ALMANYA HATIRALARI -14

FEDERASYON’DA BAYRAMLAŞMA

Bayramın 3. günü çoğu Frankfurt’a yakın yerlerde oturan arkadaşlarımız federasyona gelmeye başladılar. Yalnızdım. Dietzenbach teşkilatından kalabalık bir grup gelmişti. Bu ülküdaşlarımıza rica ederek gelenlere ikram edecek bir şeyler aldırdım. Birkaçı ile daha önceden tanıştığım çoğu genç olan bu arkadaşlarımız çok samimi insanlardı. Başlarında ülkücü olarak Türkiye’de yetişmiş Hayrettin başkan vardı. Herkese “kuzum” diye hitap eden Hayrettin abi bir apartmanın bodrum katını ülkü ocağı yapmış orada dinamik gençler yetişmişti. İlhan, Ramazan, Sezai, Fatih, Erol gibi arkadaşlarımız daha sonra federasyonda da görevler aldılar.

Bu arada Türkmen başkan telefon ederek yolda olduğunu bildirdi. Zaten Metin de gelmişti. İzine gidecek olan herkes, giderken Türkiye’ye götürmek için kurultayın video kasetini soruyordu. Burada adetmiş kurultaydan hemen sonra kurultay salonunda yapılan çekimlerden oluşan bir kurultay kaseti çıkarılırmış.

Öğleyin Mainz teşkilatından Konyalı Osman başkan aradı. Federasyona geleceklerini bildirdi. Ben de “buyrun bekliyoruz fakat gelirken ikramlık bir şeyler getirin” diye tembihledim. Bir saat sonra Osman başkan dernek yönetim kurulundaki arkadaşlarla geldi. Bize börek, pasta ve kavurma getirmişlerdi. Onların peşi sıra Türkmen başkan geldi. Güzel bir sohbet yapıldı. Bu görüşmelerin ana konusu izin sonrası yapılacak dernek kongreleri ve şölenlerle ilgiliydi. Teşkilatta biraz eski olup 12 Eylül öncesini bilenler ise “Artık milletvekillerimiz var, onlar buralara gelsinler” diye dileklerini bildiriyorlardı.

Frankfurt’un ülkücü gençlerinden olarak bildiğim Cumali, Dursun, Mustafa, Mehmet, Abidin, Hidayet, Ali Osman, Mükremin, Ahmet, Harun, Bünyamin, Mevlüt gibi arkadaşlar çalıştıkları için iş paydosundan sonra geldiler. Türkmen başkan, bayramlaştıktan sonra odasına çekildi. Biz bu gençlerle serbest ortamda şakalaşarak vakit geçirdik. Geç saatlere kadar gelenler oldu. Saat gece yarısını geçmişti ki, Kenan Amca elinde koca bir tencere ile çıktı geldi. Önce “Hani kimse yok?” dedi. “Baksana saat kaç Kenan Amca?” deyince de “Ancak pişti ne yapayım?” diye cevap verdi. Kocaman tencere kelle paça çorbası ile doluydu. Gitti odasına çekilmiş olan Türkmen başkanı çağırdı. “Bu soğursa güzel olmaz” diyordu. Metin de gidip Pala Yusuf’u çağırdı. Yine de beş kişi olmuştuk. Çorba tabaklara servis yapılırken Kenan Amca bir cebinden her biri yumruk iriliğinde iki baş sarımsak, diğerinden sirke ve acı pul biber çıkardı. Yusuf “Bende ekmek vardı” diyerek gidip hemen ekmekleri getirdi. Türkmen başkan “Yarın gelenler olacak, ben sarımsak yemeyeceğim” dedi. Gece vakti o koca tencere kelle paçayı bitirdik. Sonra da üçümüz orada geceledik.

Pazar günü Miltenberg’ten Ahmet abi birkaç kişi ile geldi. Öğleyin elinde kocaman bir karpuzla Hayrettin geldi. Bu arkadaşların çoğu ile ilk defa tanışıyordum. Hepsi koca yürekli samimi ülkücülerdi. Metin’e “Her sene böyle mi olur?” diye sorduğumda “Geçen sene kimse yoktu hatta biz de gidip Frankfurt Ocağı’nda oturmuştuk” dedi. O da bu kadar çok insanın gelmesine şaştığını belirtti.

Türkmen başkan gece federasyondan ayrılmadan önce bana “Sen yarın mutlaka Stuttgart’a git. Hasan ile kurultay kasetini hazırlayıp bitirin” dedi. Pazartesi günü “Ben nasıl Stuttgart’a giderim” diye kara kara düşünürken kısmetime Mehmet Koçak federasyona geldi. O da Stuttgart’ta oturuyordu. Birlikte yola çıktık. Gazeteci olduğu için Mehmet’in kulağı delikti. Yolda ayrılık konusunda ne bildiğini sordum. Mehmet o kadar çok şey anlattı ki, olan bitenlere hem şaşırdım, hem de “eyvah” diyerek üzüldüm. “Muhsin abi ortadan kaybolmuş, Başbuğ, bütün aratmalarına rağmen ona ulaşamıyormuş gibi haberlerden ayrılık hareketinin ciddi bir hal aldığını anladım. Mehmet, Muhsin Abi ile ayrılacak milletvekillerini isim isim sayıyordu. Ben hala ihtimal vermediğimi söyleyince de “Temmuz başında görürsün” dedi.

