ENVER ALTAYLI VE ÜZERİMİZE OYNANAN OYUNLAR

ENVER ALTAYLI VE ÜZERİMİZE OYNANAN OYUNLAR

SAKALLI HÜSNÜ

Aklıma geldikçe güldüğüm rahmetli Erbakan’ın öngörülerini şahıslaştırdığı meşhur bir Sakallı Hüsnü vardır. Ölmeden önce yaptığı hemen her konuşmada Erbakan o tatlı üslubuyla “Hüsnüüü…” diye seslenir ardından da “bizim sakallı Hüsnü… diye vurgusunu tamamlardı.

Erbakan fenomenolojisinde “Sakallı Hüsnü” camiden çıkmayan, her Allah, peygamber, İslam diyene inanan, aldanan, aldatılan masum müslüman tiplemesidir.
Ben de bugün her “vatan millet devlet” lafzı geçince aldanan milliyetçilerden ve bilhassa ülküsünden habersiz, medya aracılığı ile üzerlerinde her türlü algı operasyonu yapılan ülkücülerden bahsedeceğim.

İnternete şöyle bir girip bakıverdiğinizde “ülkücü hareketi”n bütün değerlerine belli mihraklarca yapılan ısrarlı saldırılara ait yazıları görürsünüz. Bunları kimler ne amaçla yazar, nereye hizmet ederler merak bile etmeyiz. Söver geçeriz. Aslında bunlar hastalıklı ruhların hezeyanları değil kasıtlı olarak yapılan dezinformatif çalışmalardır. Ama içimizdeki eli kalem tutan ağzı laf yapanların bir sorumluluk duygusuyla hakkı hakikati haykırmalarını boşuna beklersiniz. Çünkü bu büyüklerimizin iştigal sahaları çok başkadır.

Gerçi arada bir Erbakan gibi “Ey Sakallı Hüsnü! Böyle Kendini Kandırıp Cehenneme Bilet Alıyorsun!” diye hamamın namusunu kurtarmak kabilinden birkaç laf etmeye kalktıklarında da kendi cenahlarındaki dezinformasyona uğramış kitlelerin hışmına uğrarlar. Bu da milliyetçi kitlenin ülkücü camiaya galebesi ve hatta zulmüdür.

TÜRKEŞ’E CİA AJANI İFTİRASI…

Türkiye’de komünizan faaliyetlerin tarihi “Ekim Devrim”i kadar eskidir. Dolayısıyla komünizmle mücadele tarihimiz de öyle yabana atılacak gibi değildir. Bir ucundan çekseniz tâ Mustafa Suphi’lere kadar gider…

Ancak burada bilinmesi gereken teamül olarak komünizmin ilk günden itibaren ülkemiz için bir tehdit unsuru olarak kabul edilmiş olmasıdır. Bu sebeple komünistler stratejik olarak ordu, bürokrasi ve üniversite çevrelerine sızarak buralarda kadrolaşmak suretiyle hep “kaleyi içten fethetme” arzusunda olmuşlardır.

2.Dünya Savaşı sırasında kuruluşundan o güne kadarki, Sovyet bağdaşıklığını güç bela üstünden atarak can havli ile batıya sığınan Türkiye için yeni bir dönem başlamıştır. Artık anti-komünistlik en güçlü politik söylemdir ve devlet sistematik olarak komünizme karşı tedbirler almıştır.

Türkiye Nato üyesi olduktan sonra komünistlerin “içeriden fethetme” niyetli sızma ve gizli yapılanma denemelerinin beyhudeliği kısa sürede anlaşılmış ve amaç değiştirerek Sovyetler adına ülkemizi kontrol altında tutup, sürekli gözetlerken başlattıkları “tam bağımsızlık ve anti-emperyalizm ” propagandasi adı altında anti-amerikancılık yapmışlardır.

Ülkemizde komünist faaliyetler hep gizli olarak yürütüldüğü için yeraltı örgütlenmesi tabiri de ilk defa onlar için kullanılmıştır. Komünistler ancak 1961 Anayasası’nda düşünce ve anlatım özgürlüklerinin güvence altına almasından sonra gün yüzüne çıkıp yavaş yavaş geliştiler. Bunu da “sosyalizm” maskesi altında yaparak resmi olarak örgütlendiler. Hatta “Sosyalizmin bayrağını meclise dikelim” diyerek TİP adı altında meclise dahi girdiler.

