“BİZ İSLAM MİLLETİYİZ, HİLAL İSTERİZ”

Nev’i şahsına münhasır bir Ülkücü LEVON PANOS DABAĞYAN

Ermeni asıllı Krikor ve Siranuş çiftinin evladı olarak, 11 Kasım 1933’de İstanbul’un Aksaray-Yenikapı semtinde, büyük devlet adamı Harutyun Amira Bezciyan’ın meşhur yalısında dünyaya geldi. .

Baba tarafı Van vilayetinden çıkıp Kastamonu’nun Kadınsaray Köyü’ne yerleşen Karacıyanlar sülalesinden, ana tarafı ise Erzurum ve Van dolaylarından İstanbul’a takriben bir asır evvel göçüp Yenikapı semtine yerleşen Dabağyan’lardır. Ailevi bir sebepten dolayı Dabağyan soyadını alan Krikor Efendi, evlatlarına da aynı soyadını verdi. Dabağyan ailesi; Ermeni mezhebi olan Lusavoriçağan mezhebindendir.

Dabağyan 1967’de CKMP’ye girerek Milliyetçi Hareket saflarında yer alacak kadar Türk Milletine, Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyetine sevdalı bir vatanseverdir. CKMP’nin 1969’da MHP olarak isim değiştirdiği ve amblem olarak üç hilali seçtiği olaylı kurultay sırasında “Biz İslam milletiyiz, hilal isteriz” diyerek üç hilalden yana görüş bildirecek kadar şuurlu bir aydındır. Aynı yıl yapılan milletvekili genel seçimlerinde MHP’den İstanbul milletvekili adayı olan Levon Panos Dabağyan seçim çalışmalarını rahmetli Dündar Taşer ve Göktürk Mehmet Uytun ile birlikte yapar…

Levon Panos Dabağyan 1970’li yıllarda, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in isteğiyle Ortadoğu gazetesinde yazılar yazmıştır. Ayrıca, Yeni İstanbul, Babıali’de Sabah, Bugün, Hakikat, Yeşil Belde ve Tercüman gazetelerinde makale ve tefrikaları yayınlanmıştır. 12 Eylül 1980 öncesinde Hergün gazetesinde ve Türk Edebiyatı gibi kültür ve sanat dergilerde de yazıları yayınlanmıştır.

Türkiye Ermenileri Hakkında

Dabağyan, Türkiye’deki Ermeniler için, “Bütün Ermenileri düşman görmek tamamen yanlıştır ve de haksızlığın ta kendisidir. Zira, Türk vatanını en az bizler kadar seven ve dış ülkelere giden Türk insanına adeta kardeş gibi davranarak onları başı üstünde ağırlayan nice Ermeni mevcuttur” diyor.

„Buradaki Ermeni’nin Türk düşmanlığı ile bir alakası yoktur.” Ermeni meselesini protesto etmek için Taksim’de kendini yakan Türk dostu Ermeni’yi hatırlıyor musunuz?” Peki Milli Mücadele sırasında Anadolu’ya silah sevk eden ve bilahare Afyon’dan milletvekili seçilen Berc Keresteciyan’ı tanıyor musunuz? Osman Gazi nur içinde yatsın. “Ermeni kullarımı içinize alın, yoksa Bizans bunları bitirir.” demişti. Ermeni Piskoposluğu Bursa’dadır. İstanbul’un fethinden sonra da patriklik olur.”

Karabağ Meselesinin çözümsüz değildir

Başta Karabağ olmak üzere Azerbaycan’daki Türk illerinin Ermenistan tarafından işgal edilmesi, bütün dünya Türklüğü açısından üzüntü verici bir durumdur. Türk-Ermeni ilişkilerinde Ermeni saldırganlığına karşı durulamadığı gibi, sonraki dönemde Türkiye ile diyalog kurmaya çalışan Levon der Petrosyan’ın uzlaşmacı yaklaşımı da boşlukta bırakılmıştır. Uzlaşmacı Petrosyan çözüm üretemeyince, sertlik yanlısı Rober Koçaryan’ın Ermenistan’ın başına geçmesine fırsat verilmiştir. Levon Panos Dabağyan, Türkiye’nin Pedrosyan’la diyalog kurarak, Ermenistan’ı kendi tarafına çekebilecekken bunu yapamadığını kanaatindedir. (Bu çerçevede Ermenistan Eski Devlet Başkanı Levon der Petrosyan’ın, Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş ile de görüştüğünü hatırlayalım. Asıl problemin Türkiye Ermenileri ve Ermenistan ile ilgisi olmayan, Ermeni diasporasından kaynaklanmaktadır.)

