ALMANYA HATIRALARI -20

OZAN NİHAT SÖNMEZ

Hafta sonu federasyona geleceğini haber veren Ozan Nihat öğleye doğru elinde valizi, sırtında sazı olduğu halde çıktı geldi. Düzgün giyimli, mütevazi biriydi. Sarıldık, kucaklaştık. Sohbet sırasında bazen Denizli ağzıyla konuştuğunu farkettim. Hemşehrisi Davut’u sordu. Bir iş bulmuş çalışıyor dedik. Federasyonun muhasipliğini yapan Davut, kurultaydan sonra Darmstadt’taki bir ekmek fırınında iş bularak çalışmaya başlamıştı. Bir akşam Yaşar ile ziyaretine gittiğimizde onu arabanın içinde uyurken bulmuştuk. Geceleri servise çıktığı için gündüz arabada yatıyor, haftasonları ancak evine gidebiliyormuş. Gördüklerim federasyonda senelerce görev yapan birinin daha sonraki durumu göstermesi bakımından ibretlikti.

Ozan Nihat’ın sohbeti çok güzeldi. Metin ona bazen şaka yapınca, kendi yöresinin kelimeleri ile ona öyle cevaplar veriyordu ki hepimizi güldürüyordu. Bir ara mide ve kalp rahatsızlığından bahsetti. Ayrıca “Başım belada artık ben de kaçak oldum” dedi. Meğer Türkiye’den geldikten sonra onu memleketten aramışlar ve mahkemeden hakkında tutuklama kararı çıktı demişler. “Ne olacak şimdi?” diye bize soruyordu. “Tutuklanmak istemiyorsan sen de Türkiye’ye gitmeyeceksin” dedim. Ne kadar üzüldüğünü yüzünden belli oluyordu.

O gün el ayak çekildikten sonra Ozan Nihat gece saatlere kadar bize enfes bir saz ziyafeti çekti. Türkülerle Anadolu coğrafyasını gezdik. Sinirlerimiz gevşemiş, gönlümüz ferahlamıştı. Fakat Ozan Nihat, rahatsızlığı ve başının belasını unutmuş federasyonun bu sene yapılacak olan şölen programını soruyordu. Şimdiden sanatçı ekibi hazırlanmalı, salonlar şimdiden tutulmalı diyordu. İçimizde sadece Metin bu konuyu bildiği için bunların ikisine bu işlerin nasıl yapıldığını anlattırdık.

Federasyonun Ozan Arif’in öncülüğünde oluşturulmuş senelerdir devam eden bir sanatçı ekibi varmış. Bunlar bütün bir yıl boyunca Avrupa çapında teşkilatlarımızda “gece” denilen konser şölenleri yaparlarmış. Buralardan elde edilen gelirlerle de hem teşkilatların hem de federasyonun ihtiyaçları karşılanırmış. Fakat birkaç sene önce federasyon başkanı ile Ozan Arif arasında bir tatsızlık çıkınca Ozan Arif’in programları bitmiş. Onun yerine başkalarını görevlendirmişler. Geçen dönem Işılak kardeşler, Baydaroğlu ve Ozan Nihat’tan oluşan bir ekip çalışmış. Ama yıllardır Ozan Arif’e alışan hatta çoğu onun marşları şiirleri şarkıları ile ülkücü olan insanlarımız yeni ekibe pek iltifat etmediği için salonlar dolmamış. Böylece teşkilatlara iki kuruş para gelen bir kaynak da kurumuş. Ozan Nihat’ın bu uyarısı ile biz hazırlıklarda geç kalmayalım diye hemen harekete geçtik.

12 Eylül’ün susturamadığı Ozan Arif, ülkücülerin sesi, yüreği, vicdanı olmuş, sanatıyla tek başına darbecilere karşı mücadele vermişti. Önce bu anlamsız ayrılığın bitirilmesi şarttı. Metin ardiye odasının Ozan Arif’in kasetleri ile dolu olduğunu söyledi. Ayhan başkan “kaldırın satmayın” demiş. “Biz satmadığımız için insanlarımız gidip ülkücü marketlerden, exportlardan alıyorlar” dedi. Türkmen başkan gelene kadar bu hususta bir çalışma yapmaya karar verdik. Federasyona gelen veya telefonla arayan herkese Ozan Arif’i soruyorduk. Aldığımız cevaplar öksüz çocukların anaya hasreti gibiydi. Teşkilatlar Ozan Arif olmayacaksa bu sezon gece filan yapmayacaklarını söylüyorlardı.

