ALMANYA HATIRALARI -4

BOSNA SAVAŞI

O sıralar Bosna Savaşı başlamış, bütün şiddeti ile sürüyordu. Sırplar insanlık suçu olan korkunç katliamlar yapıyorlardı. Masum insanları, kadın çocuk ayırmaksızın sırf Müslüman oldukları için öldürüyorlardı. Bosna’da bir soykırım yaşanıyordu. Aldığımız bu haberler kadar çaresizliğimiz de bizi üzüyordu. Yugoslavya’dan dalgalar halinde gelen büyük bir göç vardı. Sırp, Hırvat, Arnavut, Boşnak, Çingene… binlerce insan yurtdışına kaçıyor, Almanya da bunlardan nasibini alıyordu.

Daha önce 1990’da Kızıl Ordu birliklerinin Azerbaycan’ı işgali ve 1992’de Erzincan Depremi gibi farklı coğrafyalarda da olsa milletimizin uğradığı felaketler karşısında onlara dost ve kardeş elini uzatan, Avrupa’da düzenlediği yardım kampanyaları ile bir nebze olsun yaraları sarmaya çalışan federasyon Bosna Savaşı sırasında da bir yardım kampanyası düzenlemişti.

Bütün teşkilatlarda ülküdaşlarımız tarafından giyecek ve ilaçlar toplanıyor, yiyecek kolileri hazırlanıyordu. Eşyalar genelde toplandıkları yerlerden alınıp Bosna’ya sevk ediliyorsa da bazı yeri olmayan teşkilatlar bunları federasyona getirip bırakıyorlardı. Bir müddet sonra bunlar o kadar çoğalıp birikti ki, yardımları teslim ettiğimiz mücahit temsilcilikleri ulaşımdaki güçlükler ve araç teminindeki sıkıntılar sebebiyle bunları alamaz oldular. Federasyon tepeleme eşyalar, koliler ve kartonlarla dolmuştu. Kolilerin bir kısmının içinde yiyecekler vardı. Tabii bir süre sonra federasyonu fareler bastı. Yiyecek dolu koliler farelerin hedefi haline gelmişti. Kampanyaya başlarken mümkün olduğu kadar çok eşya toplamaları için yardımseverlere yalvarmıştık. Şimdi de gelip alsınlar diye Bosnalı temsilcilere yalvarıyorduk.

O günlerde Bosna direnişinin önemli isimlerinde olan ve Sancak Milli Komitesi başkanı Süleyman Ugljanin Almanya’ya gelmişti. Şehir şehir dolaşarak Boşnak derneklerini ziyaret ettiğini öğrenince haber gönderip onu federasyona davet ettik. Sancaklı hemşehrim olan Süleyman bey birkaç gün sonra çıkıp geldi. Onu çok iyi karşıladık. Ondan savaşın gidişatını ve oradaki kardeşlerimize yiyecek, giyecek ve ilaç yardımlarının dışında daha başka neler yapabileceğimizi sorduk. Süleyman bey inanmış bir kararlılıkla “Bir daha asla” diyordu. “Asla teslim olmayacağız, gerekirse hepimiz öleceğiz” Aldığımız cevaplar yüreklerimizi ferahlatıyorsa da büyük katliamların acısı kor olup içimiz dağlıyordu.

Türkmen Başkan nereden öğrenmişse bir ara Süleyman Ugljanin’e “Duydum ki, siz boksörmüşsünüz. Bu maçın sonu ne olacak?” diye bir latife yaptı. Süleyman bey hemen ayağa kalktı. Gardını alarak çok ciddi bir şekilde “Nakavt, nakavt” deyince hepimiz güldük hem de “inşallah” demiştik. Süleyman beyin talimatı ile gelen temsilcilik görevlileri ertesi gün federasyondaki bütün eşyaları aldılar. Daha sonra Bosna’ya döndüğünde Sırplar Süleyman beyi tutuklamaya kalkışmışlar o da kaçıp Türkiye’ye sığınmıştı. Uzun bir süre Türkiye’de kaldıktan sonra geri memleketine döndü ve orada milletvekili oldu. Bir ara Yeni Pazar (Novi Pazar) belediye başkanlığı da yaptı.

Federasyonun toplanan eşyaların nakli haricinde bir büyük sıkıntısı daha vardı. Sürekli birileri gelip Bosna’daki bilmem ne teşkilatı adına veya şahsına para istiyordu. Bunların ilk müracaat yeri genellikle Frankfurt Ülkü Ocağı’na bağlı olan camiydi. O sıralar caminin imamı görev süresi bittiği için Türkiye’ye dönmüştü. Uzun süredir cami fahri imamlarımız tarafından idare ediliyordu. Önceleri bu para talepleri pek yadırganmasa da her Cuma namazlarından sonra toplanan paraları isteyenler çoğalmıştı. Hatta bunlar aralarında “sen alma, ben alacağım” diye kavgaya tutuşuyorlardı. Her biri parayı kendisi almak için diğerlerini sahtekarlık ve yalancılıkla suçluyordu. İşte Süleyman beyle yapılan görüşmeler sırasında bu konu da açılmış, o da bize “savaş ve merhamet istismarcıları”na dikkat etmemizi ve muhatap olacağımız yerleri söylemişti.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.