Stuttgart’a vardık. Hasan beni teşkilatta bekliyormuş. Hemen evine giderek video kaseti hazırlamaya başladık. Sabaha kadar çalıştık. Kaset bitmişti ama ikimiz de bitmiştik. Hasan beni teşkilata bıraktı. Türkmen başkanı arayıp “Kaset hazır” diye bildirdim. “Onu Cevat, en kısa zamanda beş yüz adet çoğaltsın” dedi. Ayakta duracak halim yoktu. Bakkaldaki Resul’e kaseti teslim ettikten sonra yukarı çıkıp yattım.

Gece geç saatlerde Abdullah, Küçük Ahmet ve Erhan yani bizim gençler yanıma gelmişler. “Öldün mü abi? Bu nasıl uyku, merak ettik” diyerek beni kaldırdılar. Bunlar her zaman beraber olduğum ülkücülerdi. Dostlukları içten, saygılı, fedakar gençlerdi. Almanya’nın kamu düzenini, buradaki sosyal ilişkileri ve Türk toplumunu onların yardımıyla tanıdım. Yeni hayat için bunların ne kadar önemli olduğunu sonraları çok iyi anladım. Aynı şekilde Cevat ve Ahmet ile beraberliğimiz, çevredeki ülkücü teşkilatları ziyaretlerimiz de benim Almanya’daki ülkücü yapıyı tanımama vesile olmuş federasyonda göreve başlamadan önce adeta staj yapmıştım.

Ertesi gün Nadir beni aradı. Kurultay için gelmiş olan Konya milletvekilimiz Servet Turgut’un Stuttgart’ı ziyaret edeceğini ona program hazırlamamızı bildirdi. Bu arada federasyonda yatacak yerlerimiz hazırlanana kadar orada kalmamı söyledi. Cevat başkanla birlikte teşkilatların durumuna göre iki günlük bir ziyaret planı yaptık.

Kurultay sonrası bütün ülkücülerde değişimin yeni bir başlangıç olacağı beklentisi vardı. Sanki iç kargaşalıklarla geçen yıllarda biriken enerjiyi ortaya dökmek istiyorlardı. Bir kenarda ilgisiz kalmış, durgunluk ve bakımsızlıktan kendi içine kapanmış teşkilatlar hayat belirtisi göstermeye başlamış, sosyal kültürel ve siyasi faaliyetler yapmak istiyorlardı. Talepleri çoktu.

Almanya’ya gelirken yanımda hiç eşya getirememiştim. O gün kadar Ahmet’in Cevat’ın verdiği eşyalarla idare etmiştim. Cevat’a, daha bir müddet burada kalacağımı federasyona epey sonra gideceğimi söyledim. Teşkilatın üst katında bulunan ve bekar işçilere kiraya verilen (heim) odalardan birinde kalırsam daha iyi olur dedim. Bana hemen orada bir oda ayarladı. Sonra Resul ile birlikte beni çarşıya yolladı. Havlu, çorap, gömlek ve pantolon gibi zaruri giyecek eşyaları aldık. Ertesi gün Ahmet de tanıdığı bir İtalyan’dan Boss marka iki takım elbise satın alıp bana hediye etti. Arkadaşlarımın yanında kalırken her ne kadar kendi evimdeymiş gibi rahat ettiysem de özgür olmak başka bir şeydi. İlk buluşmamızda Suat’ın yüklüce bir miktar harçlık vermişti. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen cebimdeki para bitmemişti. Arkadaşlarımla birlikteyken hiçbir yerde benim para harcamama müsaade etmemişlerdi.

Hafta sonu Servet Abi Stuttgart’a geldi. Çevre teşkilatlarda hazırlanan programlara katıldı. Toplantılar coşkulu geçmişti. Herkes Meclis’te grup kurmak için gerekli bir milletvekilinin ne zaman bulunacağını soruyor, Servet Abi de Başbuğumuzun ülkücü kökenli dört milletvekili ile görüşmelerinin devam ettiğini, her an grup kuracak sayıya ulaşacağımızı anlatıyordu. Bir günde iki, üç teşkilatta toplantı yapmanın verdiği yorgunlukla programları tamamladık.

Ertesi gün Servet Abiyi Stuttgart’ta gezdirdik. 200 metreden fazla yükseklikteki dünyanın ilk betonarme inşa edilmiş kulesi olan Waldau’daki Televizyon kulesine bile çıkardık. Servet Abiye kulede Türkiye’deki sıkıntıyı sordum. Çok kısa bir cevap verdi “Her şey olabilir ama siz istifa haberi duyana kadar hiçbir şeye inanmayın.” dedi.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.