri”nin  ve  XXX ciltlik “Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi”nin redaktörlüğünü yapan çok önemli bir kültür adamı ve dünden yarına atılmış gök mavisi bir imza idi

O; 1970 yılında Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Sekreter Yardımcılığına seçildi, 1977 genel seçimlerinde MHP`den Erzurum milletvekili olarak parlamentoya girdi, 1980 darbesinin ardından tutuklandı,  12 Eylül darbesinde pek çok masum vatan evladı gibi Medrese-i  Yusûfiye’de çile çekti ve bir buçuk yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra; politikayı fikir ve düşüncelerine hizmet vasıtası olarak görmediği, “siyâsette uygun adım yürüyemediği” ve kendisine siyâsetin dışında ihtiyaç olduğunu anladığı için aktif siyasetten çekildi. Bu davranışıyla da siyâsetin bir “meslek” değil, bir “hizmet aracı” olduğunu fiilen ortaya koydu. Bütün mesaisini araştırma, eğitim, tefekkür ve cemiyet hayatına yönlendirdi. Fikir ve düşünce alanındaki çalışmalarına hız verdi. Kültür hazinemizin paslanmaya yüz tutmuş kilitlerini açmak için var gücüyle gayret gösterdi. Yayıncı, yazar ve bir fikir adamı olarak hayatını dolu dolu sürdürdü. Ve son nefesine kadar Türk Milleti ve Türk Dünyası ve Türk Kültürü üzerine fikir ve gönül teri döktü... O; düşünen, yazan, fikir üreten, konferanslar veren, millî, tarihî, içtimâî meseleleri tefekkür eden, topluma ve gençliğe yol gösteren, Türk Dünyası Birliği’nin kültür temellerini inşâ yolunda çok önemli çalışmalarda bulunan, her zaman akıl danışılan ve her söylediği kaale alınan gerçek bir âkil adamdı… Nevzat Kösoğlu; ömrünün en verimli son 30 yılında milletimize birbirinden kıymetli otuza yakın eser hediye etti… Eğer o, siyâsî arenada ömrünü tüketseydi, zannederim bu kadar kıymetli eserler veremezdi…

Nevzat Kösoğlu; tarih ve siyâset felsefesi, sosyal meseleler, milliyetçilik, kültür ve medeniyet konularında kaleme aldığı;  “Kitap Şuuru”, “Milli Kültür ve Kimlik”, “Türk Kimliği ve Türk Dünyası”, “Küreselleşme ve Milli Hayat-Türk Olmak ya da Olmamak”, “Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı”, “Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı”, “Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler”, “Hukuka Bağlılık Açısından Eski Türkler’de, İslâm’da ve Osmanlı’da Devlet”, “Türk Olmak ya da Olmamak”, “Tarihe Konuşmalar”, “Geçmiş Zamanın Peşinde Yahut Vaizin Söyledikleri” isimli kitapların müellifidir. Bu kıymetli kitaplar; keskin bir zekânın, büyük bir birikimin, analitik bir değerlendirmenin, yorucu bir çalışmanın, titiz bir gayretin ve ilmî bir  disiplinin eseridir. Türk milliyetçiliğinin fikri plandaki  zirve isimlerinden birisi olan Nevzat Ağabey’in her değerlendirmesi, düşünen beyinler için bir ölçü,  bir mihenk oluşturmuş, her kitabı yepyeni bir bakış açısı  ortaya koymuştur. O,  sadaka-i câriye hükmünde olan çok kıymetli telif eserlere imza atmıştır. Verdiği eserlerde; hem dışımızda meydana gelen küresel gelişmelere dâir sosyolojik tahliller ve tespitler; hem de  içe dönük tenkitler ve tavsiyelerle Türk milliyetçilerine yeni ufuklar açmıştır.