Komünist rejimi hakim kılmak için silahlı mücadelenin metot olarak benimsenmesinden sonra -ki, daha 1966 yılında Filistin Gerilla Kampları’na giden komünist militanların eğitilerek geri dönmeleri ile başlayan- anarşik olaylar ve ihtilalci komünist gruplar süratle çoğalmıştı.

Siyaset sahnesine ülkücülük fikriyle çıkarak parti ve gençlik örgütlenmesi yapan Türkeş de bu dönemde ABD tarafından Amerikan çıkarlarını tehdit eden faktörlerden biri olarak takip edilmeye başlanmıştır. Çünkü Türkeş’in ABD’ye mesafeli ve temkinli yaklaşımı Amerikalıların dikkatinden kaçmamıştır.

Aynı zamanlarda Türkeş, komünist gruplar tarafından Sovyetlere karşı mücadele etmek için Amerika’nın işbirlikçisi ve onlara hizmet eden bir paramiliter yapı kurmakla itham edilmeye başlanmıştır.

Günümüze kadar bu saçmalık o kadar güçlü ve etkili bir şekilde propaganda edilmiştir ki, en kafası çalışan insanlarımızın bile zihinlerinde gerçekmiş gibi bir iz bırakmıştır. Toplumsal hafızada yer eden bu asılsız suçlamaya karşı –Türkeş hatıralarını yayınlayana kadar- aklı başında birileri çıkıp da işin aslını ortaya koymamıştır.

Türkeş’i suçlayanların ileri sürdükleri en önemli husus onun ABD’de askeri eğitim almış olması ve Cia görevlisi Ruzi Nazar ile tanışıklığıdır. Sanki ABD’de eğitime gönderilen tek subay Türkeş’miş gibi veya Nato’da görev yapan herkes Cia ajanıymış gibi karalama amaçlı kullanılan bu askeri görev sicili Ruzi Nazar ile köpürtülerek herkesi cezbeden bir egzotik ve ezoterik algıya dönüştürülmüştür.

Özbek asıllı eski bir Rus subayı olup 2.Dünya savaşı sırasında Almanlara esir düşerek Türkistan Lejyonu’nda görev yapan Ruzi Nazar diğer bütün lejyonerler gibi pantürkist biridir. Almanların harbi kaybetmesinden sonra ölüm avına çıkan Rusların eline geçmeyerek canını kurtarmış ve ABD tarafından Sovyetlere karşı istihbarat için kullanılmıştır.

1948 Gelibolu’da görev yaparken Amerika’ya gönderilecek subaylar için açılan bir sınavı kazanan Türkeş gittiği Amerika’da önce Cansas eyaletindeki Kara Harp Akademisi’nde sonra Georgia eyaletindeki Amerikan Piyade Okulu’nda iki yıl eğitim gördü. 1951’de Türkiye de Nato’ya girecektir.

Türkeş, 1955 yılında açılan başka bir sınavı kazanarak ikinci defa ABD’ye gitti. NATO Türk Temsil Heyeti üyesi olarak atanmıştı. Pentagon’daki bu görevi de iki yıl sürdü ve 1957 yılında Türkiye’ye döndü. Amerika’daki, görevi sırasında orada Uluslararası Ekonomi eğitimi de görmüştü.

Türkeş’in Amerika’da Ruzi Nazar ile tanışması, o dönem Türkiye Büyükelçiliği’nde basın müşaviri olarak görev yapan Altemur Kılıç vasıtasıyla olmuş ve bu ilişki de CIA adına çalışmak şeklinde lanse edilmiştir.

BİZİM CIA AJANLARIMIZ…

Bu ülkede Türk milliyetçilerine saldıranlar, düşmanlık edenler olmadık iftiraları atanlar sadece komünistler ve İslamcılar değildir. Memleketimiz üzerinde hesabı olan her mihrak içimizden elde ettiği uşakları ile emellerine ulaşmak için her kötülüğü yapar, her yolu dener.

Bunlar gün olur Aubrey Herbert ile İngiltere’de Rahip Frew ile İstanbul’da görüştü diyerek Atatürk’ü de İngiliz ajanı yapmaya kalkarlar. Gün olur Atsız’a ve Türkçülere Alman ajanı derler. Türkeş Cia ajanıdır, Muhsin Yazıcıoğlu Fetö’nün adamı… iftira at yapışmasa da izi kalır, değil mi?

