ERGÜN ERTEKİN

UNUTTUĞUMUZ GÜZEL BİR İNSAN

Bir zamanlar ilçelerden birinde güzel bir insan yaşardı.
Yalnız Hakk’a secde eder, yalnız halkı için vardı.
Daha çok genç yaşında bir sevdaya tutulmuştu,
Ülkü denen nazlı bir geline vurulmuştu.
Ülküm deyip koşardı ardından,
Söyledikçe manevi bir zevk alırdı adından.
Meftundu, Resulullah’ın sembolü güle…
Bir de dünya ahiret kardeşi bildiği Ülkücülere,
Sevdalı gönlü onlarla çarpardı.
Peygamber mesleğindendi, öğretmenlik yapardı.
Kendini halkından sorumlu gördü, eğitti eğitti
Sanki o bir değirmendi buğday öğüttü.
Gün geldi, kendi elleri ile hazırladığı una,
Su kattı, hamur yapıp şekil verdi.
Haydi dediğinde, belediye başkanlığı ülkücülerindi.
……..
Hiç bir zaman kemlikten medet ummadı
Vefalıydı ahdini hiç unutmadı
Hep inandığı gibi dosdoğru yaşadı.

2001 Senesinin Aralık Ayı…

Ortalığın kıtır kıtır buz kestiği soğuk bir gün… Kalktı arkadaşlarını görmek için kar boran demeyip Ankara’dan Zonguldak’a gitti. Önceden haber verdiği için yolunu gözlüyorladı. Bilinen bir yerde gönüldaşları ile buluştu. Yılların hasretiyle öyle bir kucaklaştılar ki, sanki ruhları birleşmişti. Bir kaç gün sürecek bu ziyarette, gönül dostları rehber olunca, Zonguldak, Devrek, Gökçebey demeyip gidebildikleri her yeri dolaşmaya başladılar.O sabah, Devrek’ten çıkıp Gökçebey’deki değerli bir dostu ziyarete gittiler. Buluştuktan sonra hep birlikte tenha bir köşeye çekilip akşama kadar sohbet ettiler. Vaktin nasıl geçtiğini farketmediler bile. Akşamın alacakaranlığı bastırınca da toparlandılar, çünkü geri dönmek için yola çıkacaklardı. Güle şakalaşa bindiler arabaya. Yola koyulmak için, ilçe merkezinden geçtiler. İlçe çıkışındaki tren yoluna geldiler. Ortalıkta ne bir ışık ne de bir görevli vardı. Araba yavaşça hemzemin geçite girdi….Kendine geldiğinde, olanlarla ilgili çok az şey hatırlıyordu: Karanlıkta korkunç bir patlama sesi duymuş ve ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı… Ta ki, anlatılana kadar da kendilerine ne olduğunu bilmemişti. Tren hemzemin geçitte arabayı altına almış yüzlerce metre sürüklemişti. Zaten o, çarpmanın şiddetiyle ilk anda kendini kaybetmişti. Bu kazada yanındaki iki arkadaşı hemen oracıkta ruhunu teslim etmiş, kendisi ise paramparça olmuş, onmaz yaralar almıştı. Çevreden yetişenler, onu Zonguldak Devlet Hastahanesi’ne kaldırdılar. Allah’ın nasip ettiği sayılı nefes bitmemişti henüz. Bir doktor, acil müdahelede bulundu ve derhal SSK Bölge Hastahanesi’ne yolladı. Bir kaç saat sonra buradaki tıbbi cihazların da kifayetsiz olduğu anlaşılarak Ankara’ya sevk edilmesi gerekti.

Sene 2003 Temmuz Ayı

Aylardan Temmuz’du. Yusufiyelinin biri Afşın’da şehit düşen Ülkücüler ile ilgili bir araştırma yapıyordu. Nurulah Ceren ve Hüseyin Kuzdan isimli şehitlerimizin mücedelelerini ve örnek yaşantılarını tesbit ederek Ülkücü gençlere aktaracaktı. İrtibat kurduğu Afşın’daki muhattabı gerekli bilgileri aktarırken hüzünlü bir sesle “Şehitler Çeşmesi”nden de bahsetti…-Belediye Başkanımız Ergün Ertekin yaptırmıştı, dedi, kelimeler boğazına düğümlenerek…-Bu örnek hizmetinden dolayı ona teşekkür etmeliyim. Ergün Başkanın telefonunu nasıl temin edebilirim? Az önce pek bir mana veremediği bu üzgün ifadelerin gerekçesi işte tam bu sırada ortaya çıkacaktı.-Ergün hocam, iki sene önce bir kaza geçirdi. Kendisi yatalak vaziyette ve pek konuşabildiğini de sanmıyorum ama sizin için mutlaka telefonunu temin edeceğim.

2003 Senesi Ağustos Ayı

Bir müddet sonra aldığı numarayı aradığında bir bayan çıktı karşısına.-Ergün Hocamı aramıştım…-Buyurun ben eşiyim-Yenge hanım, Ergün hocamı arıyorum….. Gerçi, kendini şahsen tanımam ama Mamak Cezaevi’nde yattığım yıllarda bayram münasebetiyle yolladığı bir tebrik kartını almıştım. O sıkıntılı ve dar günlerimizde bize moral desteği vermişti, bu sebeple ismini hiç unutmadım… Ayrıca, şehitlerimizle ilgili araştırmalarım sırasında, Hocamın Afşın’da Şehitlerimiz için bir çeşme yaptırdığını öğrendim. Bu vefalı hizmetinden dolayı teşekkür etmek istedim.-..?!.-Bu arada hocamın iki sene önce bir kaza geçirdiğini söylediler. Kendisine geçmiş olsun demek istiyorum. Böyle güzel bir insanın durumunu çok geç öğrendiğim için mahcubum lütfen beni affedin…Uzun bir sessizlik sonrası, seslerin şekil değiştirip, harflerin puslu bir aksanla dudaklara yapıştığı andı…-Bizi arayan da olur muymuş…

Az sonra telefonda Ergün hocayla konuşuyordu. Biraz önce yaşadığı şoktan henüz kurtulamamıştı. Mütereddit bir tonda sürdürdü sözlerini:-Hocam siz ilahiyatçısınız… güçlü maneviyatınızla bu acıları yenersiniz, inanın bu yaralar kapanır… sizin gibi değerli insanlara çok ihtiyacımız var, lütfen biraz daha gayret edin…Telefonu kapatırken güçlükle konuşan Ergün Hocanın her şeye cevap olan mahzun sözleriyle beyni zonkluyor, kulakları uğulduyordu:-Yaralarım değil de unutulmak acı veriyor…

*Ergün Hoca 2010 yılının Mayıs ayında Hakkın rahmetine kavuştu. Ruhu şad mekanı cennet olsun.

**) Bu yazı, 2010 yılında yayınlanan “Recep Küçükizsiz – Kalemimden Kan Damlattım” isimli kitapta yer almaktadır.

Recep Küçükizsiz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.