MUHİTTİN GÜNDOĞDU AĞABEYİMİN ARDINDAN…

47 yıllık Ülküdaşlık, arkadaşlık, ağabeylik ve kardeşlik 25 Mart 2022 de ayrılıkla hüzünlendi. Bu tarihin bizim için başka bir önemi daha var. 13 yıl önce hain bir saldırı sonucu şehit edilen Muhsin Başkan’ın cenazesi de 25 Mart’ta Tacettin Dergahı’nda yüzbinlerce ülküdaşı tarafından toprağa verilmişti. Çok üzülmüştük. O gün de Ankara’daydık. 1996 yılının Nisan ayında, karlı bir gün Türk’ün Başbuğu Alpaslan Türkeş’i de milyonlarca yaralı yürekle birlikte toprağa vermiştik. Her iki rahmetli de Muhittin ağabeyi çok severlerdi. Her Fransa’ya gidişlerin de mutlaka görüşürlerdi.  Ömrümüz hep mitingler ve cenazelerde yürümekle geçmişti.

Muhittin Gündoğdu 1976 Amasya Taşova Ülkü Ocakları Başkanı. Muhsin Yazıcıoğlu ise aynı tarihte Ülkü Ocakları Genel başkanı. Benim hayatımda bu iki şahsiyetin önemli yeri ve hatıraları var. Muhsin Başkanla 1988’de kısa dönem askerlik yaparken aynı bölük ve mangadaydık. Ülküdaşlık hukukuna bir de asker arkadaşlığı eklemiştik.

Muhittin Gündoğdu 1970’li yıllarda verilen ölüm – kalım mücadelesinin uç beylerinden biriydi. Tanıyan ve adını bilen herkesin takdirini kazanan Ülkücülerin ağabeyiydi. Yurtdışına çıkana kadar onunla hiç ayrılmadık. Yurt içindeki kaçaklık döneminde beraber arazideydik. İdamla yargılandığı için 12 Eylül darbesinden sonra o zorunlu olarak yurt dışına çıktı. O zaman da beraber gidecektik ama şartlar ve imkanlar elverişli değildi. O Mustafa ÇAKIR, ben T. ÇAKIR’dım. Nasip olmadı.

Yıllar sonra 1994 yılında akıl almaz bir cesaretle idamla yargılanan bu yiğit adam vatan hasreti ile dostlarını ilk defa ziyarete gelmişti. Fransa’nın iltica talebi kabul ettiği ülkücülerden biriydi. Paris’in Mustafa ÇAKIR’ıydı.

1999’da yine vatan hasreti ve dostlarını görmek, ziyaret etmek arzusu korkularına galip gelmişti. İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranacaksın ve her şeyi göze alacaksın. Rahşan Affı’nın ülkücüleri de kapsaması için Ankara’ya gidip TBMM’de arkadaşlarınla birlikte hak arayacaksın, hatta olay çıkaracaksın ve ihbar edileceksin… Böyle insana kim hayran olmaz ki?

2009 yılında 30 yıllık vatan hasreti zaman aşımından son bularak mahkeme kararıyla ülkesine dönmüştü. Dile kolay insan ömrünün ortalama yarısı. Hasretiyle yanıp tutuşan anne ve babası ise bu arada öbür dünyaya göç etmişlerdi.

***

Türkiye’ye döndükten sonra kendisine hep “Artık gel Amasya’ya” diyordum. Nihayet 2019’un Eylül ayında taşındı. Hastaydı ve en büyük arzusu sakin bir hayat yaşamaktı. Hastalığı sebebiyle böbreğinin birini daha Paris’teyken almışlardı. Erbaa’da bir yayla evi yaptırdı. Yazları orada kalıyordu ama kanser illetine yakalanmıştı. Kanseri kendine yakıştıramamıştı. Uzun bir süre tedavi gördü. Çok şükür atlattı. Her şey yoluna girdi derken kanser ikinci kez yakasına yapıştı. Tedavi süreci tekrar başladı ama bu defa canı pek kalmamıştı. Ayda üç kez Ankara’ya tedaviye gidip gelmek ona ayrı bir ızdırap veriyordu. Nitekim kemoterapi ve akıllı ilaç uygulamalarından kesin bir netice alınamadı.

