ÜLKÜCÜ OLMANIN FARKI…

Ülkücü, mensup olduğu Türk Milletine sevgiyle bağlı olan ve onun mutluğu için azimle çalışan idealist bir insan olmak zorundadır! Ülkücü kelimesinin „cü“ eki, onu diğer insanlardan ayrı kılar. Çünkü bu küçük ek o insanın Türk milliyetçiliği doktrinini, milletin mutluluğu için hayata geçireceğini ve milleti için her türlü federkarlığı yapacağını gösterir. Her Ülkücü mensup olduğu davanın sorumluluğunun farkındadır ve tavırlarına ona göre yön verir.

Peki, milletini sevmek  ve onun mutluğunu istemek sadece Ülkücülere mi mahsustur?

Hayır; ama Ülkücüler hassasiyetleri diğerlerden farklıdır: Ülkücüler zaman ve mekan gözetmeden, sıfatları ne olursa olsun, tereddüt etmeden mücadele ederlerken, diğerleri o „sevgiyi“ gönlüllerinde hapsederler. Oysa Türk milletini bugunkü ezilmişlikten kurtarmak için o sevgiyi faydalı bir şekilde somutlaştırmak gerekir. Eğer o sevgi Türk milletinin kalkınması ve mutluğu için seferber edilmezse hiç bir işe yaramadığı gibi bir basitlik olan sloganist yaklaşımdan öteye gidemez. Türk tarihini incelersek, isimleri bilinmiyen binlerce kahramana rastlariz Bu adsız kahramanlar Türk bayrağı dalgalansın, Türk Milleti yaşasın diye kanlarını sebil edip dünyada bir eşi olmayan bir destan olan Türk tarihini yaptılar. Bunları göz önünde bulundurursak Türklük sevgisinin de bir bedeli olduğunu görürüz.

Avrupa’da yaşayan binlerce Türk genci imanlarını ve Türklüklerini kaybetme tehdidi altında yaşamaktadır. Gençlerimizi bu yok olma kıskacından ve bataklıklardan kurtarmak Türk milliyetçilerinin vazifesidir. ıki farklı kültür arasında bocalayan o gençlere sahip çıkarak önce kendilerine, sonra mensup oldukları Türk milletine faydalı olmalarını sağlamak ve Avrupa’daki Türk varlığını korunmak ve güçlendirmek gerekmektedir.

40 yıldır, Avrupa Türklüğü hala aynı çaresizlikler içerisinde kıvranırken  „ Vatan !, Millet !, Sakarya !“ nutukları atmanın gereği yoktur. Türk milliyetçileri olarak gözle görülecek işler yapmak zorundayız. Avrupa’da bir Türk gencinin bile uyuşturucu bağımlısı olmasına tahammülümüzün olmaması gerekirken, Türklük sevgisini sadece Türkiye-Almanya maçlarında „En Büyük Türkiye!“ diye bağırarak gösteren insanlar, Türk milletini seviyor olabilirler, ancak Ülkücü olamazlar!

Avrupa’ya göç edeli daha 40 yıl olmasına rağmen 2. ve 3. nesilden türkçe konuşamayan binlerce Türk’ün olması, slogancılığın, boşa kürek sallamaktan başka birşey olmadığını göstermektedir. Gençliğini asimile olmaktan koruyamayan ve o konuda önlemler almayan bir milletin geleceği olamaz. Keza, gençleri Almanlaşmaktan koruyamayan bir takım kuruluşların ve insanların kendilerine Türk milliyetçisi sıfatını layık görmeleri de anlaşılır bir davranış değildir. Varlığımızı tehdit eden asimilasyona karşı hiç bir plan proje geliştirmeyip dört duvar arasında Türk tarihi ile övünerek milliyetçilik olmaz. Unutmayalım, sadece geçmiş ile uğraşanlar gelecekten beklentisi olmayan insanlardır.

Eğer kendimize Ülkücü, yani aksiyoner Türk milliyetçisi olma sıfatını layık görüyorsak, Avrupa Türklüğünü nasıl yaşatabileceğimizi düşünüp bu yolda gereken adımları atmalıyız. Artık, „Türk’üm dediği, sesli olarak mehter marşı dinlediği, milli maçlarda En Büyük Türkiye diye slogan attığı için kendini Türk milliyetçisi ilan edenlerden farkımızı ortaya koymalıyız.

Serdal Kırksekiz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.