ALMANYA HATIRALARI -2

TÜRK FEDERASYON

Beş yüz metre kadar uzunluğu olan Taunus Caddesi üzerindeki Türk Federasyon, en az yüz yıllık eski ikiz bir binanın 1. katındaydı. Dışarıdan bakıldığında kararmış taş duvarları ile sıradan bir yermiş gibi görünse de aslında Avrupa’daki ülkücü hareketin nabzı burada atardı.

Beş katlı bu ikiz binanın altında bir kuru temizlemeci dükkanı vardı. Üst katları ise normal evdi. Bu kuru temizlemecide Türk bir kadın çalışıyordu. Kocası emekli bir subay olan bu kadının evi de hemen Federasyonun üstünde 2. kattaydı. Bitişiğimizdeki ve karşısındaki kırmızı lambalı binalardan pek bahsetmeyeceğim.

Federasyon, caddeye bakan ve büyük vitrin camları olan bir yerdi. Oldukça büyük bir başkanlık odası ile oturma salonu caddeden taraftaydı. İçeri doğru girildiğinde bu binaya göre oldukça lüks sayılabilecek bir banyo-tuvalet bölümü vardı.

Dış cephesine bakarak içeri doğru derinliği oldukça fazla olan bu binanın orta bölümünde Frankfurt Ülkü Ocağı’nın başkanlık odası ve geniş oturma salonu vardı. Arka bölümde ise cami bulunuyordu. Bu bölümler içeriden bir birine bağlıydı. Federasyondan camiye geçildiği gibi dernekten veya camiden de Federasyona geçilebilirdi. Fakat Frankfurt Ülkü Ocağı’na ve camiye giriş çıkış binanın ortasında bulunan ve bir araba girebilecek kadar geniş olan avlu (Hof) kapısından yapılırdı.

Avlunun girişindeki çöp konteynerlerinin ilerisinde Maraşlı Mehmet’in işlettiği bir berber dükkanı vardı. Belediyede çöpçü olarak çalışan Mehmet, burayı Frankfurt Ülkü Ocağı’ndan kiralamıştı. Afrikalısından Hindistanlısına kadar farklı saç kültürü olan her milletten berber kalfalarının çalıştığı bu berberhane çevrede oldukça popülerdi.

Avlu girişinin yanında binanın kapısı vardı. Federasyona normalde bu kapıdan girilirdi. Fakat gündüz gelen ziyaretçiler, çoğunlukla avlu kapısından girer Frankfurt Ülkü Ocağı’na bir uğradıktan sonra içeriden dolaşıp gelirlerdi.

Gittiğim günlerde oldukça ıssız olan Federasyon’da Ayhan Özer başkandı. Mustafa Aygün sekreter, Davut Aslan ise muhasiplik görevini yürütüyordu. İdari bütün işlere Metin Gökçek bakıyordu. Bir de her şeyden anlayan, her işe koşan, maddi ve manevi fedakarlık yapmayı ibadet bilen Kenan Amca (Bağdatlıoğlu) vardı.

Mustafa, Weser (Strasse) sokağında Enver Altaylı’dan devraldığı ve kısmen pastaneye çevirdiği bir fırını işletiyordu. Karşısında “kardeşim” Aksaraylı Harun’un dayısı Cevcet’in dönerci dükkanı vardı. Harun da orada çalışıyordu.

Frankfurt Ülkü Ocağı’nın başkanı Kayserili Hamza Kızmaz isminde “Hacı Abi” diye hitap ettiğimiz biriydi. Yardımcısı ise Nevşehir’in Sarılar’ından Tahsin gayretli abimizdi. Derneğin çay ocağına bakan Elazığ Kovacılar’dan Pala Yusuf, derneğe gelen giden, camiye giren çıkan herkesten ve her şeyden sorumluydu.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.