O;  Türk Milleti’ne ve düşünce hayatımıza  hizmet etmiş, milletimizin hamurunu yoğurmuş olan inanç, ideâl ve fikir adamlarının hayatlarını ve eserlerini -biyografinin çok ötesine geçecek tarzda ve ilmî araştırmalarına, şahsî analizlerini de ekleyerek- orijinal bir bakış açısıyla kaleme almış;  “Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp”, “Peyami Bey”, “Dündar Taşer”, “Galip Erdem”, “Bediüzzaman Said Nursî”, “Milliyetçilikte Yeni Arayışlar / Yahya Kemal”, “Şehit Enver Paşa”  kitaplarını yazmıştır. Ayrıca, anıları da; “Hatıralar yâhut Bir Vatan Kurtarma Hikâyesi” başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  

O;  XX. yüzyılın başında Devlet-i Aliyye’yi ayakta tutabilmek ve tarihin akışını değiştirebilmek için “yürekleri büyük, hayâlleri kadar fedâkârlıkları da gerçekleri aşan”, “hayatlarıyla günümüz insanına çok şeyler söyleyecek olan”   Osmanlı’nın son dönem aydınlarından ve “sönen bir kibritin son alevi”  diye tesmiye olunan,  “Bir Hilâl uğruna batan” “büyük düşünen, büyük hayâller gören” iki büyük “ülkücü”yü hakkını vere vere yazdı.  Mustafa Çalık’ın ifâdesiyle söylersek; “Bediüzzaman’la Enver Paşa’yı aynı mîzan ve miyar ile değerlendirip idrak ve irfan dünyamızda yan yana koyabilmek sadece O’nun başarabildiği bir işti.”   Ve zâten Nevzat Kösoğlu, bu çok zor işi başaracak  güçte ve enderi-i nâdirattan olan  bir allâmeydi. 

O; Türkistan’ın bağımsızlığı yolunda kendini fedâ etmeyi cana minnet bilen, 42 yıllık ömrüne akıl almaz olaylar ve kahramanlıklar sığdıran,  “Yenilgi kabul etmeyen neslin” bayraktarı “Şehîd-i Âlâ ve Gâzi-i Namdâr İsmâil Enver Paşa”yı yıllar süren yorucu bir çalışma, araştırma ve inceleme sonuncu ilmî bir bakış açısıyla kaleme aldı. “O mübârek bir neslin başbuğu” diye vasfettiği “Şehit Enver Paşa”nın Türk tarihindeki yerini, yaptıklarını, yapamadıklarını, yapmaya çalıştıklarını, ülkülerini ve hayâllerini tafsilatlı olarak yazdı.  Ve onun; İttihat ve Terakkî’den Trablusgarp’a, Babıâli’ye, Sarıkamış’a, oradan Pamir Dağları’nda yalın kılıç şehit oluşuna kadar uzanan ve büyük bir  ülkücülük destânı olan  hayat hikâyesini ve ideâllerini çok çarpıcı bir biçimde ve tarihî belgelere dayanarak anlattı.  Nevzat Kösoğlu, bu çok önemli kitabında; yıllar yılı beyinleri formatlayan yalan-yanlış bilgilerin tarihî hakîkatlerini ortaya koyarak Enver Paşa’nın doğru anlaşılmasına çok büyük katkılar sağladı ve ilminin zekâtını gelecek nesillere ışık saçarak dağıttı.

O; aynı zâviyeden bakarak “Cumhuriyeti kuranlarla yollarını ayırdıktan sonra, siyâset dâhil bütün dünyaya sırtını dönerek; ‘İslâm’ın Kalesi ve kahramanları’ dediği Türk Milleti’nin îmanını kurtarmak işini üstlenen, 1925’ten ölümüne kadar bütün ömrü hapislerde, sürgünlerde geçen, ama eğilip bükülmeyen, hizmetinden bir adım dahi geri adım atmayan” bir başka ideâlist insan, “Türk Milleti içinden başlayarak, Müslümanların îmanını yenilemeye çalışan, yâni bir îman müceddidi” ni de yazdı.  O; Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ni de; her türlü peşin hükümden uzak, ideolojik yaftalardan âzâde ve  ilmî ölçülere bağlı kalarak; “Onun kişiliğinin de, bir örnek insan olarak bilinmesi ve yeni nesillere anlatılması gerekir”  diyerek kitaplaştırdı.  Nevzat Kösoğlu; “Said Nursî, şüphesiz sıra üstü bir insandır; açık, keskin ve farklı. Öğrenim süreci, yaşama biçimi, iddiaları alışılmışın ölçülerine sığmaz.”  değerlendirmesinde bulundu. Ve  Said Nursî’yi; kendi vehmini tartışılmaz doğru, kendi cehlini ilim, kendi ideolojik şartlanmışlıklarını hakîkat diye takdim eden birilerinin ona yapıştırmak istediği ‘Kürtçülük’ suçlamasının haksızlığını, objektif değerlendirmeler ve  doğru bilgiler ışığında kaleme alınmış olan; “Bediüzzaman Said Nursî”  isimli eserinde anlattı.  Nevzat Kösoğlu, “Tesir gücü, velâyet gücüdür.”   dediği Said Nursî’yi, -dışarıdan bakan bir ilim adamı olarak- gerçek kimliği ve kişiliğiyle milliyetçi câmiaya tanıttı… 

