Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
BU DÜNYADAN BİR NAMDAR GEÇTİ...

Namdar Rahmi Karatay

26 Kasım 1896`da Kütahya'da doğdu. İlk ve orta tahsilini burada yaptı. Liseyi Konya'da okudu (1912). Konya Hukuk Mektebine devam etti. Bu arada Ümit İdadîsinde ders verdi. Babalık gazetesinde yazdı. Konya Türk Ocağı tarafından çıkarılan Ocak (1917-1918) mecmuasını yönetti. Psikoloji tahsili için Paris'e gitti (1925-1928). Dönüşünde Konya Lisesine öğretmen tayin edildi.



Namdar Rahmi Karatay Enerjetizm felsefî ekolünü Türkiye'de yaymak için çaba harcamıştır. Bu yüzden bir ara öğretmenlikten ihraç edildi. Daha sonra Ankara Gazi Terbiye ve İstanbul Çapa Kız enstitülerinde öğretmenlik yaptı. 1948'de felç geçirdi. 1952'de emekliye ayrılarak İzmir'e yerleşti ve 26 Ağustos 1953`te burada öldü.

Mizahî şiirlerinde sosyal çarpıklıkları, hayal kırıklıklarını işledi. Yazı ve şiirleri Zeka, Felsefe Mecmuası, Millî Mecmua, Servet-i Fünûn, Ocak, Hak Yolu, Fen ve Felsefe, Yeni Fikir dergi ve gazetelerinde çıktı.

Eserleri: Felsefî Meslekler Vokabüleri (1932), Namık Kemal ve İdealizmi (1941), Yazma Dersleri (1945), Kitaplarımın Hikâyeleri (Hatıraları, 1952), Paris Mektupları (1952), Bir Devir Böyle Geçti - Geçti Borun Pazarı (Mizahî şiirleri, 1954).

Kaynak:Yücel Hacaloğlu, "Namdar Rahmi Karatay ve Mizahî Şiirleri", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S. 88/152-172  (Şubat 1994)

Tezekten Terazinin…

Deveye neden böyle boynun eğik, demişler,
Deve dudak bükerek, nerem doğru ki, demiş.
Birbirini karşılar her yerde bütün işler,
Bir yerinde bozukluk oldu mu aksar o iş.

Şaşkın kaptana düşer, dümeni bozuk gemi,
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

Bir araba istersin, koşumu çözük olur,
Otobüse bakarsın, yastığı bozuk olur,
Otomobil tutarsın, keseye kazık olur,
Hasılı şu yollarda hep bize yazık olur,

Bir komedi zanneder seyreden bu dramı,
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

İlim, sanat, fazilet hedef almış geçimi,
Bakın neye benzedi yeni şiirin biçimi,
Daha nasıl açayım bilmem size içimi,
Böyle düşkün sürünün böyle olur seçimi

Senin umduğun şeyler bilmem bize göre mi?
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

Neye böbürlenirsin bir pul etmez diyetin,
Elbet sonu kof çıkar püften olan niyetin,
Sakisi böyle olur böyle bir cemiyetin,
Böyle biter cümbüşü böyle bozuk heyetin,

Böyle uyuz Aslı’nın kambur olur Kerem’i,
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

Ele geçen fırsatı hemen kavra belinden,
Çalış kütük kapmaya sen zamanın selinden,
Günün türküsü neyse o düşmesin dilinden,
Bahtın sana gülmezse hayr-umma el elinden,

Kendi başına sürer kelin olsa merhemi
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

Sakın namert aşına sokma elini yakar,
O tıkınsın, sen yutkun, bu da elbet can sıkar,
Bir iyilik yaparsa bin kere başa kakar,
Böylelerden gelecek iyilikten ne çıkar?

Öylesine hayr-eder bir soysuzun keremi,
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

Geçti Bor'un Pazarı

Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Beklediğin nişanlar, şerefler, ünler hani?
Aradığın sevgili şanlı düğünler hani?

Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye

Sende  cevher var imiş bunu herkes ne bilsin.
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin.

Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye

Bilmem ki ne olmaktı senin gayen, maksadın?
Fare gibi kitapların arasında yaşadın.
Ne dans ettin, eğledin, ne sevdin kız kadın,

Kim dedi hey serseri gençliğine kıy diye?
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye

Gönül ne çalgı ister, ne eğlence ne de dans,
Ne güzel kadınların önlerinde reverans.
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans.

İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.

Fırsatı iyi kolla, sakın olma  dangalak,
Keyfine bak dünyada gülerek, oynayarak.
Sende iç şampanyalar, viskiler bardak bardak,

Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.

Hasanın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli.
Yanıpta kavrulmadan mükemmelen pişmeli,

Yoksa seni almazlar hiçbir yere çiğ diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.

 

Aşıklık Ne Halına

Gönül sen ne sersemsin, ne körsün, ne sakarsın,
Yulaksız bir su gibi her güzele akarsın,
Neye sebepsiz yere yüreğini yakarsın,

Göz koymaktan ne çıkar elin günün malına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bu kara bahtını sen kambur gibi taşırsın,
Bir de topal eşekle kervana karışırsın,
Eller arabasını dağdan dağa aşırsın,

Senin her gün bir kambur yüklenirken dalına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bunca yıl uma uma eridin bir mum gibi,
Bu umut mabudunu bekledin kayyum gibi,
Karardıkça karardı kara baht kurum gibi,

Bundan sonra devam et yine bakla falına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Eller aştı denizi, oturdun mu sen şapa,
Herkesin yolu düz de seninki neden sapa,
Kulaklarını tıka gözlerini de kapa,

Bakma elin etine, kaymağına, balına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Birisi yakalamış suna gibi bir kızı,
Öteki her gün sarar başka güzel yıldızı,
Senin içinde yanar hiç olmıyan bir sızı,

Güzeller geçer gider hep salına salına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bu atalar sözüdür: Kim kazana kim yiye,
Gönül bağlamamalı bu dünyada her şeye,
Ah şu güzelin kaşı, vay gözü diye diye,

Ömrün dönüp gidecek bir yılan masalına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

 

İşte Geldik Gidiyoruz...

Ne beklerdin, ne buldun sen yeryüzünde hey serseri?
Bilinir mi böyle yerde bir kimsenin öz değeri?
Unut artık bunca yıldır tükettiğin emekleri,

Devlet kuşu konsa bile istemem ben bundan geri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Sen pişirdin, sen yoğurdun, elin hamur karnın açtır,
Kursağına düşen en son tuzsuz, yağsız bulamaçtır,
Kimse bilmez kim kazanır bu oyunda, bu bir maçtır,

Yediğimiz ekmek aşı, içtiğimiz alın teri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Uğraşırsın, çabalarsın, parasını eller alır,
Bir gölgeye benzer umut, bir uzanır bir kısalır,
Çok umuda düşen kişi karanlıkta yaya kalır,

Bir oyuncak sanmış idik bir zamanlar koca dehri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Yüze geldi düne kadar köşesinde keyf çatanlar,
Vatansever oldu çıktı başımıza kaltabanlar,
Bizler bugün buyruk kulu, onlar ise kahramanlar,

Biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Bir kılkuyruk gelir sana çalım satar, kafa tutar.
Birer birer toplarsın sen, o binleri birden yutar,
Binbir çeşit ezgi hergün aşımıza ağı katar,

Bir boğazı tokluğuna çekiyorsun bunca kahrı,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Dinlenmeden bir gün başım gençlik böyle geldi geçti,
Olan işler yüreğimde birer birer yara açtı,
Neden sonra alık gönül karanlıkta akı seçti,

Kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

 

Sizinki Tatlı Can Da...

Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin,
O doğru duruşların, o eğri gidişlerin,
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin,
Ne yolda olduğunu o yaldızlı fişlerin,

Biliriz yenileni kuzu mudur, tavşan mı?
Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?

Maroken koltukların çıkardınız tadını,
Yokladınız güzelin elcilini, yadını,
Şu ince belli kızı, şu fıkırdak kadını,

Ne dediniz olmadı, bir yosma mı, civan mı?
Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?

