‘KÜRT AÇILIMI’ DEDİKLERİ?

Yayınlandığı Tarih: 1 Ağustos 2009 Cumartesi

Bu ülkenin en önemli meselelerinden birisi kavramlar üzerinde yapılan ve kaosa dönüşen tartışmalardır. Bu tip tartışmaların biri de ülkemizin güneydoğusunda yıllardır süren kavganın adının konması olayıdır.

Türkiye’nin, bu bölgedeki bin yıllık varlığı ve özellikle petrolün dünya ekonomisi içindeki büyük gücü sebebiyle, bugüne kadar bu bölge üzerinde iddiaları ve çıkarları olan birçok gücü rahatsız etmiştir ve bugün de rahatsız etmeye devam etmektedir.

İşte bu rahatsızlıkların sonucunda bugüne kadar uğraştığımız derdin asıl adı ‘Terör Sorunu’dur.

‘Terör Sorunu’nu ‘Kürt Sorunu’ şeklinde sulandıranlar meselenin asıl yüzünü görmek istemeyen hainlerdir.

Kürt analarının ve babalarının derdini dinleme zahmeti gösteren her vicdan görecektir ki, onlar evlatlarının kavga ve gürültüden uzak, ailelerinin başında, giyimi ve kuşamı ile çağın nimetlerinden faydalanan bireyler olmalarını istiyorlar.  

Onlar biliyorlar ki, kendileri için yüzyıllardır bu ülkede Türkçe bilmemek bir sorun olmamıştır. Şimdi birileri bunu sorun diye tanıtıyor.  

Onlar biliyorlar ki, ataları ve kendileri bu topraklarda yüzyıllardır kültürlerini hep yaşamışlardır bu birileri için sorun olmamıştır. Bugün ‘Kültürümüzü yaşamak istiyoruz!’ nidaları atanların hesapları ve dertleri başkadır.  

Onlar biliyorlar ki, farklı etnik yapıya sahip insanlar, yani hepimiz bu ülkenin insanlarıyız. Bu ülkede hiçbir vatandaş ötekinden üstün değildir. Kimse etnik, mezhepsel ve dini sebeplerden dolayı ikinci sınıf vatandaş olarak görülemez.  

İşte bu nedenlerle Kürt anası kendisine  

‘Çocuklarınız için anadilinizle eğitim hakkı istiyor musunuz?’ diye soru soran gazeteciye,  

‘Oğul benim çocuğum da senin gibi kravatlı olsun istiyorum.’ şeklinde cevap veriyor.  

Bu realitenin altını çizerek, yukarda açıklamaya çalıştığımız meselenin asıl yüzüne bakarak yıllardır ülkemizin güneydoğusunda yaşatılan karışıklığın asıl nedenlerini bir kez daha düşünmekte fayda görüyoruz.  

Emperyalist güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin çıkarları için bölgeyi karıştırmaları ve bu karışıklığı ‘Kürt Sorunu’ maskesi ile gizleme gayretlerine maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümeti de ‘Kürt Açılımı’ süreci ile desteklemektedir.  

Terörle mücadele iradesi olmayan Hükümet, bölücü taleplerin taşeronluğunu yaparak teröre teslim olma hazırlığındadır. ‘Demokratik açılım’ ambalajı içinde pazarlanmaya çalışılan ayrıştırma ve bölünme projesi bu teslimiyet sürecinin yeni bir basamağı olarak görülmelidir.  

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hükümeti terör örgütü PKK’nın stratejisine uygun olarak etnik bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet kazandıracak yapılandırmalara giremez, girmemelidir.  

İmralı’da ikamet eden bebek katilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ki sözcüleri ile sürdürülen pazarlıklar ve Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının önündeki en büyük engel olan Barzani vasıtası ile terör örgütüyle kurulan temaslar önümüzdeki dönemde yaşanacağı muhtemel olumsuzluklarla daha iyi anlaşılacaktır.  

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yaptığı açıklama göstermiştir ki, terör örgütü PKK’nın taleplerinin kısa, orta ve uzun vadeye yayılarak aşamalı olarak karşılanacaktır. Bu noktada Hükümet ile terör örgütü PKK’nın siyasi sözcülerinin ayrıştığı tek husus zamandır. Zira terör örgütü PKK’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ki siyasi sözcüleri bu sürecin biran önce uygulamaya konulmasını istemektedirler.  

Bu sürecin amacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası ile güvenceye aldığı milli devlet niteliğinin ve bölünmez bütünlüğünün tasfiyesi için gereli çalışmaların başlama düğmesine basılmasıdır.  

Söz konusu bu açılımla ‘Türkiyelilik’ kavramı milli kimliğin yerini alacak, iki dilli eğitim ve kamu hizmetine geçilecek, eyaletler sisteminin alt yapısı hazırlanacak ve teröristlere siyasi af çıkarılarak ihanet ödüllendirilecektir.  

Dünya da hiçbir demokratik ülke yoktur ki, etnik farklılıkları ayrılık gerekçesi olarak görsün ve demokrasiyi vatanın bölünme vasıtası olarak kullandırsın, vatanı bölmek için model arayışlarına girsin.  

‘Kürt Açılımı’ maskesi ile gizlenen teslimiyet projesinin Büyük Türk Milleti’nin vicdanında karşılığı ve desteği bulunmamaktadır. Büyük Türk Milleti bu konuda ne düşündüğünü başta Başbakan olmak üzere bu projeye alkış tutan herkese gösterecektir. Büyük Birlik Partisi ve Alperenler olarak ‘Kürt Açılımı’ adı altında uygulamaya konulmak istenilen bu sürece katkı sağlamak bir yana bu ihanet senaryosunu tam karşısında olacağız.  

Türk milliyetçileri, Ülkücüler, Alperenler, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve bin yıllık kardeşliğini korumak için demokratik ve meşru zeminlerde sonuna kadar mücadele edecektir.

1972 yılında Sivas'ta doğdum. Büyüdüğüm çevrenin etkisi ile çok küçük yaşlarda "Ülkücü" olmuştum bile... İlk, orta, lise, üniversite bütün tahsil hayatım Sivas'ta geçti. Vatani Hizmet dışında Sivas'tan ayrılmadım. 1989 yılı Mahalli Seçimleri ve 1991 yılı Genel seçimlerinde MÇP Sivas Teşkilatının belki de haberi dahi olmadan, kendi muhitimde arkadaşlarımla birlikte MÇP için çalıştım. Şehit Liderim Muhsin Yazıcıoğlu'nun "Milli Mutabakat Çağrısı"na uyarak, 1993 yılından itibaren Büyük Birlik Partisi'ne üye oldum. BBP'nin Merkez İlçe ve İl Başkanlığı delegesi oldum, Yönetimlerinde değişik dönemlerde görev aldım, değişik dönemlerde Üst Kurul Delegesi de oldu. 2 Mart 2017 tarihinden itibaren, BBP'nin AKP güdümüne girmesine muhalefet ederek girdiğimiz süreçte BBP ile yollarımız ayrıldı. Şu an Milli Yol Partisi'nde üyeyim. 22 yıllık evliyim, 2 erkek evladım var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.