Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
12 Eylül Öncesinin Korkulu Günleri


Yakın tarihin en önemli olaylarından biri olan 80 ihtilalının yıl dönümünde, dönemin iki kutbu olan sağ ve sol kanat MHP ve CHP’nin il başkanlarından, darbe dönemi Bolu’yu dinledik. Kardeşin kardeşi vurduğu, binlerce gencin çatışmalarda hayatını kaybettiği günlerde Bolu sokaklarında neler yaşandı? Dönemin MHP İl Başkanı Hasan Dinç, il başkanı olduktan 4 gün sonra neden vuruldu? CHP il Başkanı Yener Bandakçıoğlu iş adamı Yılmaz Becikoğlu’nun verdiği 14’lü tabancayı kullandı mı? Siyasilere göre darbe gereklimiydi? İşte cevaplar…


Hasan Dinç: 12 Eylül döneminin MHP Bolu İl Başkanı. 1979 yılında, dönemin iktidarınca sürgüne uğrayınca haksızlığa göz yummayarak istifa etti. Sonrasında MHP’nin il başkanı oldu. İl Başkanlığı koltuğuna oturduktan 4 gün sonra, sol gruplar tarafından vuruldu.

MHP İl Başkanından 12 Eylül Darbesi öncesi ve sonrasında Bolu izlenimleri ve yaşadıkları:

Ben 12 Eylül darbesini yakın tarihimizin en karanlık dönemlerinden biri olarak kabul ediyorum. Vuruşan, çatışan taraflar içinde çok farklı unsurlar vardı. Ülkemizi bugünkü gibi bölmek isteyen unsurlar, gerçek niyetlerini sol görünüm altında perdeliyor, sol politikalar içerisinde yuvalanmasını çok iyi beceriyorlardır. Öte yandan ülkemizin birliğini korumak isteyen unsurlar vardı. Bunlarda sağ kanatta mücadele ediyorlardı. Sağ kanat içinde de esas mücadeleyi veren de Milliyetçi Hareket Partisi idi. Ancak tarafların gerçek amaçları böyle olmasına rağmen, birbirlerine bakışları çok farklıydı. Bugün bile halen bu bakış tarzında en ufak bir değişim olmadığını gördüğüm için çok hayıflanıyorum. Mesela sol unsurlar ülkenin, dünya konjektöründe Amerika ve demokrat batı yanında yer almasını, Amerikan emperyalizminin ülkeye hâkimiyeti olarak görüyor ve emperyalizme karşı mücadele ediyorlardı. Bunun karşısında mücadele eden ülkücü hareketin mücadelesini anlamak istemiyorlar, onlara Amerikan uşağı gibi gerçekle alakası olmayan sıfatlarla yaklaşıyordu.

Ülkücüler ise komünist Rusya’nın Türkiye üzerinde ki emellerine engel olmak için sol ile mücadele etme gereği duyuyorlardı. Gerçekten de, ülkenin birliğini muhafaza edebilmesi için komünist Rusya’nın yayılmacı niyetlerine karşı durulması gerekiyordu. Bu yakın tehdide karşı mücadele eden ülkücüler, sol güçleri karşılarında buldular. Her iki taraf da emperyalizme karşı mücadele ederken, birbirlerine karşı mücadele etmeye başladılar. Ülkücülerin, o dönemde kaybettiği inançlı, genç insanın sayısının 5 bin olduğu belirtilmektedir. Bu kayıpların çok azının tarafların silahlı unsurlar tarafından vurulduğunu düşünüyorum. O dönem hayatını kaybedenlerin birçoğunun, bu grupların içine sızmış olan bazı gruplar tarafından öldürüldüğü gerçektir. Bu gruplar, bunları çatıştırmak ve kendilerinin amaçladığı şartları yaratmak için mücadele ediyorlardı. 12 Eylülden sonra da gayet iyi anlaşılmıştır ki, rejime ve hükümete müdahale için zemin hazırlamaya çalışan gladyonun da, dönemde çok önemli rol aldığı anlaşılmıştır. Gerçekten vuran unsurların gladyo unsurları olduğu da bugün açıkça ortadadır.

Darbe dönemi Bolu

Bolu’ya gelecek olursak, genelde oy veren unsurlara bakıldığında sağın hâkim olduğu bir bölge olmasına karşın, hâkimiyete bakıldığında şehir merkezinde sol hâkimdir. Milliyetçi Hareket Partisi çok zor ve sonradan girebilmiştir.

12 Eylül’e kadar Bolu’da ana cadde (şimdi ki İzzet Baysal Caddesi) sol unsurların hâkimiyetindeydi. İsmet Paşa Caddesi de ülkücülerin hâkimiyetindeydi. Ancak, biz 20 Nisan 1980’de 150 bin kişilik çok büyük bir miting yaptık. Bu miting, sol unsurların Bolu’yu bütünüyle ülkücülerin terk ettiği gün olmuştur. Bundan sonra sol unsurların hâkimiyeti kaybolmuştur. Ancak, erken seçim yapılmadığı için maalesef MHP’nin o günkü siyasi hâkimiyeti sandığa yansıyamamıştır.