Sizler de bizdendiniz, ne çabuk ayrıldınız?
Her biriniz en yüce yerlere kayrıldınız,
Kiminiz doğruldunuz, kiminiz eğrildiniz,

Böylece zevk içinde yaşarsınız, yalan mı?
Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?

Yok mu ata malından azıcık pay bize de?
Adımız hiç görülmez pasaportta, vizede,
Biz de gezmek isteriz Londra'da, Gize'de,
İsterseniz gideriz hatta Portekiz'e de.

Bizim yerimiz sade Sivas, Erzurum, Van mı?
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Ne sorulur bilseydik, amcamız, dayımız mı?
Değilse nemiz eksik aklımız, boyumuz mu?
Yoksa beğenilmeyen bir kötü huyumuz mu?
İnanımız mı bozuk, kanımız, soyumuz mu?

Bizim kanımız başka, sizinki başka kan mı?
Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?

Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz,
Divanda, encümende kurulmak istiyoruz,
İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz,

Kırk yıl posteki gibi sürünen de insan mı?
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Süründük bu kadar yıl Aydın'da, Muş'da, Van'da,
Kahve gibi kavrulduk, dövüldük bu havanda,
Şöyle bir yaşamadık Karlisbat'da, Lozan'da,
Fakat arılar gibi çalıştık bu kovanda,

Balı, kaymağı sizin, bize acı soğan mı?
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?

 

Karamanın Koyunu

Oğul sana bir öğüt vereyim, dinle beni,
Ağzını açma sakın açarsan aç keseni,
En candan bildiklerin tefe koyarlar seni,

Birer birer denedik olgununu toyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

El oğlunu bilmezsin, o ne hin oğlu hindir,
Pamuk gibi görünür, granitten çetindir,
Arkandan kuyu kazar, dibi yoktur, derindir,

Açılma el oğluna anlamadan soyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu

Senin aybını arar el oğlu bir iş gibi,
Arkanda dolaşırlar sanki müfettiş gibi,
Bırakırlar ortada seni bir ibiş gibi,

Öğretirler dünyanın körfezini koyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Doğruyu görürsen de ulu orta anlatma,
Bağır, çağır, nara at, fakat sakın taş atma,
Elini uzat amma, boynunu hiç uzatma,

Sana ölçü verirler, uzatırsan boynunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Ne tilkiye eğri bak, ne de kurtlarla yarış,
Ne etlisinden bahset, ne sütlüsüne karış,
Ağzını açık korlar sonra senin bir karış,

Nene gerek elin üç keçi, beş koyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu. 

 

Poker Destanı

Keşiş’in eteğinde yaşadım keşiş gibi
Bir lokma, bir hırkaya hu! diyen derviş gibi,
Arasıra destanlar yazarım bir iş gibi,

Bu aleme maksatsız, seyr-için gelmiş gibi
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

Bu hayat pokerinde bize ancak pas düştü
Elime per gelmedi, ellere fulas düştü,
Şimdi artık mahvolan ömrüm için yas düştü,

Yoksulluk, kimsesizlik çöktü kara kış gibi,
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

Bu oyunda ben neyim? Tam mahvolmuş bir adam,
Kiminde kare-vale, kiminde var kare-dam,
Bir blöfle rest dedim, yıkıldı başıma dam,

Umutlarım önümde devrildi kiriş gibi,
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

Ne kazançlar ummuştum girerken bu oyuna,
Üstün eller vurdular, hiç durmadan boyuna
Şimdi tamam benzedim kurbanlık bir koyuna,

Herkes tapınıyorken kendine fetiş gibi,
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

Hep zarara uğradım, oynadımsa kaç seans,
Ben pot dedim, başkası yaptı beş misli rölans,
Kör olsun, uğramadı bir kerecik kahpe şans,

Bütün meziyetlerim battı bana şiş gibi,
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

Saadet uma uma geçti ömrün yarısı
Bilmem niçin düşmüyor başımıza darısı,
Balarısı olmadım, oldum eşek arısı,

Herkes çalım satarken canlı bir afiş gibi,
Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi.

