ALMANYA HATIRALARI -9

KURULTAYA HAZIRLIK

Her yıl yaz tatili başlamadan, işçiler Türkiye’ye izine gitmeden önce federasyonun kurultayı yapılırmış. O yıl Düsseldorf- Oberbilk, Philipshalle’de yapılacağı kesinleşmiş olan büyük kurultay ile ilgili haberleri Frankfurt’a gittiğim zaman alıyordum. Anladığım kadarıyla yılbaşından önce Türkeş tarafından özel görevle Almanya’ya gönderilen Suat, yeni ve dinamik bir yönetim oluşturmak için dört bir tarafa koşturuyor, beraber çalışacağı arkadaşlar bulmaya ve onları “ikna etmeye” çalışıyordu.

Öğrendiğime göre Avrupa’daki teşkilatların yönetimleri, devrin şartlarına göre oluşurmuş. Kimi zaman herkes yönetime girmek için bir biriyle kıran kırana yarışırken, kimi zaman da görev yapacak kimse bulunmazmış. İşte o sıralar federasyon dönüp kimsenin yüzüne bile bakmadığı pörsümüş bir balon gibiydi. 1984’te DİTİB ve ardından 1987’de ATİB’in kurulmasıyla ağır darbeler yiyerek dengesi iyice bozulan ve güç kaybeden federasyon başındaki iyi niyetli fakat kifayetsiz idarecilerin elinde daha da perişan olmuş. Büyük bir zafiyet içerisine düşünce bünyesindeki birçok teşkilat genel merkez ile bağlarını gevşetmiş kendi başlarına hareket eder olmuşlar. Hatta camisi olan bazıları da federasyondan kopup DİTİB’e bağlanmışlar.

Aslında Ülkücü hareketin üzerine yurt içinde olduğu gibi yurtdışında da türlü oyunlar oynanıyordu. Mesela Almanya’nın çok çabuk yabancı düşmanlığına dönüşen, Türkleri ve yabancı işçileri dışlama politikasına en çok karşı çıkan ülkücüler idi. O yıllarda Almanya kendi ırkından olmayanlara karşı çok adi ve ucuz bir politika uyguluyordu. “Misafir işçi” dediği insanlara karşı hiçbir sorumluluk kabul etmiyordu. Ne işçilerin, ne de ailelerinin başta eğitim olmak üzere hiçbir problemine ilgi göstermiyordu. Eğitim kurumları, dil okulları, entegrasyon kursları, istihdam politikaları, sosyal hizmetlerden eşit yararlanma gibi birçok konuda duyarsızdı. Halbuki Türk Federasyon azınlık statüsü ve İslam’ın resmi din olarak kabul edilmesini talep ediyordu.

Türkiye’de ise 12 Eylül zihniyetindeki devlet yöneticileri bütün hırslarıyla ülkücüleri ezmek, yok etmek için saldırıyorlardı. İçimizden ayartılan birçok gafil, bunlara alet olarak harekete ihanet derecesinde zararlar vermeye devam ediyorlardı. Mesela Türk-İslam Sentezi adıyla 12 Eylül Darbeci rejiminin ideolojisi olan Türkeşsiz Türk milliyetçiliği projesi hala uygulamadaydı. 1991 seçimlerinin neticesi bir manada Ülkücü Hareketin yeniden hayata dönüşüni müjdeliyordu.

Bunun yanında yaşadığı üst üste darbeler sebebiyle idaresi iyice zayıflayan teşkilatın iç işleyişinde oluşan bazı aksaklıkların sebep olduğu olumsuzluklar da söz konusuydu. Mesela federasyon yönetimi Ozan Arif’i dışladığı gibi onunla bağı olan teşkilatları da kara listeye almış, bu kadar derdin yanında bir de kendi eliyle suni ayrılıklar oluşmasına sebep olmuştu.

İşte halimizin genel tablosu buydu ve Suat umudunu yitirmeden her yeri dolaşıp, beraber çalışacak arkadaşlar arıyordu. Bulduklarını da “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek “ikna etmeye ” çalışıyordu.

YENİ HAYAT

Stuttgart gibi büyük ve hareketli bir teşkilatta bulunmam bana çok büyük avantajlar sağlamıştı. Burası benim yurtdışı hayatım için gerçek bir “acemi ocağı” olmuştu. Yeni hayat için o kadar çok çelişki ve eksikliklerim vardı ki, saymakla bitiremem. On bir yıllık hapis sonra kaçıp buraya gelmiştim. Değil hayatı tanımak, yolda yürümesini bile daha öğrenmeden Avrupa’ya gelmiştim. Yabancı dilim yoktu. Hiçbir tanıdığım yoktu. Cebimde param ve kimliğim yoktu. Bu ülkede kaçaktım. Yakalanırsam hemen yurtdışı edilecek veya Türkiye’ye teslim edilecektim. Ayrıca beni burada misafir eden teşkilatların da yabancısıydım. Benim teşkilat anlayışım 12 Eylül öncesi Türkiye’sinde yaşanan iç savaş ortamına uygundu. Halbuki burası Avrupa’nın merkezinde ve ismi dahi “Demokratik ülkücü Türk dernekleri federasyonu” olan bir kurumdu.

Artık benim için geri dönüş yoktu. Burada yaşayacaktım. Bu sebeple yaşayacağım çevreye kolay uyum sağlayabilmem için oranın ‘neden, niçin, ve nasıl’ını öğrenmeye karar verdim. Önce Türk işçilerinin Almanya’ya göçünü öğrenmeye çalıştım. Bu insanlar kimdi ve buralara neden gelmişlerdi. Bunu ilk gelenlerin kendilerinden dinledim. Sonra ülkücü hareketi oluşturan tohum-insanları tanımaya, teşkilatların nüvesini oluşturan unsurları anlamaya çalıştım.

Cezaevi yıllarında çok okumamın faydasını burada görüyordum. Stuttgart Türk toplumunun içinde sosyal bir laboratuvarda çalışır gibiydim. Kavram – anlam ilişkisinin çok değişik boyutlarını burada gördüm. Çok farklı kültürlerden ve coğrafyalardan kopup gelen insanların aynı ortam ve şartlarda nasıl yeniden topluluk ruhu oluşturarak hayata tutunduklarını gözledim. Dilin, dinin, mazinin ve algılanan müşterek tehdit ve tehlikelerin insanları bir araya getirmekteki gücünü gördüm. Bu arada ana kütleden uzak kalmanın zamanla onları özellikle dil, inanç ve kültür yönünden kopup geldikleri kütleden nasıl farklılaştırdığını, kendi özgün kimliklerini oluşturana kadar neler yaşandıklarını takip ettim. Bu konuları anlama hususundaki cehd ve gayretim, sonraki yıllarda tercih ve tavırlarımın belirleyicisi oldu.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.