TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN HEDEFLERİ

Türk milliyetçilerinin yakın hedefleri, Türk milletinin güçlü olması temin etmek, milletimizi oluşturan ortak değerleri korumak ve bu ortak değerlerdeki eksiklikleri gidermeye çalışmaktır. Uzak hedefleri ise Nizam-ı Alem ve ılay-i Kelimetullah’tır. Milliyetçiliğimizin sınırı milletimizin tabii hudutları ve milletimizin menfaatleridir. Bir hareketin yöneldiği hedef millet değil de başka bir şeyse; o hedefin içinde milli menfaatler ve milletin bekası bulunsa bile o harekete Milliyetçi Hareket denilemez.. Nihai hedefe varış metodunu milli devletten hareketle formüle eden organizasyonun adı „Ülkücü Hareket“tir. 

Ülkücü hareketin hedefleri: Türkiye, Türk Toplulukları, İslam Toplulukları olmak üzere 3 aşamalıdır. Hedefin son safhasını uygulamaya koyabilmek kudreti de hedefin ilk aşamasını gerçekleştirebilmekle mümkündür. „Eğer dünya siyasetine hakim olan güçlerle mücadele edebilecek durumda değilseniz önce milli benliğinizi korumak ve değerlerinizi muhafaza etmek mecburiyetiniz vardır.“ siyasetinden hareketle „Geniş çaplı bir pazarlığa kalkışabilmek ancak kuvvetli bir devlete sahip olmakla mümkündür.“ sonucuna varılır.

Türk milliyetçiliği, Türk milletinin kendi düşmanlarına karşı sürdürdüğü sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağımsızlık savaşıdır. Kendini emperyalizmin saldırılarından ve sömürüden koruma mücadelesidir. Türk milletinin varlığını devam ettirebilme gayretidir. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin bütün değerleriyle birlikte kıyamete kadar yaşatılmasını amaçlar.

Türk milletini diğer milletlerden ayıran en önemli fark Türkçe konuşması ve müslüman olmasıdır. İslam, ibadetin yani sıra toplum ilişkilerini de düzenler. Bu sebeple Türklerin, ılay-i Kelimetullah ve Nizam-ı Alem görevleri vardır. Zaten, bugün dünyada hristiyan Gagavuzlar gibi istisnai azınlıklar dışında, nüfusu 400 milyonun üzerinde olduğu hesaplanan Türk aleminin tamamı müslümandır. Bu durumda Türk milletinin sosyal ve siyasi hayatını düzenleme iddiasında bulunan bir fikrin anti veya gayr-i İslami olması mümkün değildir.

İslam kardeşliğiyle birbirine bağlı olan müslümanların birlik ve dayanışma içerisinde olmaları gerekir. Ancak bugünkü şartlarda bütün müslümanların ekonomik ve siyasi bir birliğini hayal etmek bile zordur. Bunun gerçekleştirilebilmesi bazı şartların oluşması gerekir. Erol Güngör, bu hususu net bir biçimde ortaya koymuştur:

„İslam birliği için pratikte en büyük engel, bugünkü müslüman ülkelerden hiç birinin ötekileri bir dayanışma içine sokacak güçte olmayışıdır. Osmanlı’nın en büyük avantajı buradan doğuyordu; Osmanlı’nın elde ettiği kudret sayesinde öbür İslam devletleri ya ona katılıyor yahut onun manevi nüfuzu altına giriyordu. Bugün hiç bir İslam ülkesi karşısında kendisi için bir ideal edineceği, hayranlık duyduğu bir devlet göremiyor. Böyle bir devlet mevcut olsaydı, tıpkı batı dünyasındaki Amerika ve Sosyalist Bloktaki Rusya gibi İslam dünyasında da bir kuvvet merkezi teşekkül eder birlik ve dayanışma meselesi büyük ölçüde halledilmiş olurdu.“

Bugün için İslam ülkeleri arasında siyasi bir birliğin gerçekleşmesi ihtimali bulunmadığına göre bütün İslam toplumları milli bir çizgi takip edeceklerdir. Bu durumda Türk milliyetçilerinin görevi, gelecekte bu birliği gerçekleştirecek ülkenin Türkiye olması için çalışmak, Türkiye’yi bu birliğin merkezi olmaya layık bir sisteme kavuşturmaktır.

Ercüment Gedikli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.