BAŞBUĞUN YETİMLERİ

BAŞBUĞUN YETİMLERİ

Dünya gibi kendi eksenimizde dönüyoruz. Hedefsiz bir milletin fertleri olarak ancak kendimizi kandırıyoruz. Yüksek ideallerle dolu ruhun boşluğu fenadır. Hep anlık yaşıyor ve mecazîlerle uğraşıyoruz. Dün, dünyalara nizam verecek sevdalarımız var iken, bugün nefsin ve benliğin pençesinde adeta kıvranıyoruz. Belki yaşımız ilerledi, belki samimiyetimiz geriledi, akan zamana karşı direnemiyoruz. Sanki yâd ellerde bir başımıza kaldık. Doğrusu; ne ülke bize yakın, ne biz ülküye!..

Hoyrat ellerce örselendi duygularımız!.. Beklerken sökecek ala şafağı, yayan yapıldak yürürken Turan’a doğru, azgın eşkıyalarca kesildi yollarımız!..

Ruhumuzdaki acılar minber olmuş, bağdaş kurup oturuyoruz üzerinde!.. Aydınlık düşlerimiz nasıl dağıtacak karanlığı? Yolunu gözlediğimiz yıldızlar ne zaman parlayacak gökyüzünde?..

Oysa biz güneşin çocuklarıydık!.. Her birimizin alnında nur topu ışıklar vardı. Dillerimizde marşlar, ellerimizde zafer sancağı, zülfikar yüreklerimiz sıradağlar kadardı. Yeri göğü sarsardı adımlarımız, heybetimizden uçan kuşlar korkardı.

Her derdin kara sevdalısıydık biz!.. Ve ruhumuzun derinliklerine yediveren gül gibi işlemişti fikrimiz!..

Harami hüneriyle çaldılar umutlarımızı, alnımızdan ışığı aldılar. Şimdi geride kalan Yetim sevdalar ve hayata dair son çırpınışlar!..

Bu gidişle dünyanın izbeliklerinden bize artık yer kalmayacak!.. Çünkü, tezgahlanmış oyunlarla köklü ideallerimiz değiştiriliyor. Korkarım ki, filler misali tek tek mezarlarımıza çekileceğiz ve duyduğumuz ızdırapla ölümü bekleyeceğiz.

Kahrolsunlar, zehir zemberek başımızı döndürenler!..Kahrolsunlar, emanet tahtlarda keyif sürdürenler!..Kahrolsunlar, yolumuzun önüne duvar ördürenler!…İçimizdeki ülkü ateşini söndürenler kahrolsunlar!..


Elbet!.. Elbet, çorak iklimlere ektiğimiz öfkelerimiz birgün yeşerecek!.. Elbet, gözyaşlarımız ıslatacak toprağı, kızgın tohumlar gibi yüreğimiz ateşlenecek!..

Her an rüzgâr siniyor nefeslerimize bilesiniz!.. Nefret, damarlarımıza kan gibi doluyor. Çatık kaşlarımız ve sıkılı demir yumruklarımız kurt bakışlarımızdaki delişmen ifade!.. Kahrolmayanlar korksunlar ki, Hak Muhammed Ali aşkına o gün gelecek!..

Konuşmak yasak, susmak şart olsa da bugünlerde, doğan her gün, bizi doğruluyor. Hergün biraz daha büyüyor Başbuğ’un Yetimleri!.. Biraz daha kök salıyor derinlere!..

Hainlerin pervasızlığı ve yetkinlerin aymazlığı karşısında, yanı başında can vermiş arkadaşlarının tabutunu sırtlayan yüreklerin intikam hissinde perçinleşiyor Yetimler!..

Hangi ruhsuzluğun imbiğinden geçirilmiştir bu umarsız hal, ya Hak? Bilmezlermi ki, gecenin dağdağasında uyurken memleket, onlar uyanık beklerler!.. Bilmezlermi ki, horlanmalara aldırmadan, nefeslensin diye millet, onlar son nefeslerini verirler!..

Onlar ki; kendi namlarına yaşamayı ve yaşlanmayı bilmezler.!.. Gönül titreten sevda, diz çökerten çaba, dudak uçuklatan vefa bu olsa gerek!..

Yine de duyan ve gören yok Yetimleri!.. Diller lal olmuş, kulaklar sağır sanki!.. Haykırmak isteseler de, ortam kaldıracak kudrette, toplum anlayacak liyakatte değilki!..

Gün geçtikçe ve yitirildikçe umut, sayıları bir bir tükeniyor Yetimlerin, dirençleri tükeniyor!.. Geriye kalacak belki bir avuç kişi, ayağa kalksalar dahi, başta Başbuğ, elde bayrak yok!..