Bir ara Weser sokağında fırın ve kafeterya çalıştıran önceki dönem federasyonun sekreterliğini yapmış olan Mustafa’nın yanına giderek “Ozan Arif meselesini” sordum. Mustafa pek detay vermemekle beraber Ozan Arif’in tavırlarından rahatsız olan Ayhan başkanın “kimse teşkilatın üstünde değil” dediğini ve sonrasında yeni bir ekip kurulduğunu anlattı. “Zaten Ozan Arif mahkeme işlerini halledip Türkiye’ye döndüğü için orada sahneye çıkmaya başlamıştı” dedi. Merak ettiğim için “Başbuğun bu konuda bir emri var mıydı?” diye sordum. “Yok yok dedi, Öyle bir şey olsa Düsseldorf Kurultayı’nda Başbuğ ile birlikte sahnede olur muydu” dedi. Konunun federasyon yönetimi ile sınırlı olduğunu anlayarak, sevinmiştim.

Türkmen başkan federasyona geldiğinde konuyu kendisine açtık. Topladığımız bilgileri aktardık. “Tamam. Birkaç gün sonra Suat da gelecek, gidip görüşür gereğini yaparsınız” dedi. Artık herkese Ozan Arif müjdesi vermeye başlamıştık.

Sonraki günlerde Ozan Nihat’ın kaçaklık konusunu ele aldık. Türkiye’den mahkeme evrakını getirttik. Meğer hakkında zina davası açılmış. Dosyasında bir de baskın tutanağı vardı. Güya jandarma bir evi basmış. Ozan Nihat yemin billah ediyor böyle bir şey yok diyordu. Tutanak tarihinde Almanya’da olduğu pasaportundaki giriş çıkış mühürlerinden belliydi. Yalan beyanlarla dolu bu tutanak sahteydi. Yine de Türkiye’deki avukatlarımızdan çok sevdiğim ve saygı duyduğum Faruk Keskinkılıç’ı arayıp ondan hukuki bilgiler aldım. Olanı biteni anlattım. Bana “Onun mahkemeye gelmesine bile gerek yok. Bir dilekçe ile ifadenizi ve pasaportun safyalarının kopyelerini mahkemeye gönderin” dedi. Geleli beri Ozan Nihat’ın yüzü ilk defa o gün güldü diyebilirim.

Bir ifade metni hazırladık, dilekçesini de yazdık. Pasaportun kopyeleri çıkarıldı. Bir göndermesi kaldı. Fakat Ozan Nihat’ın da ozanlığı tuttu. “Yarenim ben bu ifadeyi şiirle yazacağım” dedi. Birkaç gün şiirle uğraştı. Müthiş kabiliyeti ile uzun bir şiir yazdı. Okudum çok beğendim. Bir yerde öyle bir beyit vardı ki, aradan 30 yıl geçtiği halde unutmadım: “Uzaydan mı gelmiş bu meretin soyu / Buradan erişti Denizli’ye boyu” diyerek sahte tutanağa gönderme yapıyordu. Kaş yaparken göz çıkarmak da vardı. “Nihat abi, sen bunu bir de Ozan Arif’e okut” dedim. Sonradan Arif Abinin şiirdeki bazı yerleri kırptığını ve mahkemeye öyle yollandığını öğrendim.

Bir gün federasyona gelen telefonlardan birinde çok kibar konuşan bir şahıs “Beyefendi orası neresi?” diye sordu. “Türk federasyon” dedim. “Ben Nihat Sönmez ile görüşmek istiyorum” deyince kısa bir duraklamadan sonra “Böyle birini bilemedim ama biraz durun sorayım” dedim. Metin’e “Nihat Sönmez diye birini arıyorlar, böyle birini tanıyor muyuz?” dedim. Metin “Ozan Nihat’ı soruyorlar ya işte..!” deyince Nihat Abinin soyadının Sönmez olduğunu hatırladım. Emin olmak için telefondakine “Ozan Nihat’ı mı arıyorsunuz?” diye sordum “Evet evet” deyince “Az beklerseniz hemen çağırayım” dedim. O şahıs “Tamam. Ama önce bana federasyon nedir, ne iş yapar söyler misiniz?” deyince cevap vermeden önce “Kimsiniz bu bilgileri niye istiyorsunuz?” diye bu defa ben sordum. Bana bilmem nerenin hakimi olduğunu ve eline ulaşan bir dilekçe ile ilgili olarak Nihat Beyi aradığını söyleyince konuyu anladım.

Dedim: “Efendim, siz kapatın az sonra Ozan Nihat sizi aradığınız bu numaradan geri arasın” Ve biz hemen Nihat Abiyi bulduk. Ona hakim beyi arattık. Hakim bey, ozanımıza “Meslek hayatımda ilk defa böyle bir dilekçe aldım” diyerek iltifat etmiş. Derhal tutukluluğunu kaldıracağını söylemiş. Gerçekten de bu konu o zaman böyle kapandı Ozan Nihat’ın kaçaklığı da sona erdi. Bize de böyle bir hatırası kaldı.

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.