İşte böyle velut bir mütefekkiri, müstesna bir müellifi, büyük bir mefkûreciyi, gerçek bir mücahidi ve mübârek bir insanı “gayb” ettik… Mustafa Çalık dostumuzun ifâdesiyle;   “Türk ve İslâm Âlemi, son yarım asrın en büyük ve en değerli adamını kaybetti.” O; “Yalnız büyük bir fikir adamı değildi, bir millet adamıydı, maneviyat büyüğü idi; millî ve mânevî bir mürşitti; mürşitlik iddiası olmayan bir mürşit”ti… O; “Milliyetçilik iddiasındaki herkesten daha millî, ‘İslâmcılık’ iddiasındaki herkesten daha Müslüman”  olan bir güzel insandı.

Nevzat Kösoğlu’na, böyle müstesnâ ilim, irfan, fikir, aksiyon, gönül ve dâvâ adamına; Türk diline ve kültürüne yaptığı çok önemli katkılardan, ilmî ve edebî çalışmalarından dolayı 2009 yılında TBMM tarafından “Türk Kültürü’ne Hizmet Ödülü” verildi. Türk Ocakları’nın 41. Olağan Kurultayı’nda ise “Hamdullah Suphi Tanrıöver Kültür Ödülü” de Nevzat Kösoğlu’na takdim edildi. Ayrıca Uluslararası Türkçe Derneği  (TÜRKÇEDER) tarafından her yıl verilen “İsmail Gaspıralı Türk Dili Ödülü”ne de  2012 yılında Nevzat Kösoğlu lâyık görüldü.

Ve bütün bunları yazdıktan sonra şimdi söyleyeceğimiz, -belki de daha ilk baştan ifâde etmemiz gereken- bir husûs vardı ki o da şudur:  Medeniyetimizin bize verdiği terbiyeye göre; “Dilin zekâtı hayır söylemektir.”, ancak bütün bu yazdıklarımız sadece hayır söylemek ya da  “Ölülerinizi hayırla yâd ediniz.”   Nebevî emrini yerine getirmek adına değil, bir hakkı hak sahibine tevdi sadedinde yazılmıştır.  Zâten bütün bu ifâdelerimize; üstte mavi gök, altta yağız yer ve onu  yakından tanıyan  herkes, özellikle de kadim ülkücülerin cümlesi şahâdet edecektir… Şurası muhakkaktır  ki; Nevzat Ağabeyin kıratında mütefekkirlerin, dâvâ adamlarının  ve ideâlistlerin kadr ü kıymeti  kendi çağında yaşayanlar tarafından bilinmese bile, elbette ki bu büyük insanların hakkını bizatihi tarih teslim edecektir.
Türk Milleti tarafından hep hayırla yâd edilecek olan Nevzat Kösoğlu Ağabeyimiz de, şâirin;

“Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.” 

dediği bahtiyâr insanlardan birisiydi.

Nevzat Abi ; güzel bir insandı, güzel bir hayat yaşadı ve güzel bir ayda ve güzel bir günde 73 yaşında rahmet-i Rahmân’a kavuştu. O; “Eşhuru’l-hacc” (Hac ayları) denilen, Hac ibâdetinin yapıldığı ve rahmet sağanağının sel olduğu Zilhicce Ayı’nda son nefesini verdi. 11 Ekim 2013 tarihinde  (6 Zilhicce 1434)  ve mübârek bir günde Cuma namazını müteâkiben cenâze namazı kılındı; hayatını Türk Milleti’ne vakfeden Nevzat Ağabey’in “bu milleti karşılıksız seven” her yaştaki gönüldaşları da onu ebedî âleme uğurlarken yalnız bırakmadı. Devletin ve milletin yan yana olduğu mahşerî bir kalabalığın hüsn-i şahâdetiyle cenazesi kaldırıldı.  Bu son yolculukta; gözyaşları  ve dualara, Fâtihalar  ve Yâsinler eşlik etti…

