MAMAK KAPISINDA ANNEM / HÜDAİ KUŞ

MAMAK KAPISINDA ANNEM

Kapıdan tebessümle çıktı dilde bismillah
Oğlunu görecekti, nasip etmişse Allah

RACİ aklı esti mi keyfi yasak koyardı
Aileler çaresiz o yasağa uyardı

Hemen “la havle” çekti; “inşallah olmaz” dedi
Yine de endişeyle ürpererek titredi

Başladı yürümeye, dilde onca tesbihat,
Aklın bir köşesinde, oğul için nasihat

Şanslı idi herkesten, yürür gider gelirdi
Evin tam karşısında, oğlu orda, bilirdi

Bu düşünceyle geldi Nizamiye önüne
Baktı, toplandıkları o kahvenin yönüne

Gelen orda toplanır, yapılır sıralama
Kime geldin? Ad soyad, üç satır karalama

Kahve hınca hınç dolu, uzak-yakın gelenler
Sarılıp kucaklaşır, birbirini bilenler

Saat on; Nizamiye önünde olur herkes
“Sessiz ol, sıraya geç!” uyarır cırtlak bir ses

Ad okunur, bir düdük; otobüse binilir
Tümen içinde turlar; bir blokta inilir

Blok önünde sıralı subay, erat, köpekler..
Yunan geliyor gibi hep çevrilmiş tüfekler

Yine sıra kapıda, girmek için içeri
Ceberrutlar başında; tutarak nefesleri.

Sırası gelen koşar, tüfekler arasından
Düşeni duyan olmaz, köpek havlamasından

En nihayet girilir; izbe, loş kabinlere
Ana-oğul yapışır, uzak iki pencere

Dokunmak ne kelime, ses duyurmak marifet
Acep zayıflamış mı, karanlıkta görmek dert

Hal hatır, iki kelam; mahremse ses kısılır
Düdükler öttüğünde, o ziyaret kesilir

El sallanır çıkarken, gürültüyle dışarı
Nara atan erattır, bu ona bir başarı

Görevi içte dışta, halkı hizaya sokmak
Halkın başından eksik edilmemeli tokmak

Böyle sona ermişti, bir ziyaret çilesi
Oğul görüldü, ne ki, hakaret silsilesi

Dön geri… Bir dahaki vuslatı düşünerek
Engel olamaz sana, olsa bin bir engerek.

Aylar hatta yıllarca, bu böyle sürüp gitti
Bazen gelenin ömrü, bazen yatanın bitti

İşin özü; biz yattık, sözde mahkûm, yıllarca
Dışarıya çektirdik; girdik en ağır borca

HÜDAİ KUŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.