Dabağyan’ın Eserleri

Fatih ve Fetih Olayı, Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945, Türkiye Ermenileri Tarihi, Kemalizm Işığında Azınlık Gözüyle Atatürk, Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye, Sinema Dünyası: Zaman Tünelinde Tüm Yönleriyle

Fatih ve Fetih Olayı

Levon Panos Dabağyan, İstanbul’un fethini küçültmek ve fethin muhteşem etkisini yıpratmak isteyenlere tepkilidir. O, gemilerin karadan çekilmediği vs. gibi fethin bilinen sembollerinin özellikle yıpratıldığını iddia ediyor. Dabağyan fethin tanımlanmasında yapılan önemli bir yanlışlığa da dikkat çekiyor: “Bizans’ın fethi hakkında yazılmış olan bazı eserlerde; Bizans’ın tamamen çürümüş, yıpranmış kof bir ağaç gibi gösterilmektedir. Halbuki, bu gibi yazarlar aslında ne gibi bir hataya düşmüş olduklarının farkında değillerdir veya maksatlı hareket etmektedirler. Zira Bizans, onların eserlerinde belirtmiş oldukları şekilde olsaydı; eşsiz Cihangir’in o dev başarısını gölgelenirdi. Daha doğrusu, önemini tamamen kaybederdi. Bu tamamen yanlış bir görüş ve yanlış bir tutumdur…. Büyük Cihangir Fatih Sultan Mehmed han, gayet kuvvetli bir düşmanı haklamış ve koca bir imparatorluğu tarihten silip atmıştır. Dev Bizans’ı tarih sahifelerine göçerten tek sebep, Muhteşem Fatih’in eşsiz dehası, yüce Türk Ordusunun iman gücünün üstünlüğü ve çelikten bileğidir.”

Dabağyan ‘Fatih ve Fetih Olayı’ adlı eserinde Bizans’ın yıkılmasına Türkler kadar Ermeniler’in de sevindiğini söyler. Bunda en büyük tesir, Türklerin himayesine geçen Ermeniler’in Türklerden gördüğü dostluk ve himayedir: “Osman Gazi’nin 1326’da Bursa’yı zaptederek payitaht ilan etmesinden sonra, Türkler himayesinde bulunan Ermenilerin Ruhani Reislik Merkezi Bursa’ya nakledilmişti. Bursa’da bulunan Ermeniler, ekseriyetle İç Anadolu’dan gelme sanatkar, mimar, kalfa ve küçük zanaat erbapları idi. Sultan Fatih, Rumeli Hisarı’nın inşaasında bu zanaatkarlardan da faydalanmıştı.”

Dabağyan bir başka bağlantının daha altını çizer: “Ermenilerin Urartular, Sümerler ve Subarlar’la birlikte Gurlar yurdundan ilk gelen Türkler olduğunu açıklayan kaynaklar vardır. Ermeniler asırlarca Türklere her dalda şerefli hizmetlerde bulunmuşlardır. Ne var ki Türkiye üzerinde gizli emeller peşinde olan İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bir takım Batılı devletler, kendi menhus gayelerine erişebilmek maksadı ile din kardeşliği efsunu ile Ermenilerin fikrini çelip, mezheplere bölmüş ve zamanla kendi hakimiyetleri altına alarak Türkiye’ye karşı ayaklandırmışlardır. Ermenilerin bu hataları çok pahalıya mal olmuş ve perişan Ermeniler, göçebe gibi dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır.”

Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945

Levon Panos Dabağyan’ın eserlerinden biri de 2.Dünya Savaşı’nda Amerika’nın yaptığı bir katliamı anlatan ‘Pearl-Harbor’dan Hiroşima’ya 1941-1945’ adlı eseridir. Dabağyan eseri şöyle takdim eder: “Dünyayı kan ve göz yaşına boğan 2. Dünya Harbinin üzerinden bunca zaman geçti. Yeni Dünya Düzeninin haritasını çizen ve tarihini yazan galiplerdi. İnsanlığa, kırım ve katliamın tarihi galipler tarafından öğretildi. Galipler, beynelminel sermaye çevreleri ile onun jandarmalığını yapan ABD ve yandaşlarıydı. İnsanlar, 2. Dünya Harbinde aynı zamanda büyük bir insanlık ayıbı olan soykırımla tanıştı. Hemen herkes, soykırım dendiğinde Yahudileri hatırlamakta hemfikirdir. Oysa, 2. Dünya Harbi’nin tek ve gerçek soykırım kurbanları Asyalı kahraman bir millet olan Japonlar olmuştur. Ne var ki, tarihi hakikatleri ters yüz etmekte usta olan Yahudi ve Yahudi sermaye çevreleri Yeni Dünya Düzenin mimarı olabilmek için Asya’nın bu milli gücünü kırmak zorundaydı. Bunun için insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en korkunç silahı olan atomu Japonlar üzerinde kullanmakta tereddüt etmemişlerdir.”

Türkiye Ermenileri Tarihi

Bu kitap öncelikle “Ermeni Örgütleri”nin işine gelmez. Çünkü; Ermeni Milleti’nin “Milli varlığını” doğrudan “Türk Milletine” medyun olduğunu hemen her Türk-Ermenisi ve Dünya Ermenileri okuyabilme fırsatını bulacaklardır. Görecekler ki, Ermeni Milletine “Haçlı Milletler” değil, bizzat İslam Türk Milleti hemen her şekilde imkan tanımış ve ona sahip çıkmışır. İşte bu durum; dün olduğu gibi, günümüzde de aynı senaryoları sahneleyen “Dünya Emperyalist Devletleri”ni de ziyadesiyle rahatsız edecektir. Dolayısıyla belki müslüman camiadan da aleyhte çatlak sesler çıkacak ve “Nüfus cüzdanı”nda “Müslüman” yazmasından gayrı, ne müslümanlıkla ve ne de Türklükle hiçbir bağı olmayan bir takım emperyalist uşakları da aynı menfi propagandalara girişeceklerdir.

Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye

Niçin İstanbul değil de “Konstantiniyye” serlevhası naçiz eserimizin adı oldu!… Çünkü, böylesi yakışırdı. Çünkü hiçbir zaman “İstanbul” feth edilemez. Bu mukaddesat, Feth-i Mübin’den sonra mezkûr beldeye layık görülmüş bir değerli isimdir. Çoğu makale ve tefrikalarda “İstanbul’un Fethi” gibi pek yanlış tanıtım başlıkları kullananlar olmaktadır ki bu fevkalade yanlış ve tam manada bir hatadır ki, telafisi gayr-ı kabildir!.. Zira, Hz Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin mukaddes Hadis-i Şerifleri, “Konstantiniyye”i işaret buyurmuştur. İstanbul’u değil. Dolayısıyle, naçiz eserimize yukarıda kayda geçtiğimiz adı koymamız, en münasip ve en doğru seçim olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

İslam ahlak ve faziletini, Türklük şuur ve gururunu en asil şekilde meydana koyan eşsiz Fatih Sultan II. Mehmet Han. Adalet ve müsamahakar oluşuyla da Cihan Hükümdarları arasında en başta gelenlerdendir ki, sırf bu meziyeti dahi bizim tam bir titizlikle çalışıp bu mütevazı eseri meydana getirmemize yetmiştir.

“Doğu-Roma Fatihi ve Büyük Türk Hakanı II. Mehmed Han, Bizans’ın en mukaddes varlığı Aya-Sofya Katedrali‘nin önüne geldiğinde, Bizanslılar, başlarında yüksek dereceli ruhanileri ile birlikte, eşsiz Cihangir’in karşısında ağlayarak secdeye kapandıklarında. Genç Türk Hükümdarı, Sultan Fatih, bir el işaretiyle hemen hepsini susturarak, Bizans Patrik’ine hitaben şu tarihi konuşmayı yapmıştı: “Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmet; hepinize söylüyorum ki bu andan itibaren ne hürriyetiniz ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.” Şehrin Fatih’i bu sözleriyle gönülleri de fethetmesini bilmişti.

Recep Küçükizsiz

(Yayın.255 – 2005-06-15, 21:48:07)

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır. 2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bahçeli'ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.