 

Eşeğe Gem Vurmayın 

 Benim ağzım pek yandı, aman siz dikkat edin,
Yalnız layık olan adama hürmet edin,
Haddini kim bilmezse ona hakaret edin,

Ele alçak durmayın, onu hakikat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

İnsanların kimisi uyuz köpek gibidir,
Kimisi ayı gibi, kimi eşek gibidir,
Tilkiye doğru olmak, hakka sövmek gibidir,

Namerdi okşamayın, onu bir tokat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

Pehpehler, pohpohlarla çok itleri at yaptık,
Uçurduk da göklere alkıştan kanat yaptık,
Hiç yoktan başımıza koca saltanat yaptık,

Üstüne çul vursanız, it onu kanat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

İşini uyduranlar tilki gibi kurnazdır,
Silahı hep yalandır, zekâsı gayet azdır,
Yalanını tutsanız, fayda yok utanmazdır,

Yüzüne tükürseniz, onu kalafat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

Gösterme karda gez de kimseye izlerini,
Kıymet bilmeyenlere arz etme cevherini,
Varlığını belli et, açmadan her yerini,

Bir hamal kayığını sarhoş bilmez, yat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

Sözü yerinde söyle, demiri tavında döv,
Öveceğin adamı iyi tart da öyle öv,
Söveceğin adamın yüzüne tükür de söv,

Yüzüne tükürmezsen onu iltifat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

 

Sen Garip Bir Çingenesin

İki gözüm, eller gibi safa sürmek hakkın değil,
Nene gerek apartıman, nene gerek otomobil,
Çok ağır da olsa yükün taşımayı vazife bil,

Bir yarışa girme sakın, altındaki topal eşek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek..

Çadır senin nene yetmez, tutturmuşsun villa diye,
Üzüyorsun yüreğini, yat isterim ille diye,
Taştan taşa fırlatıyor felek seni bilye diye,

Ne anlarsın piyanodan, çal kavalı eğlenerek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

Adam olmak kolay değil, amca ister, dayı ister,
Garip olan ne hak ile bir de aslan payı ister,
Armudun en iyisini dağda gezen ayı ister,

Eller gibi olamadım diye sakın üzme yürek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

Açıkgözler yakalamış' her biri bir ballı petek,
Ne dökerler alın teri, ne çekerler ağır emek,
Sanki onlar yurt sahibi, sen ise bir uyuz köpek,

Dik kafalı olma sakın, akıntıya çekme kürek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

Sen ne zengin olacaksın, ne burjuva türedisi,
Suç kimdedir zati, yoksa talihinin kredisi,
Söndür artık içerinde alevlenen her hevesi,

Kuru ekmek bulamazsın, canın ister yağlı börek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

Telli zurna onlarındır, küheylan at onlarındır,
Sırmalı don onlarındır, takım dârât onlarındır,
Mor cepkenler onlarındır, kürkler kat kat onlarındır,

Sana yeter sırtındaki şu yamalı mintan gömlek,
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

Varsın onlar bezensinIer, varsın onlar kurulsunlar,
Varsın bütün hısım kavım birbirine sarılsınlar,
Sen bahtına küs de çekil, onlar bol bol serilsinler,

Onlar yesin muz, ananas, senin payın kabak, kelek.
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek...

 

Komşunun Tavuğu Kaz Görünür

Bir başa devlet tacı konsa, her şey fetholur,
Kımıldansa bir zafer,öksürse hikmet olur,
Karşısında insanlar hemen iki kat olur,
Parmağını oynatsa, o bir işaret olur,

Apar tapar yürüse herkese kız görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

İnsanların gözüne hakikat zor görünür,
Al pembeyi gösterin, onlara mor görünür,
Bazan kara bir marsık kıpkızıl kor görünür,
Ele geçen saadet nolursa hor görünür,

Ağızdaki bir nimet çürük sakız görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

İnsan oğlu nedense doymak bilmez bir açtır,
Elin tarlası bitek, kendinin ki kıraçtır,
Elin keçe külahı kendi gözünde taçtır,
Nasıl bağrı yanıktır, hele bir ağız açtır,