Vefatından bir ay önce ufak bir ameliyat geçirmek zorunda kalmıştı. O sıra bana “Ben fazla yaşamam, hakkını helal et” demişti.  Ağlamamak için zor tutmuştum kendimi.  Fakat içten ağladım. Çünkü görüyordum. Hızla kilo veriyor acı sona yaklaşıyordu. Zaten söze bile gerek yoktu. Tasdiklemek için helallaştık. Hep acaba ne zaman diye düşünüyordum. İki üç ay ancak dedim kendi kendime. Yanılmışım. O kadar bile yaşamadı. Dostlarımız, arkadaşlarımız halini sormak, bilgi almak için aradıklarında hep “iyiyim” deyip kısa konuşuyordu. Bu defa arkadaşlar bir de beni arıyorlardı.

***

Ölümünden bir gün önce de Ankara’dan dönmüş “Artık Ankara işi bitti, tedaviye burada veya Samsun’da devam edilecek” demişti. Hali kendisine malum olmuş, Allah söylemişti. Bize ömrünün bitişini böyle söylemişti. Düşünüyorum da bunlar onun hayata veda sözcükleriydi.

Telefonum sürekli açıktı. O gece beni aradılar. Koştum gittim. Hemen hastahaneye kaldırdık. Beyin kanaması geçirmişti. Beyindeki bir arter patlamış ve çevresindeki dokularda da kanamaya neden olmuş. Doktor bana tomografisi gösterdi. “Yüzde bir bile umut yok” dedi. Umutsuzca ameliyata girdi ve kurtaramadı. İki saat sonra acı haberle sarsıldık… Yıkılmıştık.

Şimdi yapa yalnız kaldım. Benim için onunla beraber olmak vakit geçirmek bir görev olmuştu. Hiç bir sözünden gocunmadım ve hiç üzmedim onu… Şimdi ne yapacaktım? Benim için akrabadan daha yakındı. Bizim dostluğumuz başkaydı. Kimseye söylemediği sırlarını, üzüntülerini, sevinçlerini bana anlatırdı. Düşküne, ihtiyacı olana yardım etmeyi ihmal etmezdi. Bir yıl önce Fransa’dan emekli olduğunda çok sevinmişti.***

Yurdun dört bir yanından gelen Ülküdaşlarının omuzlarında tekbirlerle uğurlandı. Dik durdu, dik yaşadı ve kimseye eyvallahsız hayata veda etti. Çok üzgünüz. Dile kolay 47 yıl beraber olduk uzak yakın. Bundan sonra 25 Mart bizim için iki Ülküdaşımız Muhsin Başkan ve Muhittin Gündoğdu’yu andığımız gün olacak. Mekanları cennet olsun.

Metin Hallemoğlu

“Ülkücü Hareketin Yurtdışı Kaçakları” konulu bir kitap çalışması yapan Recep Küçükizsiz kardeşimden bu kitabı “Muhittin Gündoğdu’ya ithaf ederek ve en kısa zamanda yayınlamasını diliyorum…

1 Comment

  • Kürşat

    Bu yazıda adı geçen güzel insanlarımızdan Allah razı olsun. Ahirete intikal eden Ahmet USTA ve Muhittin GÜNDOGDU abinin rabbim mekanını Cennet eylesin. Onlar Rahmani rahime kavuştular. İnşallah Davasının Türk İslam davası olması nedeniyle Peygamberimiz karşılamıştır inşallah. Diğer Resimdeki Ülküdaşlarımada sağlıklı ömür diliyorum. Rabbim hepinizden, hepimizden Razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.