Ve “Kendisine mezar hazırlamayan, ama kendisini mezara hazırlayan” Nevzat Kösoğlu Ağabeyimiz Ankara Gölbaşı Mezarlığı’nda rahmet niyazlarıyla toprağa verildi. Hac farîzasını edâ eden ve Nevzat Kösoğlu’nu tanıyan pek çok kardeşimiz tarafından da; Kâbe’de, Mina’da, Müzdelife’de, Arafat’ta ve Ravza-i Mutahhara’da onun için duâlar edildi…

Hayyam’ın dediği gibi Nevzat Abi de; “Efsâne söyledi ve  uykuya daldı.” O da; “Gökkubbede hoş bir sadâ” değil, binlerce hoş sadâ bıraktı. Bütün bunları düşününce, Yahya Kemâl Beyatlı’nın; 

“Bir merhaleden güneşle deryâ görünür
 Bir merhaleden her iki dünyâ görünür,
 Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer;
 Geçmiş gelecek cümlesi rüyâ görünür.”

diyen o meşhur rubâisi düştü yâdımıza… Nevzat Kösoğlu’yla olan hâtıralarımız da bir film şeridi gibi geçti gözlerimizin önünden…

Dede Korkut’un;

“Gelimli gidimli dünya
 Son ucu ölümlü dünya”;

Yunus Emre’nin ise;

“Bu dünyaya gelen kişi, âhir yine gitmek gerek,
 Misâfirdir, vatanına bir gün sefer etmek gerek.”

dizelerinde ifâde ettiği gibi, Nevzat Abi de büyük bir iştiyakla vatan-ı aslîsine azîmet eyledi; bizlerin gözünü yaşlı bırakırken, inancımız odur ki, o da  -inşa’Allah-;

“Bayramım imdi, bayramım imdi,
 Bayram ederler Yâr ile şimdi…
 Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar
 Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm…” 
 

dedi ve büyük bir sevinç içinde için gülümseyerek Rahmân ve Rahîm olan Yüce Rabbimiz’e hicret etti… Tıpkı şairin;

“Yâdında mı doğduğun zamanlar,
Sen ağlar idin, gülerdi âlem;
Bir öyle ömür geçir ki olsun,
Mevtin sana hande, halka mâtem.” 

dizeleriyle dile getirdiği gibi oldu… Nevzat Kösoğlu vuslata ererken, onu son yolculuğuna uğurlayan dostlarının gözleri yaşla doldu…

Fakat söz buraya gelmişken, şunu da özellikle ifâde etmemiz gerekir ki; bizim asıl içimizi yakan ve bir gönül burkuntusu gibi yüreğimizi sızlatan şey; gidenleri yerine koymak noktasında tâkatsiz kalışımızdır. Duâmız odur ki, Cenâb-ı Hak bu güzel insanların yerlerini boş bırakmasın. Âmîn!..
 
Nevzat Ağabeyimiz’in Kabri nur, mekânı Cennet, makâmı âlî olsun. Yüce Rabbimiz’in sonsuz rahmet ve mağfireti, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’ın şefkat ve şefâati her dâim onun üzerine olsun. Âmîn!.. Âilesinin, ülkücülerin, Türk Milleti’nin, Türk Dünyası’nın ve İslâm Âlemi’nin başı sağ olsun.

Son olarak Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.)’in bir hâtırasını naklederek hatm-i kelâm etmek istiyorum:

“Bir gün yağmur yağarken Allah Resûlü (s.a.v.) sarığını çıkarır ve mübârek başlarını yağmurun altına tutar. Bu yaptığının sırr-ı hikmetini soran sahâbîlere, Kâinatın Solmayan Gülü; yağmuru göstererek; ‘O’nun Rabbiyle ahdi yeni’ yahut ‘O, az önce Rabbiyle beraberdi.’ der. Bir başka rivâyette ise; ‘Allah ile akdi ve misâkı en tâze ve en yeni olan, bu yağmur damlalarıdır.’ diye buyurur.”  

Nevzat  Kösoğlu da; ‘bir yağmur damlası’ydı... 

Ve  bütün sözlerin nihâyeti, Kur’ân-ı Kerîm’in bidâyeti  olduğu için, sözün bittiği yerde İlâhî Kelâm başlar:

“İnnâ lillâhi ve-innâ ileyhi râci’ûn…”  
 Hüve’l-Bâkî… El Fâtiha...

Dr. Mehmet GÜNEŞ



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)