Işıldayan gözlerde canlanıyor yine tarihi meydanlar!.. Allah Allah!.. Hep bir ağızdan semaya yükseliyor nidalar!.. Hücuma geçiyor uç beyleri, kılıçlarını çekiyor şehinşahlar!… Tuna boylarında, at sırtlarında, kalpleri iman, ruhları aşk-ı vatan, domuz sürüsü düşmana karşı bozkurtlar gibi dalıyorlar!.

Biliyorlar ki, sura üflendiğinde ilk kahramanlar kalkacak. Uyandıklarında kan kokacak üzerleri ve elleri kılıçlarını arayacak. Korkaklar ise salgıladıkları hormonların kekremsi tadını yalayacak. Ne acı!..


Ruhumuz arzuluyor savaşın heybetini, sevda uğruna ölümün lezzetini!.. Bundan böyle çaresizliğe yakılan bütün ağıtlar, kuru bir figan olarak kalacaktır.

Yetimlerce büyümeliyiz, serpilmeliyiz filizce, erlik mertebesine erişmeliyiz. Titremeli ve kendimize dönmeliyiz artık!.. Boynu bükük budun bekliyor bizleri!..

Ve seher vakti heyy, sefer vaktidir!.. Kösler vuranda, davullar çalanda, üçler, yediler, kırklar demi devrânına, Hû diyeceğiz Hûû!..

Hepimiz atlarımıza bineceğiz, güneşe doğru doludizgin yürüyeceğiz. Kadınlarımız su serpecek arkamızdan, körpe balalarımız el sallayacak. Duman duman burunlarından soluyacak deli taylarımız, havada çarpışan yalım kılıçlarımız parlayacak.

İnancın zafer sevinci yaşanacak o gün!.. Sabır… Ya sabır… Az daha sabır!.. Muhakkak, o gün gelecek!..

Yiğitler, arslan yatağında döllenir. Kasıkta taşıyan da yiğittir, döşte emzirip besleyen de!.. Yeter ki her yiğit, özünün farkına varsın ve sütünün hakkını versin!..

Savaşın manası keşfedilecek o gün!.. Anadan, yardan, serden geçenler ayırt edilecek!.. Gelsin o zaman, görülecek!..


Bizden sonra yerimizi alacak çocuklarımız… Ve sabi torunlarımız… Yetim ellerimizle koruduğumuz çerağı, barışın ve özgürlüğün ak nişanesi olarak kutlu yarınlara ulaştıracaklar.

Eğer ocak sönmediyse ve bayrak inmediyse, toprağın altında yatan bizlere görevimizi yerine getirmenin huzurunu yaşatacaklar.

Armağandır varlığımız, emanet evlâtlarımız için!.. Bayrağımız, vatanımız ve kutsal yurtlarımız için!..

Ve yas tutan kadınlarımız görecekler, erkekçe dövüştüğümüzü ve toprağa düştüğümüzü!.. Sağolsun vatan, varolsun diye millet, yıkılan bedenlerimizi, dökülen kanlarımızı görecekler!..

İşte o an bütün ervah haykıracak: “Rabbim!..” diyecek… “Senin davan için savaşan bu kahramanların sulbünden gelen erlere yardım et!.. Soyları sürsün, adları yürüsün!.. Adalet bayrağını ancak bu Aziz Millet taşıyabilir!..”

Cengâver çocuklarımızın savaşında da meleklerin yakarışlarını işiteceğiz. Ve onlara gururumuzca gülümseyeceğiz. O öyle bir savaş ki; güneşin vurduğu zırhların şavkı daha bir aydınlatacak alınları, yekpare topuzlar yıkacak ortalığı, tekbir sesleri arş-ı âlâda yankılanacak.

Ölmek dert midir ki inanana, hayatta kalmak sevinç olsun!.. Yedi düvel muzaffer Türk ordusuna gıpta ile bakacak!.. “Ol” emri üzre ilelebet payidar yaşayacak Türkler, “Gel” denildiği vakit, Hakk`a şahadetini sunacak!..

Savulun kaypak yapının müptela gafilleri!.. Savulun mayası mundar çağın rezilleri!.. Savulun şerefli rütbenin şerefsizleri!..

Geliyor peygamber muştusuna mazhar, geliyor şanlı Türk askerleri!..
Vurun ha can yiğitlerim, vurun civanmertlerim!..
Namus için vurun, Hak adına vurun!..
Türk`ün cihan hâkimiyetini kurun!..

Aziz ruhu şad olsun!..

Şah Ali Yaşar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.