Kendi karısı kuru, kızı cılız görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

Yeni yeni adamlar çıkar, haberimiz yok,
Onların arasında bizim hiç yerimiz yok,
Amcamız, dayımız yok, demek değerimiz yok,
Fakat bundan ötürü asla kederimiz yok,

Onların hünerleri bize yavuz görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

Devletin sofrasına çökmüşler devlet gibi,
Kapışırlar babadan kalma bir servet gibi,
Bütün hısım akraba aramızda set gibi,
Karşıdan bakıyoruz biz üvey evlat gibi,

Başlarında kel olsa bize yaldız görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

Hamdolsun esir değil, vatandaşız bizler de,
Bol bol nefes alırız hürriyetle her yerde,
Kimseye sır vermeyiz, derdimizi gizler de,
Fakat bizim lokmamız büyür o aç gözlerde,

Şerbet içsek şampanya, ayran kımız görünür,
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız görünür.

 

Salla Başını, Al Maaşını

Ey inleyen zavallı; bulmuşsun kırk yaşını
Kazanmak istiyorsan bu hayat savaşını
Yemelisin hakikat denen zehir aşını !

Ne derlerse hu deyip hemen salla başını
Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını

Tatar ağası gibi öyle dolaşma yaya,
El oğluna baksana ne ar kalmış, ne haya !
Sen de bulup bir dayı hemen arkanı daya !

O ne derse hu deyip hemen salla başını,
Gerdan kır, belini bük her ay al maaşını !

Kör kadıysa şehla de, incitme düz tabanı,
Düşküne ver nasihat, kodamana arkanı !
Zengin ol sen de aşır her dağdan arabanı !

Tekerine taş korlar sallamazsan başını,
Dilini tut uslu dur, her ay al maaşını !

Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil,
El pençe ol, divan dur, bu şerefsizlik değil !
Uşaklığını meziyet, riyayı fazilet bil !

Kim ne derse desin hemen salla başını
Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

Tıkamış kulağını herkes hakkın sesine,
Bir cevahir kutusu olsan kimin nesine ?
Seni feda ederler elin çingenesine !

En iyisi hu deyip salla başını
Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

Şeflerle iyi geçin, amirle bul arayı,
Azıcık sen de öğren dalgayı, dubarayı,
Bırakıver kanasın vicdan denen yarayı !

Ne derlerse desinler hemen salla başını,
Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

Köpeklerle boğuşma, tepişme katırla,
Hamamda kavga olmaz sütü bozuk hatırla !
Kulağına küpe yap, bu sözümü hatırla ;

Kim ne derse hu deyip salla başını,
Gerdan gır, belini bük, her ay al maaşını !

Diyorlar ki taç bile baş eğilmezse konmaz,
Önünde eğilirsen kılıç bile dokunmaz !
Dik durdukça bir başa devlet kuşu konmaz !

Bu dünyada kaide sallamaktır başını,
Eğil, bükül, gerdan kır, her ay al maaşını !

Bir güvercin eder mi atmacalarla yarış?
Öğrenmedin dünyayı gezdin karış karış !
Gel vazgeç bu sevdadan, haydi kervana karış !

Ne derlerse hu deyip hemen salla başını,
Sürüden ayrılma ki versinler maaşını !

Artırmaya konmuştur terfiler maliyede
Bu usulle yapılır nakiller saniyede,
Söylesen de faydasız Vali`y-i ali`ye de

En iyisi hu deyip hemen salla başını,
Uslu dur, dilini tut, her ay al maaşını !

İrtikaplarla irtiya sanma ki güç bir iştir
İlmini bilen için ismi alış veriştir !
Usulünü öğren de bu nimetten veriştir !

Her lokmada hu deyip hemen salla başını,
Uslu dur, dilini tut, her ay al maaşını !

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken, aldırmıyor öküzler !
Hayadan eser yoktur nafile bu sözler !

Beyhude inat etme hemen salla başını
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını ! 
 



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)