BİR ÜLKÜCÜNÜN GÖZÜYLE

1940’LARDA İSTANBUL’DA DİNİ HAYAT

Türkeş’in annesi Zehra Hanım Küçükpazar’daki bu evimize torunları ile birlikte çok geldi gitti. Mahallemizde çok bakımsız olan Hacıkadın Camisi vardı. O zamanlar dine ilgi pek azdı. Nerede vasıfsız, tip hoca varsa bizim orada görev yapardı. Camimiz pek temiz değildi zaten kimse gitmezdi. Hoca ciddiye alınan bir insan değildi. Devlet din ile ilgilenmezdi. Bu camide 1950’ye kadar “Tanrı Ulu­dur” diye ezan okundu. Diğer camiler de bakımsızdı.

Zeyrek’teki ortaokulumun yakınındaki Saraçhane başındaki cami için Mimar Sinan’ın kalfalık eseridir denirdi. Çok büyüktü ama camiyi kapat­tılar. Halılarını üst üste yığmışlardı. İçerisi kuş pisliği ile doluydu. Son cemaat yerini de tahta perdeyle kapatıp çingeneleri iskan et­mişlerdi.

Keza Vefa Bozacısı’nın bitişiğinde küçük bir mescit vardı. O mescit de kapatılmış, önü atların kırpıldığı bir yer haline gelmiş­ti. Devlet, camilere karşı son derece alakasız bir tutum içindeydi. Sirkeci Garının yanında küçük bir cami vardı. Orası kapanınca bitişiğine saz çalınan bir meyhane açılmıştı.

Hat­ta bir ara “Camilere sıra yapalım, kiliselerdeki gibi herkes ayakka­bıları ile girip ibadetini yapsın” gibi dindar halkı derinden etkile­yen söylentiler çıkmıştı. Camiler bu sebeple metruk hale gelmiş­ti. Keza Hasan Ali Yücel’in Maarif Vekili olduğu zaman Köy Ensti­tüleri açılmıştı. Oralarda verilen eğitim hakkında da uygunsuz de­dikodular vardı.

Küçükpazar’daki evimizden yukarı çıkınca Süleymaniye Camii vardı. Annem bizi çocukken teravih namazı kılmak için fırsat buldukça buraya götürürdü. Cami pek kalabalık olmazdı. Ben kü­çük olduğum için annemin yanında kılardım. Dine karşı bir soğuk­luk vardı, dindarları küçük görürlerdi.

Genelde Türkiye’yi yö­netenler, katı bir laiklik politikası uyguluyorlardı. Dolayısıyla bunu “Atatürk veya İnönü yaptı” diyerek tek bir şahsa bağlayamayız.

(Kaynak: Türk Basınında Ülkücü-Hareket – Hergün Gazetesi 1976-1980 – 1.Cilt) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.