ALMANYA HATIRALARI -3

FEDERASYONDA BİR TOPLANTI

Almanya’ya ilk geldiğim günlerde sık sık Frankfurt’a giderdim. Bazen birkaç gün Federasyon’da kaldığım da olurdu. Henüz kurultay yapılmamıştı fakat hazırlıkları başlamıştı. O günlerde Federasyon’da Genel İdare Kurulu toplantısı yapılacakmış. Toplantı öncesi Suat ile biraz sohbet ederim diye Stuttgart’tan katılacak olan Cevat ve Ahmet ile birlikte ben de Frankfurt’a gittim. Oldukça erkenden yola çıkmıştık ama Federasyon’a vardığımızda Berlin, Neu Münster, München gibi çok uzaklardaki teşkilatlara mensup arkadaşlarımızın bizden önce geldiklerini görünce şaşırmıştım.

Ayhan başkan toplanan yardım paralarını Elçibey’e teslim etmek üzere Azerbaycan’a gittiği için o toplantıya Suat, başkanlık edecekmiş. Kapıdan girince sol tarafta bulunan küçük sekreter odasında oturan Suat’ın başı sanırım bu sebeple çok kalabalıktı. Onu kapıdan selamlayıp biz içeri salona geçtik. Muhasip Davut, elinde bir defter, her gelen teşkilattan Federasyonun alacaklarını tahsil etmeye çalışıyordu. Metin ise toplantının yapılacağı büyük salonun duvarlarını kaplayan raflarda bulunan kitap, bayrak, kaset, rozet vs. gibi kırtasiye malzemelerini korumanın ve bir yandan satmanın derdindeydi. Kenan Amca gelen misafirlere devamlı Pala Yusuf’un hazırladığı çayları dağıtmakla meşguldü.

Saat 14.00’te başlayacak olan toplantı geç kalanlar yüzünden bir saat sonra ancak başlayabildi. Tek maddelik gündemi “Kurultay yapılacağını duyurmak” olan toplantı neredeyse beş saat sürmüş fakat bir türlü bitmemişti. Kurultay’ın nerede yapılacağı ile ilgili tartışmalar, Kurultay’da yiyecek satışlarını ve güvenlik işlerini hangi teşkilatların üstleneceğine dair tartışmalar, Kurultay’a kimlerin gelmesi gerektiğine dair tartışmalar itirazlı, isyanlı, hodri meydanlı konuşmalar gırla gitmişti. Ertesi gün yani Pazartesi iş günü olmasaydı sanırım bu toplantı hiç bitmeyecekti. Son treni kaçırmak istemeyenler, Saat 22.00’de yola çıkarsa sabah 05.00’de fabrikadaki işine yetişeceğini hesap edenlerin telaşıyla toplantı dağılmıştı. Biz de artık gidelim diyorduk ama Suat’ın yanına “Allaha ısmarladık” demek için her gittiğimizde “Az bekleyin, arkadaşlar zaten şimdi gidecekler, iki dakika bile konuşamadan olmaz” gibi laflarla bizi bir saat daha oyaladı.

Biz içeride Kenan Amca ile sohbet ederken bir ara Suat yanıma geldi ve kulağıma “pasaportun yanında mı?” diye fısıldadı. Başımı “evet” manasına sallayınca eliyle “ver” diye işaret etti. Çıkarıp verdim. Az ileride biri kısa boylu, gözlüklü, dört kişi bekliyordu. Suat, pasaportu onlara verdi. İkisi hemen oradan ayrıldı. Diğer ikisi ise Suat ile birlikte sekreter odasına girdiler.

Koca kalabalıktan Federasyon’da 7- 8 kişi kadar ancak kalmıştı. Biz de Suat’ın yanına oturunca Suat ayağa kalkarak bu son kalanlara hitaben “Aramızda Türkiye’den gelen değerli bir kardeşimiz var. Mamak zindanlarında yıllarca yatan Recep ile henüz tanışmayanlar varsa onları tanıştırmak isterim” dedi. Oradaki arkadaşlarla hemen sarılıp kucaklaştık, böylece yeni bir sohbet başlamış oldu.

Sohbet sırasında Suat’ın, az önce pasaportumu verdiği kısa boylu gözlüklü kişiye “Edip Başkan” diye hitap ettiği dikkatimden kaçmamıştı. Onun Duisburg taraflarında bir teşkilatın başkanlığını yaptığını duymuştum. Arkadaşlarımız arasında ideolojik yapısı ve ilkeli tavırları ile tanınıyordu. O zaman benim gelmemi sağlayan pasaportu onu temin ettiğini anladım. İçimden şükran duyguları geçti ama o mecliste bunu söylemeyi doğru bulmadım.

Az sonra sohbetin ilgi odağı olmuştum. Ülküdaşlarım MHP Davası’nın yargılama safhasını çok iyi takip etmişlerdi. Bana o günlerle ilgili o kadar çok soru soruyorlardı ki, bunları nasıl bildiklerine şaşıyordum. Sonradan, MHP Davası sürerken duruşma salonunda yapılan kamera çekimlerinin bir şekilde Almanya’ya getirilerek Federasyon’da video kasetler haline getirildiğini ve teşkilatlara dağıtıldığını öğrenecektim. O gece saat 02.00’de ancak Federasyon’dan ayrılabildik.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.