Bolu’da o dönemde silahlı gruplar değil, silahlı bir grup vardı. Ülkücülerin o dönemde, kendilerine zor kullananlara karşı kendilerini müdafaa etmek için çabaladıklarının birebir şahidiyim. Ülkücülerin, o dönemde hiçbir şekilde haksız yere kimsenin canına kast ettiklerini görmedim, kimsede böyle bir şey iddia edemez. Ama buna karşın ülkü ocakları başkanı Rahmi Aktaş’ın, bir esnaf arkadaşımız Reşat Bük’ün oğlu Zeki Bük’ün ve bir öğretmen arkadaşımız Mehmet Altın’ın sol silahlı gruplar tarafından şehit edilmiştir. MHP İl başkanı olarak benim ve eğitim enstitüsü müdürü İbrahim Duran’ın, yine sol gruplar tarafından yaralandıklarını siyasi geçmişimiz bilmektedir.  Hadiseleri, sol gözünü kapatıp, solun yaptıklarını görmeyip, hadiseleri hep sağa yıkmak gibi gelişen bir alışkanlık o günden bu güne halen devam ediyor.

Darbe gerekli miydi?

Bu sorunun cevabını 32 yıllık tecrübeden sonra söyleyebilirim. 12 Eylül sabahı herkesin memnuniyetini ben bizzat gördüm. Çünkü her gün 20-25 tane insanın ölüm haberi geliyordu. Bu memleketin insanları birbirlerine düşman olmuştu. İster istemez, birlik ve beraberlik duygusu yara almıştı. Öyleyse bu yaralanmışlığın giderilmesi için ne gerekiyor? Aynı milletin mensubu olmanın verdiği ortak duygunun yaratılması için, o vasat ortamın giderilmesi, yeniden birlik beraberlik duygusunun kazanılması gerekiyordu. Ayrıca sözün başında belirttiğim gibi, Gladyo, artık rejime müdahale ortamının uygunluğuna karar vermişti. O nedenle ihtilal yapıldı. İhtilalsiz, ülke birlik bütünlüğünün, rejimin devamı mümkün müydü? Elbette mümkündü. Erken seçim yapılması gerekiyordu. Ama meclisten bir türlü erken seçim kararı çıkmadı. Cumhurbaşkanı seçilemedi. Ülke tam bir kaosa gidiyordu. Bunun karşısında, ordumuz, iç hizmet kanunun 35. Maddesini gerekçe göstererek müdahale etmiş ve bence gerekli bir adım atmıştır. Ama 12 Eylül yönetimin yapmış olduğu hataları bunun içinde müteala etmemek gerektiğine inanıyorum.

Bolu’da ki ülkücüler yasadışı hiçbir eyleme karışmadı

Milliyetçi hareket partisi o dönemde 532 yöneticisiyle idamla yargılandı. O dönemde 2 ya da 3 il var ki hâkim karşısına çıkarılmamıştır. Bunlardan birisi de Bolu il başkanı olarak benim. Burada ki ülkücü unsurlar da hiçbir zaman mahkeme karşısına çıkarılmadı. Bunun sebebi de, benim, Bolu’da ki ülkücü gençlerin hukuk dışına çıkmalarına engel olmamdır.

Vurulduğu anlar…

3 Ekim 1979’da MHP il Başkanı oldum. 7 Ekimde de vuruldum. Evime gidiyordum. Devlet Su İşlerinin olduğu bölgede, birisi arkamdan, Dur, dedi. Kafamı döndüğümde bir tabanca sesi duydum ama acı falan hissetmedim. Kurşunun hızıyla dizlerimin üzerine düştüm. Geldi başıma dayadı silahı, tık sesi duydum. Ama mermi patlamadı. O arada hemen fırsat bilip, çarşıya doğru kaçtım. Bir süre sonra acı hissetmeye başladım. İsmet paşa Caddesine çıktığımda artık kendimi taşıyamaz oldum. O civarda oturan bir il yöneticisi arkadaşım vardı, o arkadaşımın kapısını çaldım. O, beni hastaneye götürdü. DSP’den 2 dönem milletvekilliği yapmış olan Mustafa Bey, baştabipti. Çok itinayla yaklaştılar, mermiyi çıkardılar.

Vuran kişi hemen şehirden kaçmış, sonra tekrar döndüğünde yakalandı. Hakim karşısına çıkarıldı. Bolu Ağır ceza mahkemesine çıkarıldılar, sonra sıkıyönetim mahkemelerince yargılandılar. Sonra aftan yararlanarak serbest kaldılar.

Benim vurulmamın sebebi neydi? Onlar gibi düşünmemem. Beni öldürmesi için hiçbir sebep yok. Onların çalışmalarına, siyasal amaçlarına, bulunduğum siyasal ortam nedeniyle engel olmamdı. Vurulma sebebim buydu. Aynı ekip Bolu Nüfus Baş Müdürlüğünü bastılar ve orada çalışanları esir aldılar. Nüfus kağıtları ve soğuk damgalar alındı. Kendi siyasal faaliyetleri için kullandılar. Bu eylemleri gerçekleştiren sol yuvalanma, CHP’nin mensupları değildi ancak CHP’nin yumuşak baktığı, kendilerinden gördükleri insanlardı. Bugün Kandil’de İmralı’da olan insanlar, o günün solcularıydı.

Röportaj: Nermin Kaya
Bolu/Ekspres


 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)