Bu iftiralara belki güler, belki sövüp geçersiniz ama bu ısrarlı iddialar cevapsız kaldıkça katmerlenir ve hafızalarda izler bırakır. “Boyacının şahidi şıracı” misali karanlık bir yerlerden ortaya atılan bu alçak iftiralar daha sonra yine bu meçhul kaynaklar referans gösterilerek çoğaltılır ve sanki gerçekmiş gibi tekrarlanır durur. Hele siyaset meydanındaysanız artık bu kara propagandanın şaşmaz hedefi haline gelirsiniz.

Hiç okuyan oldu mu bilmiyorum. 15 Temmuz Darbesi – Meclis Araştırma Raporu’nda neler yazıyordu hiç haberiniz oldu mu? Okuyan varsa da bugüne kadar maalesef bir tepki gösteren çıkmadı. İnternetten indirilebilen bu raporu hazırlayanlar, 45. sayfada F. Gülen ile ilgili bilgiler verirken bakın neler yazmışlar:

1970 Öncesi Yıllar: Kuruluş Yılları

Askerliğini bitirmesini müteakip Edirne’ye dönmeyerek bir süre ailesiyle birlikte Erzurum’da kalmıştır. Erzurum’da kaldığı 1962-1963 yıllarında, Erzurum Komünizmle Mücadele Derneğinin kurucuları arasında yer almış ve dernekte aktif olarak görev yapmıştır.

Gülen’in yurt dışı bağlantılarla ilk temasının bu dernek vasıtasıyla gerçekleştiği ve örgütün temellerinin bu süreçte atıldığı KUVVETLE MUHTEMELDİR. Ayrıca bu derneğin yurtdışı kaynaklı “proje” bir dernek olduğu yönünde ÇOK KUVVETLİ ŞÜPHE VE EMARELER bulunmaktadır.”

Bu bölümde bir dip not ile bu iftiranın kaynağını işaret etmektedir. Dip not olarak verilen kısmı da buraya olduğu gibi alıyorum:

“Ankara Çatı İddianamesi, 5. Bölüm, İddianamede yer alan ilgili ifadeler şöyledir: “Türkiye’de kurulan ilk Komünizmle Mücadele Derneğinin kuruluş başvurusu, Zonguldak’ta 1948 yılında yapılmıştır. Resmi olarak ise 1956 yılında İstanbul’da faaliyete geçirilmiştir. Fethi Tevetoğlu, derneğin kurucularından ve fikri liderlerindendir. 1965 yılında Dernek Genel Başkanlığına o zamanki Toprak Dergisi sahibi İlhan Egemen Darendelioğlu’nun geçmesiyle Türkiye genelindeki şube sayısı 110’a çıkmıştır.

Kuruluş amacı dernek tüzüğünde; ‘Başta komünizm olmak üzere, yıkıcı, yıpratıcı ve bozguncu fikir ve cereyanlarla mücadele etmek, milli kültürü, milli ve manevi değerleri korumak” şeklinde yer almaktadır. Dernek, “Soğuk Savaş” döneminde CIA TARAFINDAN KURDURULMUŞ, FİNANSMANI ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ VE BAZI SERMAYE GRUPLARI SAĞLAMIŞTIR.

Dernek Türkiye genelinde mitingler düzenlemiş, komünizm aleyhtarı gösteriler yapmış, 1977 yılında işlevini yitirdiği için kendini feshetmiştir.”

Şimdi bir ülkücü olarak buradan vicdanlara sesleniyorum: F. Gülen’e yapılacak suçlamaya dayanak oluşturmak için çoğu ahirete intikal etmiş oldukları için kendilerini savunamayacak durumdaki Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Zeki Velidi Togan, Altan Deliorman, Yücel Hacaloğlu, Necmettin Hacıeminoğlu Hasan Oraltay, Galip Erdem, Burhanettin Semerkantlı, Nurettin Pakyürek… gibi Komünizmle Mücadele Derneklerinin kuruculuğunu yapmış her biri ülkücü hareketin tarihinde birer yıldız gibi parlayan bu ülküdaşlarımıza ve yıllarca bu derneklerin genel başkanlığını yapmış olan mübarek şehidimiz İlhan Egemen Darendelioğlu’na CİA ajanı denilerek yapılan bu iftiralara sessiz mi kalacağız?

HAPİSTEKİ SON CİA AJANIMIZ

Hepinizin malumu uzun zamandır zindanlarda tutulan bir ülkü beğimiz var. İki seneden fazla bir zaman iddianamesi olmadan tutuklu kaldıktan sonra yargılamasına kısa bir süre önce başlandı.

76 yıllık ömrü boyunca Türkeş’e askerlik yapmış, Türklük için çalışmış ülkücülerin Enver Abisi’nden bahsediyorum.

Daha 1965’te Türkeş’in emriyle İstanbul’da “Altaylardan Tunaya Genç Devrimciler Derneği”ni, kendisi gibi askeriyeden tardedilmiş bir grup arkadaşı ile kuran Enver Altaylı’dan bahsediyorum.

Türkeş’in emri ve tavassutu ile 1968’de MİT’e girip çalışan Enver Altaylı’dan bahsediyorum.

MİT’ten aldığı bursla doktorasını yapmak için gittiği Almanya’da yine Türkeş’in emri ile Avrupa’daki ülkücüleri örgütleyip “Türk Federasyonu”nu kuran Enver Altaylı’dan bahsediyorum.

Türkeş’in emriyle eskiden “Türkistan Lejyonu”nda görev yapmış Ruzi Nazar, Baymirza Hayit… gibi Pantürkist savaşçılarla tanışan Enver Altaylı’dan bahsediyorum.

Yine Türkeş’ten emir alınca gelip Hergün Gazetesi’nin başına geçen ve 12 Eylül’de gazete kapatılıncaya kadar başında duran Enver Altaylı’dan bahsediyorum.

İşte bu Enver Altaylı’yı Türk devletine Türk vatanına ihanet etmekten CİA’ya ajanlık yapmaktan yargılıyorlar. Hem de Türkeş’in emri ile tanıştığı ölüp gitmiş Ruzi Nazar ile olan irtibatını onun CİA ajanlığına delil gösteriyorlar…

Buradan sesleniyorum: Ülkücülerin hepsini suçlu suçsuz demeden asın, öldürün ama onları bu suçlarla yargılamayın. Hiç bir ülkücü vatana millete devlete ihanet suçu işlemez. O suçları işleyen bir tane bile ülkücü yoktur. Çünkü bizim Ülkücülüğümüz katıksız bir inanmışlıktır. Biz anadan babadan yardan, serden geçeriz de milletimiz dinimiz vatanımız ve devletimizden asla vazgeçmeyiz. Çünkü biz insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcılarıyız.

Şimdi birilerine “Ülkücülerden ne istiyorsunuz?” diye sormak gerek… Bu siyasal bir yargılama mıdır? Öyleyse bilinsin ki, biz asla yargının siyasallaşmasını istemeyiz ve kabul etmeyiz. Biliriz ki, hukuka güvenin azaldığı toplumlar kaosa sürüklenir. Hukuku siyasete alet etmek, ülkenin geleceğini karartmak demektir. Bundan da bütün millet zarar görür.

Türkeş’in yetimi ülküdaşlarıma sesleniyorum:

Dün bir birimiz için canlarımızı fedaya hazırdık. Bugün kirli propagandaların tesiriyle hizmetlerimizi, faziletlerimizi bile kusur olarak görmeye başladık. İçimizden birinin darbe yemesine iftiraya uğramasına kayıtsız kalabiliyoruz. Halbuki her ülküdaşımızın şahsında bütün ülkücü hareket yargılanıyor. Verilecek cezanın bütün ülkücülere yani ülkücü harekete kesildiğini düşünemiyor musunuz?

Evet, yarın (12 Kasım Cuma günü) Enver abinin duruşması var. Her zaman bir birimize sahip çıkmalıyız. Herkes için ve hepimiz için adalet istiyoruz.

Buradan haykırıyorum: Atatürk İngiliz ajanı değildir, Atsız Alman ajanı değildir, Türkeş Cia ajanı değildir, Muhsin Yazıcıoğlu Fetö’nün adamı değildir…

Erbakan’ın Hüsnü’sü ile başlamıştık yine onunla bitirelim Hüsnüüü Sakallı Hüsnüüü… sana da sesleniyorum Enver Altaylı CİA ajanı değildir Hüsnüüü…

Enver abiye hayırlı tahliyeler diliyorum

Recep Küçükizsiz

12.11.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.